Bahri Palas
Bilge Araştırmacı Yazar
Bursa Vatan Medya Grubu
Her şey değişiyor. Elbette değişmek zorunda. Zira yaratılışın fıtratı bunu gerektiriyor. Enfüste de değişim var, afakta da… Harekette de var, sükûnda da. Değişim kaçınılmazdır; çünkü her şey kendi tekâmül hedefi doğrultusunda yol alır. Hedef sabitse, değişim zaten bir zorunluluktur.
Her Şey Değişirİyor.
Her şey değişiyor elbette; değişme mecburiyetinde yaratılış fıtratı bu mantıklı düşününce.
Enfüs’te ve afakta, harekette ve sükûnda her şey değişiyor ve aynı zamanda her şey tekâmül ediyor hedefine doğru. Hedefi sabit tutarsak değişmeli zaten her şey. Değişme mecburiyetinde. Hedef sabit olmalı.
Bir gün bir sahabe ‘’ ya Resülallah bana dünyanın hakikatini gösterir misin diye soruyor ? ‘’ Efendimiz elinden tutup Mekke’nin çöplüğüne götürüyor sahabeyi. Ve buyuruyorlar ki; ‘’işte dünyanın hakikati ‘’
Bir dönem göze, gönle, nefse güzel görünen ne varsa her biri, bir hurda, bir çöp olarak bu çöplükte.
Her bir çöp yeniyken ne kadar kıymetliydi, ne kadar özenli bir şekilde evin en başköşesine yerleştiriliyorlardı. Ama yıllar geçtikçe bu ihtişamlarını kaybeden eşyaların yerleri değişiyor, hatta isimleri bile değişiyor, her biri bir çöplükte çöp olarak isim alıyor.
Eşyalar eskiyor eyvallah, değişiyor yerine daha iyisini daha pahalısını alıyoruz ama mal sahibi olma isteğimiz değişmiyor. Bu, hep sabit. Asırlardır bu şekilde. Ta ki taş devrinden, cilalı taş devrine, tunç devrinden bu günümüze her şey değişti, fıtratına uygun bir şekilde. Lakin isteme olayı değişmedi.
Bu değişmeyen isteklerimiz İktisat biliminin ana temelini oluşturdu ve bilgi ve tecrübe dağarcığımıza yeni bir kavram daha eklendi. İktisat sınırsız ve değişken insan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bulunmuş bir tercih bilimi olarak tarihte yerini aldı.
Evet, sevgili okurlarım. Ben bir Mali Müşavirim. Bence; her şey değişirken biz neyi sabit tutmalıyız sorusunun cevabı bir iktisatçı olarak elbette ki makul olan isteklerimizdir. İsteklerimiz olmaz ise hayatta tekâmül olmaz, ticaret olmaz, alış veriş olmaz, bu hayat olmaz. İstek ( dua ) olayını kaldırırsak. O zaman Allah (cc) bize derki; ‘’Dualarınız (istekleriniz) olmazsa siz ne işe yararsınız.’’ İsterken, Allaha iyi bir kul olma, onun rızasını kazanma talebimizi sabit tutmalıyız.
Her ne kadar ekonomi biliminin kazanından nasiplenen bir mesleğe sahip olsam da, aynı zamanda siyaset bilimi ilgi alanım. Bir bakalım şimdi siyaset biliminde her şey değişirken neyi sabit tutmalıyız.
Siyaset bilimi, ekonomi bilimine oranla çok daha fazla bilgiye sahip olduğum bir alan. Bu konuda ciltlerce kitap yazabilecek bir donanıma sahip olsam da yerimiz dar. Hiç önemli değil. En çok sevdiğim olaydır; dar alanda kısa paslaşmalar yapmak. Kuran her zaman ki gibi ana kaynağımız. Bakalım toplum ve siyaset biliminde bize neyin değişmemesini salık buyuruyor.
Ya da şu şekilde soralım mı? Biz sabit tutmamız gereken neyi değiştirdik ki; toplum olarak mutsuzuz, huzursuzuz, endişeliyiz, karamsarız. Bir yanlış var ama acaba nedir? Acaba bu yanlış ne ? Neyi yanlış yaptık.
Bakara suresi 72 ve 73. Ayetlerde cenabı hak bizi uyarıyor. Estauzubillah.
72) Hani siz bir adamı öldürmüştünüz de bu hususta birbirinize düşmüştünüz. Hâlbuki Allah sakladığınızı ortaya çıkaracaktı.
