Yeniden Refah Genel Başkan Yardımcısı Doğan Bekin, Hürmüz Boğazı’nın fiilen devre dışı kalmasının ardından Türkiye’nin gübre tedarikinde yaşanabilecek krize dikkat çekerek, İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sert içerikli bir soru önergesi sundu.
İran ile ABD/İsrail arasında tırmanan savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nda yaşanan fiili kapanma, küresel gübre piyasalarını sarstı. Dünya nitratlı gübre ihracatının yaklaşık üçte birinin geçtiği bu kritik hat üzerinden sevkiyatların durması, arz zincirinde büyük kırılmalara yol açtı. Fosfatlı gübre üretimi için hayati öneme sahip kükürt ihracatının da yaklaşık %45’inin aynı güzergâha bağlı olması, krizin etkisini katladı.
Verilere göre küresel nitratlı gübre arzının %38’i, fosfatlı gübre arzının ise %20’si kesintiye uğradı. Bu gelişmeler piyasaya sert yansıdı; üre fiyatı kısa sürede ton başına 720 dolara fırladı. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings da 2026 yılı için azot bazlı gübre fiyat beklentisini %25 yukarı çekti.
Uzmanlar, yaşananların sadece geçici bir fiyat dalgalanması olmadığını, doğrudan küresel gıda güvenliğini tehdit eden yapısal bir kriz olduğunu vurguluyor. Tarımsal üretimin temel girdileri olan azot, fosfor ve potasyum tedarikinde yaşanacak en küçük aksamanın dahi rekolte kayıplarına ve zincirleme gıda krizine yol açabileceği belirtiliyor.
Basra Körfezi çıkışlı sevkiyatların durması, Türkiye’de çiftçinin ekim ve dikim sürecinde gübreye erişimini kritik hale getirdi. Bu durumun kısa vadede üretim düşüşü, orta vadede ise doğrudan gıda arzı problemi yaratabileceği ifade ediliyor.
Bekin, önergesinde hükümete açık ve sert sorular yöneltti: Türkiye’nin yeterli gübre stokunun olup olmadığı, son yıllardaki ithalat ve yerli üretim kapasitesi, alternatif tedarik planlarının varlığı ve olası bir gıda krizine karşı hazırlık yapılıp yapılmadığı sorgulandı.
Ayrıca Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması ihtimaline karşı herhangi bir acil eylem planının bulunup bulunmadığı ve Türkiye’nin farklı ülkelerle alternatif tedarik hatları oluşturmak için girişimde bulunup bulunmadığı da gündeme taşındı.
Küresel enerji ve lojistik hatlarının kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seren kriz, Türkiye açısından sadece ekonomik değil, doğrudan gıda güvenliği meselesi olarak değerlendiriliyor.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın, İbrahim Yumaklı tarafından Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 96’ncı maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Doğan BEKİN
İstanbul Milletvekili
İran ile ABD/İsrail arasında yaşanan savaşın etkisiyle Hürmüz Boğazı’nın fiilen devre dışı kalması, küresel piyasalarda özellikle nitratlı gübre arzında ciddi sorunlara yol açmıştır. Dünya nitratlı gübre ihracatının yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilirken, fosfatlı gübre üretiminde kritik öneme sahip olan küresel kükürt ihracatının yaklaşık %45’i de bu güzergâh üzerinden yapılmaktadır.
Boğazın fiilen kapanmasıyla birlikte küresel nitratlı gübre arzının %38’i, fosfatlı gübre arzının ise %20’si kesintiye uğramıştır. Bu gelişmeler sonucunda üre fiyatları kısa sürede ton başına 720 dolar seviyesine yükselmiştir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, azot bazlı gübreye ilişkin 2026 yılı fiyat beklentilerini yaklaşık %25 oranında artırmıştır.
Bu durum, önümüzdeki süreçte suni gübre tedarikinde sorunlar yaşanabileceğine ve halihazırda yüksek olan gübre fiyatlarının daha da artabileceğine işaret etmektedir. Azot, fosfor ve potasyum gibi temel tarımsal girdilerin tedarik zincirinde yaşanacak aksaklıklar, küresel ölçekte tarımsal rekolte kayıplarına ve gıda arzı risklerine yol açabilecektir.
Sektör temsilcileri, bu sürecin etkilerinin kısa vadeli dalgalanmaların ötesine geçerek küresel gıda dengelerini etkileyebileceğini belirtmektedir. Basra Körfezi üzerinden nitrat ve fosfat bazlı gübre sevkiyatlarının durması, çiftçilerimizin bu ürünlere erişiminde ciddi sorunlar doğurabilecek; bu durum da ekim ve dikim süreçlerinde verim kaybına ve dolayısıyla ülkemizde gıda güvenliği riskine neden olabilecektir.
Bu bağlamda;