Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
Meral Saylar’ın Bakla Falı adlı öykü kitabı, edebiyatın en gerçekçi damarlarından birine yaslanıyor: yaşanmışlık.
Kurmaca ile gerçeğin arasındaki ince çizgide yürüyen bu öyküler, “öykü nedir?” sorusuna verilen klasik tanımı neredeyse bire bir karşılıyor. Yer, zaman ve kişi belli; anlatılanlar tanıdık, hatta çoğu zaman fazlasıyla bizden.
Saylar, büyük olayların yazarı değil. Onun kalemi; evlerin içinden, okul koridorlarından, çalışma yaşamının yorgunluğundan, aile içi gerilimlerden ve geçim derdinin gölgesinden sesleniyor okura. Bu yönüyle Bakla Falı, yaşamın yüksek sesli anlarını değil; küçük ama derin izler bırakan anlarını kayıt altına alan bir kitap.
Öykü kişileri yabancı değil. Anne, baba, kardeş, komşu, öğretmen, öğrenci… Her biri bir yerden tanıdık; ya karşı komşumuz, ya sınıf arkadaşımız, ya da bizzat kendimiz. Bu tanıdıklık duygusu, okuru metnin dışına değil içine çekiyor. Çünkü anlatılanlar başkasının öyküsü olmaktan çok, ortak bir yaşam deneyiminin parçaları gibi duruyor.
“Kara Bulutlar” adlı öyküde yazarın kendisine ilişkin verdiği ipuçları, bu gerçekliği daha da pekiştiriyor. Konuşmaktan çok dinlemeyi seçen, sırt çantasında kitap taşıyan, ders aralarında bile okumaktan vazgeçmeyen bir gözlemcinin kaleminden çıktığı hissediliyor öyküler. Bu yüzden anlatılanlara “gerçek” demek, bir okur sezgisi olmaktan öteye geçiyor.
Kitaptaki öyküler kısa; ama etkileri uzun. Az sözle çok şey söylemenin örnekleri bunlar. Tek sözcüklük (Deniz, Düğün, Düdük, Anahtar, Alarm, Ütü) ya da iki sözcüklük (Bakla Falı, Kara Bulutlar, Yalancı Dolma, Ocak Batıyor) adlar, öykülerin yalın yapısıyla uyum içinde. Fazlalık yok; süs yok. Bir an yakalanıyor, bir durum saptanıyor ve okurun zihninde tamamlanmak üzere açık bırakılıyor.
Bu yönüyle Bakla Falı, klasik olay öyküsünden çok durum öyküsüne yakın duruyor. Giriş-gelişme-sonuç kaygısı taşımayan, bir kesiti anlatıp geri çekilen metinler bunlar. Okura düşünme, anımsama ve kendi öyküsünü tamamlama alanı bırakıyor.
Dil sade, anlatım yalın ve akıcı. Yer yer kullanılan teşhis ve intak ( kişileştirme ve konuşturma) sanatı, metinlere sıcaklık katıyor. “Zihnim maymun gibi. Ben temizlik yaparken daldan dala atlıyor. Otur oturduğun yerde diyorum. Dinlemiyor ” gibi tümceler, hem gülümsetiyor hem de insan zihninin karmaşasını çarpıcı bir benzetmeyle görünür kılıyor.
Sonuç olarak Bakla Falı, büyük laflar etmeyen ama çok şey söyleyen bir kitap. Gündelik yaşamın sıradan görünen anlarında saklı derinliği fark ettiren; okurunu yormadan, ama düşündürerek ilerleyen öykülerden oluşuyor.
Meral Saylar, bu kitabıyla hem iyi bir gözlemci olduğunu hem de sade anlatımın gücünü bilen bir öykücü olduğunu gösteriyor.
Kutlarım değerli yazar arkadaşım. Okurun çok olsun.
Zeki BAŞTÜRK