Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı gazeteci Sevgi Yıldız’ın kaleminden
Dünyanın gürültüsü arttıkça, insanın iç sesi kısılıyor. Her gün biraz daha hızlanan hayatın içinde, öfke daha çabuk büyüyor, sabır daha çabuk tükeniyor. Birbirine tahammülü azalan insanların arasında dolaşırken insan sormadan edemiyor: Neden bu kadar kötü olduk?
Belki de cevap sandığımızdan daha yakında, tam da içimizde saklı.
“İçimizdeki kötülüğü yok etmeden iyi insan olamayız.” Bu cümle, bir yargıdan çok bir yüzleşme çağrısıdır. Çünkü iyilik, yalnızca başkalarına karşı sergilenen bir davranış değil; insanın kendi karanlığıyla verdiği mücadelenin sonucudur. Kıskançlık, öfke, bencillik… Hepsi insan doğasının bir parçası. Ama onları görmezden gelmek, yok saymak ya da başkalarına yansıtmak, işte asıl kötülüğün başlangıcı burada yatıyor.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşıma çıkan bir hikâye, bu düşüncelerimi derinleştirdi. Yaşlı bir adam, felçli köpeğini her gün yürüyüşe çıkarabilmek için kendi elleriyle küçük bir araç yapmıştı. Basit ama incelikli bir çözüm… O araç sadece bir taşıma aracı değildi; bir vefanın, bir merhametin ve en önemlisi bir insanlık hâlinin sembolüydü.
Mahalle sakinleri onları sık sık birlikte görüyormuş. Sessiz, gösterişsiz, ama bir o kadar güçlü bir bağ… Ne büyük sözler var ortada ne de alkış bekleyen bir davranış. Sadece sevgi.
Şimdi dönüp kendimize bakalım. Aynı dünyada yaşıyoruz. Aynı sokaklardan geçiyor, aynı havayı soluyoruz. Ama neden birimiz sevgiyle inşa ederken, diğerimiz öfkeyle yıkmayı seçiyor?
Çünkü iyilik, kolay olan değildir. İyilik, emek ister. Kendinle yüzleşmeyi, hatanı kabul etmeyi, kırdığın yeri onarmayı gerektirir. Kötülük ise çoğu zaman zahmetsizdir; bir anlık öfke, bir kontrolsüz söz, bir düşüncesizlik… Ve ardından gelen pişmanlık.
Modern çağın insanı yalnız. Kalabalıklar içinde kaybolmuş, hızın içinde yorulmuş, rekabetin içinde sertleşmiş durumda. Empati kurmak yerine yargılamak daha kolay geliyor. Dinlemek yerine konuşmak, anlamak yerine tepki vermek… İşte bu yüzden kötülük büyüyor; çünkü besleniyor.
Ama hâlâ bir umut var. Çünkü iyilik bulaşıcıdır.
O yaşlı adamın yaptığı gibi, küçük bir çaba bile bir başkasının kalbine dokunabilir. Bir hayvana gösterilen şefkat, bir insana uzatılan el, bir yabancıya edilen nazik bir söz… Bunlar dünyanın dengesini değiştirmez belki ama bir insanın dünyasını değiştirebilir.
Belki de yeniden iyi olmanın yolu, büyük değişimlerden değil, küçük farkındalıklardan geçiyor. Önce kendimize dönmekten… İçimizdeki karanlığı inkâr etmeden, onunla mücadele etmeyi seçmekten.
Çünkü gerçek iyilik, kusursuz olmak değil; kusurlarına rağmen doğruyu seçebilmektir.
Ve unutmamak gerekir:
İnsan, içindeki kötülüğü tanıyıp dönüştürebildiği kadar iyidir.