Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu tarafından sahnelenen “Adiller ” oyunu, yalnızca bir tiyatro gösterisi değil; adalet, vicdan ve devrim arasındaki gerilimleri sorgulayan güçlü bir düşünsel metnin sahne yorumudur.
Oyun, Fransız düşünür ve yazar Albert Camus’nün aynı adlı eserine dayanır ve insanın adalet arayışı ile şiddet arasındaki ince çizgiyi tartışmaya açar.
Tiyatro bazen yalnızca bir hikâye anlatmaz; insanın vicdanına bir soru bırakır.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu Adiller adlı oyun da tam olarak bunu yapıyor: Seyirciyi yalnızca izleyen değil, düşünen bir tanığa dönüştürüyor.
Oyunun temelinde, bir devrimci grubun bir suikast planı vardır. Ama sorun yalnızca bir eylem değildir. Asıl sprun, o eylemin ahlaki sınırıdır. Suikast yapılacak kişinin arabasında çocukların bulunması, eylemcileri eylemlerinden azgeçirir. Bu durum örgüt içinde tartışma yaratır. Bir insan, adalet adına bir başka insanın canına kıyabilir mi? Amaç gerçekten aracı meşru kılar mı?
Bu sorular, oyunun yazarı Albert Camus’nün bütün düşünce dünyasının merkezinde yer alan sorulardır. Camus, insanın özgürlük ve adalet arayışını önemser; fakat bu arayışın insanı yeni bir zulme sürüklemesine de karşı çıkar. İşte Adiller, tam da bu gerilimli noktada durur.
Sahnelemede dikkat çeken en önemli öge , oyunun yalnızca politik bir metin olarak değil, insani bir dram olarak ele alınmasıdır. Karakterler slogan atan figürler değildir; tereddüt eden, korkan, umut eden insanlardır. Her biri kendi vicdanıyla hesaplaşır. Seyirci de onların bu iç çatışmasının tanığı olur.
Oyunun en güçlü yönlerinden biri de, izleyiciyi kolay yanıtlara götürmemesidir. “Haklı olan kim?” sorusu sahneden salona doğru bırakılır. Bu nedenle oyun, seyircinin zihninde perde kapandıktan sonra da devam eder.
“Tiyatro, toplumun aynasıdır” denir. Ancak kimi oyunlar yalnızca aynaya bakmamızı değil, aynada gördüğümüz yüzle yüzleşmemizi ister. Adiller, işte böyle bir oyun. Adaletin, vicdanın ve insan yaşamının değerini yeniden düşünmemizi isteyen bir sahne çağrısı.
Adalet için, özgürlük için , yaşanabilir bir dünya için savaşan insanlar, aynı zamanda sevmek sevilmek de ister. Adil ve özgür dünyada sevgi de gerekir. Sevgisiz bir yaşam düşünülemez.
Oyunun sonunda seyircinin zihninde şu soru kalır:
Adalet için yola çıkan bir insan, adaletsizliğe dönüşmeden ne kadar ileri gidebilir? Sorgulanması ve yanıtlanması gereken sorular bunlar.
Oyun, bir prova görüntüsüyle başlıyor ama yaşanmış ve gerçek bir olayı anlatıyor. Oyuncular cok başarılı. Duyarak ve yaşayarak oynuyorlar. Diksiyonları, seslerinin tonu çok güzel. Isik tasarım cok etkileyici. Oyunun sonunda izleyicilerle degerlendirme yapılması ve görüslerinin alınması önemli ve değerli bir uygulama.
Bursa Büyükşehir Belediyesini, Şehir Tiyatrosu’nun tüm oyuncu kadrosunu , teknik ekibini yürekten kutlarım. Son yılların en güzel oyununu sergiledikleri icin sonsuz teşekkürler.