“Komşun Açken Hac Yoluna mı Çıkıyorsun? İslam’ın Merhameti Nereden Başlar?”

“Komşun Açken Hac Yoluna mı Çıkıyorsun? İslam’ın Merhameti Nereden Başlar?”
Yayınlama: 07.03.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı Hasan Mesut Ekmen’in Kaleminden
“Komşun Açken Hac Yoluna mı Çıkıyorsun? İslam’ın Merhameti Nereden Başlar?”

Toplumların ayakta kalmasını sağlayan en güçlü değerlerden biri vicdandır. İnanç ise bu vicdanın yönünü belirleyen en önemli pusulalardan biridir. İslam dini de yalnızca şekli ibadetlerden ibaret olmayan, insanı hem Allah’a hem de topluma karşı sorumluluk bilinciyle yetiştiren bir merhamet medeniyetidir. Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı Hasan Mesut Ekmen, kaleme aldığı dikkat çekici yazısında tam da bu noktaya işaret ederek önemli bir vicdan muhasebesi çağrısında bulunuyor.

Ekmen’e göre İslam; yalnızca namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerle sınırlı bir din değildir. İslam, aynı zamanda insanın kalbinde taşıdığı merhametin, paylaşmanın ve kardeşliğin adıdır. Bir yetimin başını okşamak, yoksulun elinden tutmak, kimsesizin kapısını çalmak ve muhtaç bir insanın derdiyle dertlenmek İslam ahlakının temel taşlarını oluşturur.

Bugün dünyaya bakıldığında sayısız yardım kuruluşunun faaliyet yürüttüğü görülüyor. Televizyon ekranlarında bağış kampanyaları düzenleniyor, sosyal medya üzerinden dünyanın dört bir yanındaki mazlumlar için yardım çağrıları yapılıyor. Elbette ki zulüm gören, açlık ve savaşla mücadele eden insanlara yardım etmek İslam’ın emrettiği büyük bir erdemdir. Nerede bir insan acı çekiyorsa, bir Müslümanın kalbi de orada sızlar.

Ancak Ekmen’e göre burada göz ardı edilmemesi gereken önemli bir soru vardır: “Kapı komşumuz açken, yardımın dünyanın öbür ucuna gitmesi ne kadar doğrudur?”

Kur’an-ı Kerim bu konuda oldukça açık bir yol gösterir. Bakara Suresi’nin 215’inci ayetinde, yapılacak yardımların öncelik sırası anlatılır. Ayette, yapılan infakların öncelikle anne babaya, ardından akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmesi gerektiği ifade edilir. Bu ayet, yardımın en yakın halkadan başlaması gerektiğini ortaya koyar.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi de bu sorumluluğun ne kadar önemli olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu söz yalnızca bir nasihat değil, Müslüman vicdanının temel ölçülerinden biridir.

Bugün birçok mahallede insanlar yan yana yaşamasına rağmen birbirinin halinden habersizdir. Aynı sokakta oturan komşular, kapı komşusunun evinde ekmek olup olmadığını bilmeden hayatına devam edebilmektedir. Yetim çocuklar sessizce büyürken, yaşlılar yalnızlık içinde yaşamlarını sürdürürken, kimi aileler utandıkları için yaşadıkları yoksulluğu kimseyle paylaşamamaktadır.

Ekmen’e göre işte tam da bu noktada merhametin yönünü yeniden hatırlamak gerekir. Çünkü İslam’ın öğrettiği ahlak, yardımı en yakından başlatmayı gerektirir. Mahallede bir yetim varken, şehirde bir fakir varken, kapı komşusu borç içinde kıvranırken bütün dikkati yalnızca uzak coğrafyalara çevirmek, vicdanlarda derin bir sorgulamayı da beraberinde getirir.

Yazısında yardım kuruluşlarına da çağrıda bulunan Ekmen, dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara yardım etmenin değerli olduğunu ancak aynı hassasiyetin şehirlerdeki görünmeyen yoksulluk için de gösterilmesi gerektiğini vurguluyor. Mahallelerde kaç yetim çocuğun yaşadığını, kaç yaşlının yalnız olduğunu, kaç ailenin ekonomik sıkıntılarını gizlemek zorunda kaldığını bilmeden yapılan yardımların toplumsal yaraları tam anlamıyla saramayacağını ifade ediyor.

Yazının dikkat çeken bir diğer bölümü ise hac ibadeti üzerine yapılan değerlendirmeler. Hac, İslam’ın beş şartından biri olmakla birlikte her Müslümana farz değildir. Kur’an-ı Kerim’de Âl-i İmran Suresi’nin 97’nci ayetinde “Oraya gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır” buyurulmaktadır.

Burada geçen “gücü yetmek” ifadesi İslam âlimleri tarafından geniş şekilde yorumlanmıştır. Bir Müslümanın hacca gidebilmesi için yol masraflarını karşılayabilecek ekonomik imkâna sahip olması, borcunun bulunmaması, ailesinin ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayabilmesi ve bakmakla yükümlü olduğu kimseleri mağdur etmemesi gerekir.

Ekmen’e göre eğer bir insanın anne babası muhtaç durumdaysa, kardeşi yoksulluk içinde yaşıyorsa ya da komşusu açlıkla mücadele ediyorsa, bu durumda hacca gitmek için biriktirilen paranın vicdani bir muhasebeye tabi tutulması gerekir. Çünkü İslam yalnızca ibadetlerin şekliyle değil, insanın kalbindeki merhametle ölçülen bir dindir.

Bir yetimin gözyaşını silmek, bir fakirin borcunu kapatmak, kimsesiz bir aileye erzak götürmek bazen Allah katında çok büyük ibadetlerden bile daha kıymetli olabilir. Çünkü İslam yalnızca Kâbe’ye gitmek değildir; bazen bir kapıyı çalmak, bir çocuğun başını okşamak, kimse görmeden bir fakirin kapısına yardım bırakmaktır.

Yazısının sonunda Ekmen, toplumun gerçek zenginliğinin para değil vicdan olduğunu vurguluyor. Bir şehirde yetimler ağlıyorsa, çocuklar aç uyuyorsa ve komşular borç içinde sessizce kıvranıyorsa, o toplumdaki herkesin bu durumdan payına düşen bir sorumluluğu olduğunu ifade ediyor.

Toplumsal merhametin yeniden canlanması gerektiğini belirten Ekmen, insanların önce en yakınındaki ihtiyaç sahiplerine bakması gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü bazen gerçek ihtiyaç sahibi uzak coğrafyalarda değil, hemen yanı başımızda olabilir.

Yazı, bir dua ile son buluyor:

“Allah’ım kalplerimizi merhametsizliğe teslim etme. Bizi yetimin başını okşayan kullarından eyle. Komşusunun halini soranlardan eyle. Yoksulun derdiyle dertlenenlerden eyle. Bizi gösteriş için değil, rızan için yardım eden kullarından eyle. Bu toplumu merhametin, vicdanın ve kardeşliğin yeniden filizlendiği bir toplum eyle.”

Ekmen’in kaleme aldığı bu yazı, yalnızca dini bir hatırlatma değil, aynı zamanda toplumun vicdanına yapılmış güçlü bir çağrı niteliği taşıyor. İslam’ın özünde bulunan merhamet ve paylaşma kültürünün yeniden hatırlanması gerektiğini vurgulayan bu çağrı, okuyuculara şu soruyu yöneltiyor:
“Gerçek ihtiyaç sahibi gerçekten nerede?”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.