Hız Kaplumbağa, Parası Kumbara!

Hız Kaplumbağa, Parası Kumbara!
Yayınlama: 08.02.2026
A+
A-

DEVA Partisi Nilüfer İlçe Yöneticisi Fatih Kayıkçı’dan Sert Çıkış:
“Bu Bir Yüksek Hızlı Tren Değil, Halka Pazarlanan Yüksek!”

Türkiye’de yıllardır “çağ atladık” söylemleriyle vitrine çıkarılan Yüksek Hızlı Tren (YHT) projesi, rakamlar masaya konulduğunda büyük bir algı operasyonu olarak tartışılmaya devam ediyor. DEVA Partisi Nilüfer teşkilatından Fatih Kayıkçı, Ankara–İstanbul hattı üzerinden yaptığı sert ve kapsamlı değerlendirmede, hem hız iddialarını hem de bilet fiyatlarını yerden yere vurdu. Bursa’nın hala hızlı trene onlarca yıldır ulaşamadığının altını çizen Kayıkçı’nın sözleri yalnızca bir eleştiri değil, aynı zamanda yıllardır süren yanlış yatırım, yanlış tanım ve vatandaşın cebine uzanan sistematik bir yükün açık teşhiri niteliğinde.

“450 Kilometreyi 4,5 Saatte Giden Şeye Nasıl Yüksek Hız Diyorsunuz?”

Fatih Kayıkçı’nın çıkış noktası son derece net:
450 kilometrelik bir mesafenin 4,5 saatte kat edilmesi, matematiksel olarak da, teknolojik olarak da “yüksek hız” değildir. Bu hesapla trenin ortalama hızı yaklaşık 100 km/saat civarındadır. Kayıkçı’ya göre sorun yalnızca hız değil, bu hızın hala yüksek hızlı tren diye pazarlanmasıdır.

“Siz neye ‘yüksek hızlı tren’ diyorsunuz? Dünya neye diyor, bir bakalım. Japonya’da yüksek hızlı trenlerin en düşük hız ortalaması 240 km. 320 km standart. 500 km hız yapan trenler var. 630 km hız denemeleri yapılmış. Bizde ise 100 km ortalamaya ‘yüksek hız’ etiketi yapıştırılıyor. Bu, teknik bir hata değil; açıkça halkla alay etmektir.”

Dünya ile Kıyas: Bizde ‘Hızlı’, Dünyada ‘Çok Yavaş’

Kayıkçı’nın karşılaştırması, Türkiye’deki tablonun vahametini daha da görünür kılıyor. Gelişmiş ülkelerde yüksek hızlı tren, şehirler arası uçakla rekabet eden bir ulaşım aracı olarak tasarlanıyor. Türkiye’de ise YHT, ne hızda uçağa yaklaşabiliyor ne de fiyat avantajı sunabiliyor.

“Bizim ‘hızlı’ dediğimiz tren, bu ülkelerde bırakın yüksek hızı, normal tren kategorisine bile zor girer. Hatta hız açısından bakarsanız, bu tren teknolojik olarak ‘ultra yüksek yavaş tren’ sınıfındadır.”

Asıl Skandal: Yavaş Ama Pahalı

Eleştirilerin belki de en sert olduğu nokta fiyat–performans dengesi. Fatih Kayıkçı, vatandaşın yalnızca zamanının değil, parasının da hoyratça harcandığını vurguluyor.

  • Ankara – İstanbul:
    450 km – 930 TL4,5 saat

  • Ankara – Artvin/Rize (uçak):
    Yaklaşık 900 km – 1000–1100 TL1 saat 15 dakika

Bu tabloyu “ulaşım politikası değil, ekonomik mantık cinayeti” olarak niteleyen Kayıkçı, şu ifadeleri kullanıyor:

“900 kilometreyi uçakla 1 saat 15 dakikada, neredeyse aynı fiyata gidebiliyorsunuz. Ama 450 kilometreyi trenle 4,5 saatte, 930 liraya gidiyorsunuz. Hem çok yavaş, hem çok pahalı. Üstelik buna ‘yüksek hızlı tren’ deniyor. Bu resmen vatandaşın hem cebine hem zamanına el koymaktır.”

“Her Şeyde Olduğu Gibi Burada da Fazla Ödüyoruz”

Kayıkçı’ya göre sorun münferit değil; Türkiye’deki genel yönetim anlayışının bir yansıması. Yanlış planlama, düşük standart, yüksek maliyet ve süslü söylemler… Sonuçta faturayı her zaman vatandaş ödüyor.

“Her şeyde olduğu gibi bunda da fazla ödeme yapıyoruz. Daha az hız, daha çok para. Daha düşük kalite, daha yüksek bedel. Ulaşım, temel bir kamu hizmetidir; ama bugün gelinen noktada bu hizmet, pahalı bir illüzyona dönüştürülmüştür.”

“Hızlı Tren Diye Bilet Satmayın, En Azından Dürüst Olun”

Fatih Kayıkçı’nın çağrısı sert ama nettir:
Eğer tren yüksek hızlı değilse, yüksek hızlı tren diye pazarlanmasın. Vatandaşın beklentisi yanlış kavramlarla yükseltilip, sonra da düşük performans dayatılmasın.

“Bari yüksek hızlı tren fiyatıyla bilet satmayın. Bari adına doğruyu koyun. Bu hız, bu süre ve bu fiyatla ortada olan şey, yüksek hız değil; yüksek maliyetli bir yavaşlıktır.”

Kayıkçı’nın açıklamaları, yalnızca bir ulaşım hattını değil, yıllardır süren vitrin projeciliğini, rakamlarla oynanan algıyı ve vatandaşın aklıyla dalga geçen anlayışı hedef alıyor. Tartışma artık teknik değil; dürüstlük, şeffaflık ve kamu kaynaklarının nasıl harcandığı meselesidir.

Ve soru hâlâ ortada duruyor:
Gerçekten yüksek hızlı bir tren mi istiyoruz,
yoksa adına “hızlı” denilen pahalı bir yavaşlığa razı mı olacağız?

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.