Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde; Bir zamanlar apartmanlar yalnızca beton yığınları değildi; içlerinde küçük birer mahalle taşırdı. Kapılar açılır kapanır, merdiven boşluklarında ayak sesleri yankılanır, ama o sesler yalnızlığa değil, karşılaşmaya çağırırdı. Birinin kapısı aralanınca içeriden çayın buharı, yemeğin kokusu ve iki çift sözün sıcaklığı sızardı. İnsanlar birbirini sadece isimleriyle değil, dertleriyle, sevinçleriyle tanırdı. Bir apartmanın merdivenlerinde yukarı çıkan biriyle aşağı inen biri karşılaşınca, o dar basamaklar kısa bir sohbete, küçük bir tebessüme, bazen de uzun bir dostluğun başlangıcına sahne olurdu.
Bugün ise tuhaf bir sessizlik dolaşıyor apartmanların koridorlarında. İnsanlar sanki görünmez olmayı öğrenmiş gibiler. Bir kapı açıldığında içeriden çıkmak yerine bekleniyor; merdivenden biri iniyorsa karşılaşmamak için adımlar tutuluyor. Asansörün kapısı bazen yalnız kalana kadar kapanmıyor. Sanki selam vermek zahmet, iki kelime etmek yük olmuş gibi.
Oysa insan dediğimiz varlık, varlığını en çok başka bir insanın yüzünde bulur. Bir “günaydın”ın sıcaklığı, bir “iyi akşamlar”ın yumuşaklığı bazen bütün günün yorgunluğunu hafifletir. Birkaç saniyelik bir selamlaşma, insanın dünyaya tamamen yabancı olmadığını hatırlatır. Çünkü insan, yalnız yaşamak için değil, karşılaşmak için yaratılmıştır.
Belki de modern hayat bize hız kazandırdı ama karşılaşmayı unutturdu. Kapılarımız daha sağlam, kilitlerimiz daha güvenli oldu; fakat aramızdaki mesafe de aynı ölçüde büyüdü. Artık aynı binada oturan insanlar birbirinin adını bilmeden yıllar geçirebiliyor. Aynı merdivenleri paylaşıyoruz ama aynı hayatı paylaşmıyoruz.
Oysa bir apartmanın gerçek sıcaklığı kaloriferden gelmez. O sıcaklık, kapı önünde edilen iki cümleden, merdivende paylaşılan küçük bir gülümsemeden doğar. İnsan insana değmeden, şehir ne kadar büyürse büyüsün biraz eksik kalır.
Şimdi ise kapımızda bir bayram var. Bayramlar, belki de unuttuğumuz o eski mahalle ruhunu yeniden hatırlatan günlerdir. İnsanların birbirine kapı çaldığı, ellerini uzattığı, “Hayırlı bayramlar” diyerek kalpten kalbe bir köprü kurduğu zamanlar… Çocukların şeker toplamak için kapıları çaldığı, büyüklerin birbirine sarıldığı, küslüklerin yumuşadığı günler.
Belki de bayram, apartmanların sessizliğini bozmak için bize verilmiş küçük bir fırsattır. Yıllardır aynı katta oturduğumuz ama adını bilmediğimiz komşunun kapısını çalmak için. Asansörde göz göze geldiğimizde başımızı eğmek yerine gülümsemek için. Bir tabak tatlıyla birlikte iki güzel söz bırakmak için.
Çünkü bayram dediğimiz şey sadece takvimde yazan bir gün değildir. Bayram, insanın başka bir insana yaklaşmasıdır. Bir selamın, bir hatır sormanın, bir kapı çalmanın yeniden değer kazandığı andır.
Belki bu bayram, apartmanlarımızı yeniden küçük birer mahalleye dönüştürmek için bir başlangıç olur. Belki merdivenlerde yeniden sohbetler başlar, kapı önlerinde kahkahalar duyulur. Ve belki bir gün yine aynı binada yaşayan insanlar birbirini yalnızca kapı numaralarıyla değil, kalpleriyle tanır.
Çünkü bazen bir apartmanın kaderini değiştiren şey, tam zamanında söylenmiş bir “Merhaba”dır.
Ve belki de bütün mesele şudur:
İnsan, başka bir insana selam verdiğinde biraz daha insan olur.
Bayramda verilen bir selam ise, iki insanın kalbi arasında açılan en güzel kapıdır.