Bursa Vatan Medya Grubu
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge Temsilcisi
Köşe Yazarı – Hasan Mesut Ekmen’in kaleminden
Bir toplumu ayakta tutan yalnızca kanunlar değildir. Kanunlar kadar, hatta kimi zaman onlardan daha güçlü olan; ahlâk, vicdan ve erdemdir. Siyaset bu üç değerden koptuğunda, güç üretebilir ama adalet üretemez.
İşte tam da bu noktada siyasetin kaderini belirleyen üç temel kavram karşımıza çıkar: sadakat, sadıklık ve liyakat. Ve onların tam karşısında duran, her şeyi içten içe çürüten büyük bir tehlike vardır: riyâkârlık.
Sadakat; körü körüne bağlılık değildir. Sadakat, bir davaya, bir ilkeye, bir misyona gönülden bağlı olmaktır. Siyasette sadakat; kişilere, koltuklara ya da güce değil; millete, hukuka ve savunulan değerlere olmalıdır.
Lider değiştiğinde yön değiştiren, rüzgâra göre saf tutan bir duruş sadakat değildir. Gerçek sadakat; zor zamanlarda doğruyu savunabilme cesaretidir. Yanlışa alkış tutmak sadakat değil, açık bir menfaat ortaklığıdır.
Sadık olmak; yalnızca bağlılık göstermek değil, emanete sahip çıkmaktır. Sadık insan, kendisine verilen görevi şahsi çıkarı için değil, kamu yararı için yerine getirir.
Parti içinde sadıklık; dedikodu üretmemek, fitne taşımamak, kulis siyasetini marifet sanmamak demektir. Sadık kişi; partisini kamuoyu önünde yıpratmaz ama yanlış gördüğünde susarak da günaha ortak olmaz.
Çünkü sadıklık, doğrulukla birlikte anlam kazanır. Doğruya sadık olmayan, aslında hiçbir şeye sadık değildir.
Liyakat; bir görevin ehline verilmesi demektir. Bilgiye, tecrübeye, emeğe ve ahlâka bakılmasıdır. Liyakat yoksa; sadakat istismara dönüşür, sadıklık körleşir.
Parti içinde liyakat; akrabalıkla, hemşehrilikle ya da yakınlıkla değil; ehliyetle ve başarıyla ölçülmelidir. Bir partiyi büyüten; çok sadık insanlar değil, işini bilen, sorumluluk alan ve sonuç üreten kadrolardır.
Liyakat ortadan kalktığında teşkilatlar yorulur, taban küser ve kamuoyu güveni hızla erir.
Riyâkârlık, siyasetin en sinsi hastalığıdır. Yüzüne başka, arkandan başka konuşmaktır. Kamuoyuna başka, parti içinde başka görünmektir. Dava adamı gibi davranıp, menfaat peşinde koşmaktır.
Riyakâr siyasetçi; alkışın olduğu yerde görünür, sorumluluğun olduğu yerde kaybolur. Başarıyı sahiplenir, hatayı başkasına yükler. Bugün övdüğünü yarın inkâr eder. Bu tutum yalnızca partilere değil, siyasetin itibarına da ağır zarar verir.
Sağlıklı bir siyaset için sadakat ile liyakat birlikte yürümelidir. Sadakat liyakatsiz olursa biat kültürü doğar. Liyakat sadakatsiz olursa dağınıklık ve başıboşluk ortaya çıkar.
Asıl olan; ilkeye sadık, işe ehil kadrolardır.
Bugün milletin siyasetten beklentisi nettir: Samimiyet, adalet, şeffaflık ve ehliyet. Bu değerler yoksa; en güçlü söylemler bile inandırıcılığını kaybeder.
Siyaset; şahsi ikbal alanı değil, millete hizmet makamıdır.
Sadakat hakikate,
Sadıklık emanete,
Liyakat millete karşı olmalıdır.
Riyâkârlık ise; hangi kılığa girerse girsin, siyasetten temizlenmesi gereken ağır bir yüktür.
Unutulmamalıdır ki; dava adamı olmak, her şartta doğru adam olmayı gerektirir.