SAVAŞLARIN İLK KURBANLARI GERÇEKLERDİR.

SAVAŞLARIN İLK KURBANLARI GERÇEKLERDİR.
Yayınlama: 10.03.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde; Tarihte bu söz kısaca “Savaşın ilk kurbanı gerçektir.” şeklinde olup Hiram Johnson’a atfedilir. Ondan yüzyıllar önce ise Aeschylus benzer bir düşünceyi tragedyanın karanlık sahnesine bırakmıştı. Demek ki savaşın sisi yalnızca barutu değil, hakikati de yakıyor. Gürültü, korku ve çıkarların arasında gerçek yavaşça görünmez oluyor. O zaman dünya, olanları değil; anlatılmasına izin verilenleri dinliyor.
Bir savaş başladığında önce kurşunlar değil, kelimeler ateşlenir. “Operasyon” denir, “temizlik” denir, “yan etki” denir. Ölen siviller istatistiğe, yıkılan şehirler harita düzeltmesine dönüşür. Gerçek, kelimelerin içinde şekil değiştirir. Bir anda aynı olay iki farklı ekranda iki farklı evren olur. Gerçek, taraf seçmeye zorlanır.
Oysa hakikat tarafsızdır. Hakikat bir bayrak taşımaz. Fakat savaş, hakikati bile üniforma giymeye zorlar.
Savaşın olduğu yerde propaganda vardır; propagandanın olduğu yerde ise bilinçli bir unutma başlar. İnsan zihni kendini korumak için karmaşık olanı sadeleştirir. “Biz” ve “onlar” diye ikiye böler dünyayı. Bu bölünme yalnızca coğrafi değildir; ahlaki bir yarılmadır aynı zamanda. Artık “biz” ne yaparsak yapalım savunmadır, “onlar” ne yaparsa yapsın tehdittir.
İşte gerçek tam burada ölür.
Gerçek, çoğu zaman karmaşıktır. Çelişkilidir. Rahatsız edicidir. Savaş ise netlik ister. Netlik, insanı mobilize eder. Basit anlatılar asker toplar, karmaşık sorular değil. Bu yüzden savaş dönemlerinde sorular azalır, sloganlar çoğalır. Felsefe geri çekilir, retorik öne çıkar.
Ama asıl tehlike bombalar değil; hakikatin sıradanlaşan ölümü.
Çünkü gerçek bir kez gözden düştü mü, barış da zeminini kaybeder. Barış ancak hakikatin üzerine inşa edilebilir. Gerçeğin çarpıtıldığı bir yerde yapılan ateşkes, yalnızca geçici bir suskunluktur. Hakikatle yüzleşmeyen toplumlar, tarihi tekrar etmeye mahkûmdur.
Savaşın en sinsi yanı şudur: İnsanlar bir süre sonra yalanı yalan olarak değil, “gerekli bilgi” olarak görmeye başlar. Hakikat lüks, hatta tehdit gibi algılanır. Oysa gerçek, savaşın değil insanlığın tarafındadır.
Belki de asıl soru şudur: Savaşta gerçekten kim kazanır?
Toprak mı? İktidar mı? İntikam mı?
Eğer hakikat kaybediyorsa, geriye yalnızca daha derin bir karanlık kalır. Çünkü gerçeğin olmadığı yerde adalet olmaz; adaletin olmadığı yerde ise kalıcı bir barış olmaz.
Savaşlar biter. Antlaşmalar imzalanır. Haritalar yeniden çizilir. Ama gerçeğin mezarı kazılmışsa, toplum uzun süre yas tutar. Ve bazen en büyük yıkım, bombaların değil, bilinçli çarpıtmanın eseridir.
Belki de insanlık için asıl cesaret, savaşmak değil; savaşın ortasında bile gerçeği savunabilmektir.
Çünkü hakikat düşerse, geriye yalnızca güçlülerin hikâyesi kalır.Ve güçlülerin hikâyesi, çoğu zaman gerçeğin kendisi değildir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.