Yurt dışındaki seçim sandıklarına getirilen sınırlama tartışması, teknik bir düzenlemeden çıkarak ilkesel bir demokrasi krizine dönüşüyor. Ulutürk, oy hakkının coğrafyaya değil vatandaşlığa bağlı olduğunu vurguluyor ve sınırlandırmanın hem demokratik değerleri hem de insan onurunu zedelediğini söylüyor.
Ulutürk, öncelikle seçim güvenliğinin vazgeçilmez olduğunu kabul ediyor:
“Sandığın şeffaf, denetlenebilir ve adil olması demokrasinin asgari şartıdır.”
Ancak bu hedefe ulaşırken kullanılan yöntem ve dil, toplumlar arası güveni sarsmamalıdır. Demokratik sistemler yalnızca kurallar üzerinden değil, aynı zamanda güven duygusu üzerinden işler.
Yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy hakkı sınırlandırıldığında tehlikeli bir eşik aşılır:
Londra’daki, Toronto’daki veya Bursa’daki Bulgaristan vatandaşı eşit haklara sahiptir.
“Şu ülkedeki vatandaşın oyu sorunlu” yaklaşımı, sorunun yurtdışında değil sistemde olduğunu gösterir.
Ulutürk, bunun demokratik eşitlik ve hukuki statü açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor.
Türkiye ve Bulgaristan uzun yıllardır istikrarlı komşuluk ilişkilerini sürdürüyor. Ulutürk’ün uyarısı:
“Türkiye’de yaşayan Bulgaristan göçmenleri ve Bulgaristan’daki Türk kökenli vatandaşlar, iki ülke arasında bir ‘etki aracı’ değil, insani bir köprüdür. Oylarını kontrol altına almak, hem demokrasiye hem insan onuruna aykırıdır.”
Seçim sistemiyle ilgili kaygılar teknik yollarla çözülebilir:
Sandık sayısını azaltmak değil, denetimi artırmak
Oy kullanmayı zorlaştırmak yerine şeffaflığı güçlendirmek
Ulutürk, güçlü demokrasilerin oyları azaltarak değil, güveni artırarak ayakta kaldığını vurguluyor.
Bugün bir ülke için getirilen sınırlama, yarın başka ülkelere genişletilebilir. Yurt dışındaki vatandaşların oyunu sistematik olarak değersizleştirmek, demokratik ruhla doğrudan çelişir.
“Gerçek soru şudur: Vatandaşın oyunu sınırlamak mı, yoksa sisteme duyulan güveni artırmak mı?”
Ulutürk’ün mesajı net: Komşuluk kalıcıdır; siyasiler gelip geçer. Demokrasi ise ancak güven ve adaletle ayakta kalır.