Sevgi Yıldız
Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı
Hamburg, Almanya’nın en büyük metropollerinden biri. Liman şehri olmasıyla, dünyaca ünlü limanı, tarihi binaları, kanalları ve mimarisiyle adeta tarih kokan; düzeni, yeşili ve yaşam kalitesiyle örnek gösterilen özel bir şehir. Hamburg denince akla ilk gelen kelimeler hep aynıydı: düzen, estetik ve yaşanabilirlik. Özellikle de “düzen”…
Ancak son yıllarda Hamburg’un düzeni artık trafikte bekleyen araçların tampon mesafeleriyle ölçülür hale geldi. Çünkü bu şehir artık sadece gemilerle değil, bitmek bilmeyen inşaatlarla dolu.
Bir yol kapanıyor, alternatif yola yönlendiriliyorsunuz. O yol da kapalı çıkıyor. Bir köprü onarılıyor, hemen ardından alt geçit çalışması başlıyor. Bir şerit daraltılıyor, yan sokakta kazı çalışması başlıyor. Sanki şehir her sabah kendi kendine şu soruyu soruyor:
“Bugün seni hangi yoldan sinir edeceğim?”
Oysa Hamburg; limanı, kanalları, tarihi dokusu ve mimarisiyle insanı büyüleyen bir kentti.
Sabah işe gidiş artık sadece bir yolculuk değil, adeta psikolojik bir sınav. Direksiyon başında sabır testi veren insanlar, korna sesleri, uzun bekleyişler ve sinirli bakışlarla güne başlıyor. Eskiden 20 dakikada gidilen mesafeler, bugün neredeyse bir saati buluyor. Üstelik bu durum yalnızca yoğun saatlerle sınırlı değil; günün her anında yaşanıyor. Hamburg gibi köklü ve büyük bir metropole bu tablo yakışmıyor.
Sorulması gereken asıl soru şu:
Bu inşaatlar ne zaman bitecek?
Ve daha da önemlisi: Bitenin yerine neden hemen yenisi başlıyor?
Elbette şehirler gelişmeli, yollar yenilenmeli, altyapı güçlendirilmeli. Kimse buna karşı değil. Hamburg, Almanya’nın vitrini sayılan şehirlerinden biri ve çağın gereklerine uyum sağlaması elbette kaçınılmaz. Ancak sorun inşaat yapılması değil, aynı anda her yerde yapılması. Hamburg adeta ameliyat masasındaki bir hasta gibi; her uzvu aynı anda kesilip biçiliyor. Sonuç ise belli: Kilitlenen trafik, gerilen sinirler ve kaybolan zaman.
Toplu taşıma da bu durumdan payını alıyor. Otobüsler trafiğe takılıyor, trenler gecikiyor, aktarmalar uzuyor. “Arabamla gideyim” diyorsunuz, o da mümkün değil. Şehir adeta şunu söylüyor:
“Gitme. Bekle. Sabret.”
Ama insanın sabrı beton gibi değil; bir yerde çatlıyor.
Bu yığılmalar artık sadece ulaşımı değil, insanların ruh halini de etkiliyor. Eve yorgun dönenler, işe geç kalanlar, randevusuna yetişemeyen binlerce insan var. Hamburg’un limanıyla, tarihi yapılarıyla ve güzelliğiyle bilinen yüzü, bugün trafikte geçirilen saatlerle anılır hale geliyor. Hamburg trafiği artık yalnızca bir ulaşım sorunu değil, ciddi bir yaşam kalitesi meselesi.
Peki ne zaman feraha ereceğiz?
Ne zaman sabah yola çıktığımızda “Acaba bugün hangi yol kapalı?” diye düşünmeyeceğiz?
Ne zaman navigasyon uygulamaları “alternatif rota bulunamadı” uyarısı vermeyecek?
Hamburg büyük bir şehir, evet. Ama büyük şehir olmak, insanı bu kadar bekletmeyi normalleştirmek anlamına gelmemeli. Şehir planlaması yalnızca beton dökmek değil, insanın zamanını ve ruh sağlığını da korumaktır. Limanı, tarihi ve mimarisiyle örnek gösterilen bir şehrin ulaşımı da örnek olmalıdır.
Bugün Hamburg’da trafik sadece bir ulaşım aracı değil;
bir sabır imtihanı.
Ve bu imtihan artık fazlasıyla uzun sürüyor.