Türkiye’de tartışmaların odağında yer alan “mülksüzleştirme” iddiaları, vatandaşların toprak, konut ve üretim hakkını nasıl kısıtladığını çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. İddialara göre süreç, küçük adımlarla bireyleri bağımlı kiracılığa sürüklüyor.
Küçük araziler artık kullanım açısından sınırlı hale geliyor. Örneğin 5.000 m²’nin altındaki arazilerde ev yapmak yasak. Araziye sahip olsan bile, üretim veya yapı izni almak neredeyse imkânsız.
Mazot, gübre ve diğer maliyetler, çiftçilerin üretim yapmasını imkânsızlaştıracak seviyelere ulaşıyor. Çiftçiler, tarlalarına yatırım yapmanın kârlı olmadığını görünce ya üretimi durduruyor ya da arazilerini elden çıkarıyor.
Kredi ve faiz yükü, arazilerin ve mülklerin borca mahkum edilmesine yol açıyor. Çiftçi ve küçük mülk sahipleri, borç yükü altında adeta yaşamaya başlıyor; borç onların hayatını yönetir hale geliyor.
Ödeme sıkıştığında haciz dalgaları geliyor. Küçük parçalar elden çıkarken, bu araziler büyük projeler için birleştirilip değer kazanıyor. Küçük sahipler, “değersiz” olanı satmak zorunda kalıyor.
“Rezerv alan” veya “maden sahası” gibi tanımlarla tapulara el konabiliyor. Kağıt üzerinde para ödense bile, arazinin üzerindeki kontrol ve aidiyet ortadan kalkıyor.
Ev yapmak isteyenler için maliyetler, kredi faizleri ve ruhsat engelleri neredeyse aşılmaz. Arsa küçükse veya uygun değilse, konut sahibi olmak imkânsız hale geliyor.
Tapular artık veri tabanındaki kayıtlarla yönetiliyor. “Riskli” görülen kişiler, sistem dışına itilebiliyor; mülkiyetin güvenliği algoritmalara bağlı hale geliyor.
Miras hukuku ve veraset vergileri, araziyi sahiplenmeyi zorlaştırıyor. Masraflar karşılanamayınca, mülkler devlet ya da büyük emlak fonlarına terk ediliyor.
Evin karbon ayak izi yüksekse ek vergiler ve iyileştirme zorunlulukları geliyor. Ödenemeyen yükümlülükler, mülkün dev şirketlere geçmesine yol açıyor.
Tüm bu süreçlerin sonunda vatandaş, toprak ve ev sahibi olamıyor; barınmak için her ay sisteme “hizmet bedeli” ödeyen kiracı konumuna düşüyor. Sahiplik bitti, kullanım hakkı kiralamaya dönüştü.
Kıssadan Hisse:
Sahip olduğun araziyi kullanamazsan, üretemezsen, borçlanırsan ve ödeyemezsen, mülkün elinden çıkıyor. İddialara göre, aksi durumda bile “bir gece ansızın” tapuya el konabilir.
Bu tartışmalar, mülkiyet hakkının güvence olmaktan çıkıp bir maliyet ve risk faktörüne dönüşebileceğine dair kamuoyunda ciddi kaygılar yaratıyor.