SÖYLEMLER GERÇEKLERİ YANSITMIYOR!

SÖYLEMLER GERÇEKLERİ YANSITMIYOR!
Yayınlama: 16.03.2026
A+
A-

Sendikacı Veli Beysülen makalesinde;

Son yıllarda dünya geneli ile ülkemizde insanlık için önem arz eden bazı deyimler ile insani değerler, kullanan bireyler ve kullanım amaçlarından dolayı dejenere olmakta. Zira çoğu zaman kullananın kendisinin inanmadığı veya hedefine uzaklaşmak için yok saydığı bu değerleri kullanması, onları önemsizleştirmektedir. Buna dünya genelinde özellikle emperyalist merkezlerin son yıllarda yok ettiği barış, demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk kuralları, diğer ülkelerin bağımsızlıklarının yok sayılması, hegemonya savaşlarında sınır tanınmaması ve özellikle savaşlarda gözetilmesi gereken yerlerin hedef alınması gibi pek çok örnek vermek mümkün.

Türkiye özelinde baktığımızda, 23 yıllık AKP iktidarında özellikle eski Türkiye diye başlayan ve 40-50 öncesi ile ülkenin bugününü karşılaştıran veya demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukuk, ekonomik gelişme, yurttaşların gelir düzeyleri toplumun geneline yansımayan ülkenin ekonomik büyümesi, uyguladığı ekonomi politikasının sonucu olan gelir eşitsizliği gibi konularda söyledikleri ile popülist söylemle toplumun hafızasında önemi olan bazı deyimlerin rastgele kullanılması, bu deyimleri önemsizleştirmektedir. Zira söylenen ile sonucun çok farklı olduğunu yurttaşlar yaşayarak görüyorlar.

Evet, 23 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarında nerdeyse her gün, başta partili cumhurbaşkanı, bakan ve bürokratlar ile iktidar partisi sözcülerinden ülkenin büyüdüğünü, kişi başı milli gelirin arttığını duyarız. Zaman zaman da bunu müjde diye açıkladıklarına da hepimiz şahidiz. Peki, gerçekler öyle mi? Ülke gerçekten büyüdü ve kişi başı milli gelir söyledikleri seviyelerde mi? Elbette Türkiye yerinde saymıyor. Dünya genelinde meydan gelen global gelir artışına paralel olarak Türkiye’nin toplam geliri de artıyor. Nitekim Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Türkiye’nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 238 milyar 674 milyon dolar iken kişi başı milli gelir ise 3.616 dolardı. Bugün ise Türkiye’nin GSYİH kişi başı 1 trilyon 565 milyar 471 milyon dolar ve kişi başı milli gelir ise 18.198 dolar seviyesinde.

Gördüğünüz gibi rakamlar büyümüş. Peki, büyüyen bu rakamlar topluma ne kadar yansıyor veya yurttaşların satın alma gücü arttı mı? Elbette artmadı. Zira Türkiye uzun yıllardır enflasyonun yüksek seyrettiği ülkedir. Yüksek enflasyondan dolayı, toplumun büyük çoğunluğunun satın alma gücü milli gelir artışına paralel olarak artmıyor. Hatta eridiği için toplumun emekçi katmanları artık yoksul. Türkiye gelir adaletsizliğinde dünyada başı çeken ülkelerden biri. Kısacası ülkenin ekonomik büyümesi, ülke insanın genelinin refahını artırmıyor. Kuşkusuz izlenen rant ekonomisi, paradan para kazanmaya dayanan ekonomi politikası geliri büyütüyor. Biraz rakam şişirmenin etkisiyle gerçekleşen bu hormonlu büyüme toplumun geneli için bir refah artışı sağlayamıyor. Nitekim Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2025” sonuçlarına göre, en yüksek gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirin %48’ini aldı. En düşük gelire sahip %20’lik kesimin aldığı pay ise yüzde 6,4 olarak hesaplandı. Buna göre ülke toplam nüfusunun 17 milyon 500 bin kişiye tekabül eden, %20’lik yüksek gelir grubu 1 trilyon 565 milyar 471 milyon lira olan toplam gelirinin 752 milyar 426 milyon lirasını alırken, 70 milyon kişiye tekabül eden geriye kalan nüfusun %80’i ise 814 milyar 045 milyon lirasını alıyor. Tüm bu gerçeklere rağmen, iktidar sözcüleri müjdeler vermeye devam ediyorlar.

Son yıllarda bu ülkede en çok duyduğumuz laflar; enflasyon düşüyor, bir yıl, iki yıl, bilemedin üç yıl daha dişinizi sıkın enflasyonu tek haneli rakama düşüreceğiz. Emeklimizin, asgari ücretle çalışanımızın, işçi memur tüm çalışanlarımızın, esnafımızın, köylümüzün yanında olduk, olmaya devam edeceğiz. Emeklimiz en refah yıllarını bizim iktidarımızda yaşıyor. Emeklimizi enflasyona ezdirmedik. Biz emeklimizi seviyoruz, onlara daha çok vermek isteriz ama devletin imkânları sınırlı, Cumhurbaşkanımızın onayı ile emeklilerimizin maaşlarını yükseltiyoruz gibi, başta emekliler ile asgari ücretliler olmak üzere kendisini genelde emek dostu gösteren bir iktidar anlayışı var karşımızda. Üstelik bu anlayışa göre, emekliler bu ülke de çalışıp, vergi ve Sosyal Güvenlik Pirimi vermiş insanlar değil, yardıma muhtaç garibanlardır. Cumhurbaşkanı onları çok seviyor ve lütufta bulunuyor.

