İnsanlar Neden Bakteri Gibi Davranıyor?

İnsanlar Neden Bakteri Gibi Davranıyor?
Yayınlama: 12.01.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı Fatma Elalmış, insan davranışları üzerine dikkat çeken bir benzetmeyle toplumsal eleştiride bulundu.

Elalmış yazısında, insanın doğa ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi mikrobiyolojik bir metafor üzerinden değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:

“Bakteri, içinde yaşadığı bedeni bir ‘yuva’ olarak değil, sınırsız bir kaynak olarak görür. Çoğalır, tüketir, yayılır. En sonunda bedeni öldürür. Ancak fark etmediği şey, aslında kendi yaşam alanını da yok ettiğidir. Ve birlikte ölürler.”

Bu çarpıcı benzetmeyle Elalmış, insanın yaşadığı çevreyi tıpkı bakteri gibi hoyratça tükettiğini, doğayı bir kaynak deposu gibi görüp sürekli tükettiğini ifade etti. Kısa vadeli çıkarlar uğruna yapılan bu bilinçsiz tüketimin, insanlığın kendi sonunu hazırladığına işaret etti.

Elalmış, yazısında insanlara şu soruyu yöneltti:
“Yaşadığınız yeri eviniz gibi mi görüyorsunuz, yoksa bitmeyecek bir kaynak gibi mi?”

Yazı, bireysel ve toplumsal farkındalık çağrısıyla son buldu.

İNSAN AİT OLDUĞU YERİ YOK EDEREK VAR OLABİLİR Mİ?…
İnsanlar neden bakteri gibi davranıyor?
Bakteri, içinde yaşadığı bedeni “ev” olarak değil, sınırsız bir kaynak gibi görür. Çoğalır, tüketir, yayılır. Bir noktada bedeni öldürür… ama aslında kendi yaşam alanını da yok ettiğini fark etmez. Sonunda birlikte ölürler.
İnsan da uzun zamandır Dünya’yı böyle görüyor:
Toprağı, suyu, havayı “yaşadığım sistem” olarak değil, sahip olduğum şeyler olarak algılıyor. Orman kesiliyor, deniz kirleniyor, iklim bozuluyor. Dünya hemen “ölmüyor” diye, yaptıklarımızın bedeli yok sanıyoruz. Oysa Dünya ölmez belki; yaşanabilirliğini kaybeder. Tıpkı bedenin hâlâ orada olması ama yaşamı taşıyamaması gibi.
Bakteri, içinde yaşadığı bedeni sınırsız bir kaynak gibi görür…
Bunu kötülükten yapmaz; bilinci yoktur. Sonunu getirdiğini farkedemez.
Bu, doğanın trajedisi değil; doğanın yasasıdır.
Ama insan söz konusu olduğunda mesele değişir.
İnsan, yeryüzünde yaşayan tek soru sorabilen varlıktır.
“Ne yapıyorum?”
“Bunun sonucu ne olacak?”
“Burada benim yerim ne?”
Ve tam da bu yüzden, bugün Dünyaya bakıp şu soruyu sormak zorundayız:
Biz, gezegenin misafiri miyiz; yoksa farkında olmadan onun paraziti mi olduk?
Neden doymuyoruz?
Açgözlülüğümüz olmasa, yakıp yıkmalarımız olmasa dünya bize yetmez miydi?
Bu dünya hepimize cennet olabilirdi…
Günümüz insanı, kendini doğanın merkezine yerleştirdi.
Toprağı nesneye, suyu kaynağa, ağacı ham maddeye dönüştürdü. Bunlar için inanılmaz savaşlar yaptı ve günümüzde hâlâ savaşmaya devam ediyor.
Doğayı “olan” değil, “kullanılan” bir şey olarak görmeye başladı.
İşte bu noktada kopuş yaşandı.
Çünkü insan, içinde yaşadığı sistemle bağını zihinsel olarak kesti.
Artık Dünya bir “ev” değil, bir “envanter”.
Orman bir canlılık alanı değil, bir “rezerv”.
Deniz bir ekosistem değil, bir “taşıma hattı”.
Oysa felsefe bize yüzyıllar önce şunu söylemişti:
İnsan, doğanın efendisi değil; onun bir parçasıdır.
Parça, bütünü yok ederek var olamaz.
Dünya bugün ölmekte değil.
Ama insan için yaşanabilir olmaktan çıkma sürecinde.
Bu önemli bir ayrım.
Çünkü insan felaketi hep ani bekler.
Oysa gerçek çöküşler sessizdir.
Yavaş ilerler.
Normalleşir.
Kuraklık olur, “mevsim normali” denir.
Yangın olur, “kader” denir.
Hastalık çıkar, “doğal seleksiyon” denir.
İnsanın kendini en çok kandırdığı an, işte tam burasıdır:
Sonucu doğal, nedeni insanî olan her şeyi kabullenmek.
Belki de sorun çevre kirliliği değil.
Belki de sorun iklim krizi değil.
Belki asıl sorun, insanın kendini doğadan ayrı bir bilinç olarak konumlandırmasıdır.
Çünkü kendini dışarıda gören, sorumluluk hissetmez.
Sorumluluk hissetmeyen, sınır koymaz.
Sınır koymayan her bilinç ise, sonunda yaşadığı alanı tüketir.
Bakteri bunu bilmeden yapar.
İnsan bilerek.
İşte insanın trajedisi burada başlar.
Hâlâ bir ihtimal var.
İnsanı bakteriden ayıran tek şey bu:
Seçebilme yetisi.
İnsan, tüketen bir tür olmaktan
denge kuran bir varlığa dönüşebilir.
Ve hiçbir canlı, ait olduğu yeri yok ederek var olamaz.
Sorulması gereken soru şu :
İnsan, bakteri gibi mi davranacak, yoksa bağışıklık sistemi gelişmiş bir canlı gibi mi?
Yani kendini sınırlamayı, dengeyi korumayı, evini canlı tutmayı öğrenebilecek mi?
Sorun teknoloji değil, nüfus değil, hatta hızla çoğalmak bile değil.
Sorun ,“İnsanların bu dünyada kısa bir müddet yaşayacak olmalarını unutmalarıdır.”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Sevginur YILMAZ dedi ki:

    Yazar Fatma ELALMIŞ’ın yazısını okudum.
    Doğa ve insan davranışları ile ilgili doğru tespitlerde bulunmuş. Kendisini kutluyorum. Malesef birey olarak sadece olumsuzlukları izliyoruz. Bu dünya tüm canlılara ait yalnızca insanlara değil ve biz dünyayı gelecek nesilden ödünç aldık. Gelecek nesiler için endişeleniyorum. Nasıl bir dünya bırakacağız. Yaşanabilir bir dünya olsun. Hem günümüz için hem de gelecek nesil için. Tüm canlılar doğanın dengesinin bir parçası birlikte iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.