73) Sonra ‘’ (kesilen ineğin) bir parçasıyla ölüye vurun ’’ dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini gösterir.
Evet; bir tarihte bir adam ölmüş ve kesilen hayvanın etiyle ölüye vurun Allah’ın ölüyü nasıl dirilttiğini göreceksiniz diyor. Ya bu ayetlerden uzak duracağız yada rabbimiz bize ne nasihat veriyor diye anlamaya çalışacağız.
Ölmek sadece fiziksel olarak hareket kabiliyetimizi kaybetmek midir? İnsanı insan yapan değerler vardır. Bunları kaybettiğimizde evet nefes alıp verebiliriz ama bizdeki insanlık yani bizdeki insan ölmüştür. Ne ki bunlar. En başta ahlak. Bir insanda ahlak öldüyse orada insanlık aramamak gerekir. Ahlak gibi çok önemli bir değerini yitirdiyse insan artık bu insan bir ölüdür.
Bakın Furkan suresinde cenabı hak ne diyor, ‘’ onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha şaşkınlardır. ‘’ buyuruyor. Hayvan olarak yaşarsın ama sendeki insani değerler ölmüştür. Şimdi bunu nasıl yapacağımızı anlatırken kâinatta her şey değişirken bizde nelerin değişmemesi gerektiğini anlatacağım. Şeref, haysiyet ve en önemlisi her ne kadar ahlak ta desek, Allah korkusu. Allah korkusunu kaybettiysek insan olup ta ne yapacaksın ki, hayvanca yaşamak daha cazip.
Daha önce bir gazetede Bakara suresi 67 ve 71. Ayetleri köşemde ayrıntılı olarak yazmıştım. Bu ölmüş insanlığa nasıl bir canlının etiyle dokunmalıyız ki, ölü olan insanlık tekrardan dirilmeli, şerefli ve haysiyetli birer insan olarak hayatına devam edebilmeli. Ve kendisini kimin (neyin) öldürdüğünü söyleyebilmeli. Bu özellikleri sıralarken sarı renk kendi alanında çok zeki, ilim sahibi birini anlatır. Genç olması katiyen gözden kaçırılmamalıdır. Çok önemli. Daha önce boyunduruk altına girmemiş olmalıdır. Hiç kimsenin velayeti altında olmayan hür bir akılı anlatılıyor. Sonuncu olarak ta alacalı, bulacalı olmayacak. Haramı helali bilen, karanlık işleri olmayan zeki ve kimsenin etki ve yetkisi olmayan bu insanı bulabilirsek ve liyakati görmemezlikten gelmez isek, bu insan adaleti ölmüş, vicdanı çürümüş, sırat el müstekim üzere olan yolunu şaşırmış, mutsuz, yaşama hevesini kaybetmiş bir topluma el atarsa (değerse) insanı insan yapan değerleri ölmüş olan vicdan, ahlak, şeref, haysiyet ve iyi bir kul olma idraki yeniden dirilir. İnsan dirilir. Ve kendisini kimin ya da kimlerin nasıl katlettiğini anlatır.
Bu kitabın içerisinde tıp bilimi vardır. Ekonomi, mühendislik, gök bilim doğa bilimleri, siyaset bilimi gibi bir çok bilim vardır ve bu ayetler ancak alanında ihtisas yapmış insanlar tarafından idrak edilebilir ve topluma anlatılabilir. Tek kurtuluş reçetesinin kurandan kopuk yaşamamak olduğu düşüncesini her zaman sabit tutmalıyız.
Ekonomi ile alakalı yazdık, siyaset bilimiyle alakalı yazdık birde ilahiyat açısından yazalım bakalım. Mürşitlik yapan zatın birisi sürekli halinden hayıflanırmış.
Bir gün talebeleri kendisine niçin sürekli bir şeyden hayıflandığını sormuşlar. O’da anlatmış.
Çok eski bir zamanda üç arkadaş bir mağarada namaz ve zikirden sonra dua ettik ve üçümüzde rabbimizden bir şeyler diledik.
Ben kalabalık bir dergahta mürşitlik yapmayı istedim. Bu gerçekleşti. Yanımdaki arkadaşım iyi bir tüccar olmayı dua etmişti ki o da gerçekleşti. Üçüncü arkadaş, da ederken yarabbi ben senin rızan haricinde hiçbir şey istemiyorum diye dua etmişti. Vallahi o kazandı. Billahi o kazandı.
Hayatta her şey değişirken onun rızasını kazanmak sabit maksudumuz olmalı.