“Bir Babayı Ölümün Eşiğine Getiren Sessiz Çığlık”
Hasan Mesut Ekmen – Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı’nın gözlemleriyle
Bazen bir toplumun gerçek fotoğrafı, resmi raporlarda ya da istatistik tablolarında değil; gecenin bir yarısında bir babanın sessizce döktüğü gözyaşlarında saklıdır.
Son günlerde yaşanan bir olay, aslında ekonomik sıkıntıların ve işsizliğin insan ruhunda açtığı derin yaraların ne kadar ağır olduğunu bir kez daha ortaya koydu. İki çocuk babası bir vatandaşın yaşadığı dram, yalnızca bireysel bir hikâye değil; aynı zamanda toplumun görünmeyen yaralarından birinin de çarpıcı bir yansımasıdır.
Ramazan ayının manevi atmosferinde paylaşılan birkaç cümle, aslında bir insanın iç dünyasında kopan fırtınaların özeti gibiydi:
“Allah büyüktür… Her şeyin sahibi Yaradan’dır. Bu mübarek ayda kimseyi darda bırakmasın.”
Bu sözlerin arkasında ise aylar süren işsizlik, geçim sıkıntısı ve bir babanın çocuklarına mahcup olma korkusu vardı.
Yaklaşık iki buçuk aydır işsiz olan vatandaş, çalıştığı işten çıkarıldıktan sonra hayatının en ağır dönemlerinden birini yaşamaya başladı.
Geceleri uyuyamadığını, sabahlara kadar düşündüğünü anlatırken kullandığı cümleler aslında birçok insanın yaşadığı ama çoğu zaman dile getiremediği bir gerçeği ortaya koyuyor:
“Çocuğum yarın benden para isterse ne diyeceğim?”
Bu soru, bir babanın yüreğine saplanan en ağır sorulardan biridir. Çünkü mesele yalnızca para değildir; mesele, bir çocuğun gözünde güçlü kalabilmektir.
Ekonomik zorluklar çoğu zaman yalnızca mutfaktaki yangınla sınırlı kalmaz. Zamanla insanın ruhunu, düşüncelerini ve hayata bakışını da kuşatır.
Nitekim yaşanan olayda da bu psikolojik baskı en karanlık noktaya kadar ulaştı.
Vatandaş, yaşadığı çaresizliğin etkisiyle bir gece ailesiyle helalleştiğini ve hayatına son vermeyi düşündüğünü anlattı.
Gecenin bir yarısında kendisini bir aracın önüne atarak ölümle yüz yüze geldiğini söyleyen bu baba için kaderin akışı o anda değişti.
Araçların durmasıyla birlikte saniyeler içinde yaşanan bir iç hesaplaşma, hayatın yönünü değiştirdi.
O an gözünün önüne gelen tek şey çocukları oldu.
“Sen ne yapıyorsun?” diye sordu kendine.
Belki de o birkaç saniyelik iç muhasebe, bir insanın yeniden hayata dönmesine sebep oldu. Eğer araçlar durmasaydı, bugün geriye yalnızca iki yetim çocuk ve yarım kalmış bir hayat hikâyesi kalacaktı.
Bu olay, aslında tek başına bir insanın hikâyesi değildir.
Türkiye’nin birçok şehrinde, birçok evinde benzer kaygılarla uykusuz geceler geçiren insanlar var.
Bir babanın evladına harçlık verememe korkusu, bir annenin mutfakta boşalan tencereye bakarken yaşadığı çaresizlik, bir gencin iş bulamama endişesi…
Bunların her biri, toplumun görünmeyen yaralarıdır.
Tüm bu karanlık düşüncelere rağmen o baba bugün hâlâ ayakta.
Çünkü son anda hatırladığı bir gerçek vardı:
Onu hayata bağlayan iki küçük sebep…
Evlatları.
Yaşadığı o anın ardından söylediği söz ise aslında insanın umuda tutunma refleksini anlatıyor:
“Allah bir kapı açar.”
Ve gerçekten de bazen hayat, tam da insanın en çaresiz hissettiği anda yeni bir kapı aralayabilir.
Bu tür hikâyeler yalnızca okunup geçilecek olaylar değildir.
Çünkü her ekonomik kriz, yalnızca rakamlarda değil; insanların hayatlarında ve ruhlarında da iz bırakır.
Bir toplumun gücü, yalnızca ekonomisiyle değil; zor zamanlarda birbirine sahip çıkma iradesiyle ölçülür.
Belki de bugün yapılması gereken en önemli şey, çevremizdeki insanların sessiz çığlıklarını duyabilmektir.
Çünkü bazen bir insanı hayata bağlayan şey; bir iş, bir destek ya da yalnız olmadığını hissettiren küçük bir dokunuştur.