GENEL BAŞKAN İBRAHİM HACIOĞLU’NDAN SERT ÇIKIŞ:
“BU TABLO BİR TESADÜF DEĞİL, BİLİNÇLİ POLİTİKA SONUCUDUR!”
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, 2014 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası’nın Türkiye’nin kırsal yapısını çökerten ve şehirleri plansız bir nüfus baskısı altında bırakan sonuçlarına ilişkin son derece sert açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, yaklaşık 17 bin köyün mahalle statüsüne dönüştürülmesinin yalnızca idari bir düzenleme olmadığını, bunun Türkiye’nin üretim damarını kesen tarihsel bir kırılma olduğunu ifade etti.
“Bir ülkenin köyünü ortadan kaldırırsanız, üretimini ortadan kaldırırsınız. Üretimini ortadan kaldırırsanız, bağımsızlığını zayıflatırsınız. Bu kadar net!” diyen Hacıoğlu, söz konusu düzenlemenin kırsal sosyo-ekonomik dengeyi sistematik biçimde bozduğunu belirtti.
Büyükşehir Yasası sonrasında tarım, hayvancılık ve kırsal üretim faaliyetlerinin ciddi ölçüde gerilediğini vurgulayan Hacıoğlu, genç nüfusun geçim imkânı bulamadığı için kente göç etmek zorunda bırakıldığını söyledi.
“Bugün kırsalda yaşayan nüfus oranı yaklaşık %6’ya düşmüşse, burada bir sosyolojik alarm değil, açık bir çöküş vardır. Bu tablo kendiliğinden oluşmadı. Üretim köyden koparıldı, gençler işsiz bırakıldı, toprak kaderine terk edildi.”
Hacıoğlu’na göre, iç göç dalgası dış göçle birleşerek şehir nüfuslarını hızla artırdı; ancak aynı hızda konut üretimi, planlama ve altyapı geliştirilmedi. Sonuç ise çarpık kentleşme, sağlıksız yapılaşma ve devasa bir afet riski oldu.
29 Ocak 2026 tarihinde CHP Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar tarafından TBMM gündemine taşınan verileri hatırlatan Hacıoğlu, Türkiye genelinde yaklaşık 6 milyon bağımsız birimin risk altında olduğuna ve 2 milyon yapının acil dönüşüm beklediğine dikkat çekti.
“Bu rakamlar soyut istatistik değildir. Bu rakamların her biri bir aile, bir çocuk, bir hayat demektir.”
2025 bütçe görüşmelerinde kendiliğinden yıkılabilecek durumda olduğu ifade edilen yaklaşık 2 milyon bağımsız birim için somut bir düzenlemenin gündeme alınmamasını eleştiren Hacıoğlu, “Bütçede kalem var, risk var, tehlike var ama çözüm yok. Bu kabul edilemez.” dedi.
İstanbul özelindeki tabloyu ise “ulusal güvenlik meselesi” olarak tanımladı:
7,5 milyon konut ve iş yeri
1,5 milyonu mühendislik hizmeti almamış
600 bin yapı orta şiddette bir depremde dahi çökme riski taşıyor
“Bu tablo karşısında hâlâ zamana oynayan bir yaklaşım sergileniyorsa, bu artık idari bir zafiyet değil, tarihsel bir sorumluluktur.”
Hacıoğlu, Cem Avşar’ın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yönelttiği, tüm paydaşların görev ve sorumluluklarını netleştiren bütüncül bir Deprem Kanunu hazırlanıp hazırlanmayacağına dair soruyu “gecikmiş ama hayati bir çağrı” olarak değerlendirdi.
“Türkiye’nin ihtiyacı yönetmelik yaması değil; baştan sona, teknik, mali ve hukuki boyutları netleştirilmiş bir Deprem Kanunudur. Meslek odaları, özel sektör, belediyeler ve vatandaş aynı masada olacak. Kaynak planlaması şeffaf olacak. Sorumluluk zinciri net olacak.”
İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin saha verilerine göre, ülke genelinde çok sayıda yapı kayıt dışı. Ancak bu yapıların tamamının riskli olmadığına dikkat çeken Hacıoğlu, önemli bir kısmının az katlı, yeni ve teknik olarak güvenli yapılar olduğunu ifade etti.
“Mevcut sistem, riskli yapıyı hızla dönüştürecek kapasiteye sahip değil. Güvenli yapıyı ise sisteme kazandıracak esnekliği hiç yok. Bu, teknik bir eksiklik değil; sistem tasarımı hatasıdır.”
Derneğin önerdiği model ise üç aşamalı bir yaklaşım içeriyor:
Ülke çapında tüm yapıların teknik denetimden geçirilmesi
Kayıt dışı yapıların envantere alınması
Güvenli yapıların kayıt altına alınarak ekonomiye kazandırılması
Riskli yapılar için ise güçlendirme, yerinde dönüşüm veya kentsel dönüşüm seçeneklerinden birinin uygulanması gerektiğini belirten Hacıoğlu, “Afet olduktan sonra değil, afet olmadan önce müdahale edeceksiniz.” dedi.
Kentsel dönüşüm süreçlerinin önündeki en büyük engelin teknik değil, mülkiyet kaynaklı olduğunu vurgulayan Hacıoğlu, hisseli tapular, kadastro uyuşmazlıkları, imar planı eksiklikleri ve geçmiş mevzuat boşlukları nedeniyle milyonlarca yapının dönüşüm sürecine giremediğini söyledi.
“Bugün Türkiye’de dönüşümün önünü tıkayan beton değil, bürokrasidir. İnsanlar evini yenilemek istiyor ama hukuki düğüm çözülemiyor. Bu düğüm çözülmeden, ne hızlanma olur ne güvenlik sağlanır.”
Hacıoğlu açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Deprem kapıyı çaldığında kimse hangi partiye oy verdiğinizi sormaz. Enkazın altında ideoloji yoktur, ihmalkârlık vardır. Bu nedenle çağrımız nettir: Büyükşehir Yasası’nın kırsal üzerindeki etkileri yeniden değerlendirilmelidir. Mülkiyet sorunları için özel düzenleme yapılmalıdır. Bütüncül bir Deprem Kanunu derhal hazırlanmalıdır.
Aksi halde bu tabloyu ‘kader’ diye açıklamak, sorumluluktan kaçmaktır. Biz kaderi değil, ihmali konuşuyoruz.”
Hacıoğlu’nun çıkışı, hem kırsal politikalar hem de yapı güvenliği konusunda yeni bir siyasi ve toplumsal tartışmanın fitilini ateşlemiş durumda. Türkiye’nin kır-kent dengesi, üretim güvenliği ve afet hazırlığı ekseninde önümüzdeki dönemde daha sert ve daha kapsamlı bir hesaplaşma yaşanması bekleniyor.