İktidar sözcüleri, özellikle de partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müjde” lafını çok kullanır. Çalışanlara sağlanan cüzi haklar veya kazanılmış maaş, ikramiye gibi en doğal hakları bile “müjde” sözü eşliğinde verilir.

Daha önceki yazılarımda, emeklilere bayram ikramiyesi verilmesi için verilen mücadele ile 2018 yılından itibaren verilmesine başlanan ikramiyenin erimesine dair detaylı değerlendirmeler yaptım. 2 Mart 2026 tarihinde bu köşede yayınlanan EMEKLİ BAYRAM İKRAMİYESİ NASIL ERİDİ? Başlıklı yazımda 2018 yılında asgari ücretin %62’si olan bayram ikramiyesinin bugün asgari ücretin %18’ine gerilediğini yazmıştım. Bu erimeden dolayı milyonlarca emekli bu bayramda ikramiyenin artırılmasını bekliyordu. Ancak 3 Mart 2026 tarihinde açıklama yapan AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, savaş bahanesine sığındı ve kaynak yok diyerek TBMM’ye sundukları kanun teklifinde artışa dair bir düzenleme bulunmadığını belirtti. Güler’in bu açıklaması milyonlarca emeklinin beklentisini boşa çıkardı. Güler, “SGK bütçesine 4’er bin lira için 150 milyar TL’lik kaynak ayırdık. İlerleyen zamanda ne olur bilemiyoruz ancak bütçe dengeleri açısından OVP kapsamında emekli aylığı artışlarında da kaynak üretmede zorlandık” diyerek, kaynak yokluğu bahanesine sığındı. Güler’in açıklamasına göre, iki bayramda ödenecek ikramiye için hazineden 150 milyar lira aktarılacak.

Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik çalışmaları ile bilinen Birgün gazetesi yazarı Prof. Dr. Aziz Çelik, Güler’in açıklamasının ardından sosyal medya hesabından, 2025 yılında, ikramiye için kullanılan para miktarına dikkat çekerek, “Bu işte bir yeniği var!” diye bir paylaşım yaptı. Çelik yaptığı paylaşımda, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, 2025 yılında emekli bayram ikramiyesi için 115,3 milyar lira para harcandığı halde, “AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler şöyle demiş: ‘Hem Ramazan Bayramı hem Kurban Bayramı’nda 4’er bin liralık ikramiyenin ödenebilmesi için bu yıl bütçemizden SGK’ye 150 milyar liraya yakın bir kaynak aktarıyoruz.’ Diyor. Çelik, “İkramiye miktarı aynı kaldığına göre bu miktar artan emekli sayısı nedeniyle en fazla 2-3 milyar lira artar ve iki bayram için 117-118 milyar lira olur. Oysa Abdullah Bey ise 150 milyar liradan söz ediyor. O halde 30 milyardan fazla ödenek nereye harcanacak?” diye soruyor. Sayın Çelik’in de paylaşımında belirttiği gibi ikramiye aynı kaldığına göre, neden geçen yılki harcamanın 30 milyar lira üstünde para ayrıldı. Emekli ikramiyesi için ayrılan bu para nerelere aktarılacak? Tüm bunlar cevapsız sorular.

Tüm bu tartışmaların sürdüğü süreçte, gözlerin çevrildiği AKP grup toplantısında kürsüye çıkan AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, alışık olunduğu üzere, bir kez daha müjde olmayan müjdeyi verdi ve emekli bayram ikramiyesinin artırılacağından bahsetmeden, ikramiyenin bayramdan önce hesaplara yatırılacağını açıkladı. Erdoğan’ın bir müjdesi daha vardı, o da ödeme tarihleri bayrama denk gelen SSK emeklileri ile bayram sonrasına denk gelen BAĞ-KUR emeklilerinin maaşlarının bayramdan öce hesaplara yatırılacağıydı.

Nasıl, adı üzerinde bayram ikramiyesi olan ve bayramdan önce ödenmediği taktirde emeklinin bayram harcamaları için kullanamayacağı, yani ödeme amacına uygun kullanım imkânına sahip olmayacağı ikramiyenin bayramdan önce ödenmesi büyük müjde değil mi? Öte yandan maaş ödemesi bayrama denk gelen emeklilerin büyük grubu SSK emeklileri ile bayramın sonrasına denk gelen BAĞ-KUR emeklilerinin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, açlık sınırının altındaki maaşlarının bayram öncesinde yatırılması, emeklilere lütuf değil, aksine emekliler harcama yapsınlar piyasa canlansın diye yapılmış bir uygulamadır. Peki emekli bu parayı bayram alışverişinde harcar mı? harcarsa aybaşını nasıl getirecek? Ülkeyi yönetenler bunlar düşündüler mi? Düşünmüşlerdir düşünmesine ancak emeklinin durumu onları ilgilendirmiyor. Zira onlar toplumdan kopuk, yukarıdan baktıkları ülkede her şeyi güllük gülistanlık görüyorlar. Dolayısıyla, söylemleri ile gerçekler dağlar kadar birbirinden kopuk. Bu nedenle söylemleri hayatın gerçeklerini yansıtmıyor!

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.