Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde,
CHP’nin, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 100’üncüsü, 28 Mart 2026 Cumartesi günü Çanakkale’de yapıldı.
Ortada ve ufukta seçim yokken, sadece İmamoğlu’nun tutuklanması üzerinden “Hak-Hukuk ve Adalet” sloganlarıyla halkı yüz yerde, yüz kere sahaya toplamak ve bu geçen süreçte neredeyse her gün başka başka belediye başkanlarının benzer iddialarla gündeme gelmesi; tutuklanması ve Görele, Bolu ve son olarak Uşak gibi “uçkur davalarının” kamuoyuna yansıması, mitinglerle birlikte birçok soruyu ve sorunu da büyütmekle kalmadı, görünür hâle de getirdi.
Ama artık şu soruyu sormadan geçmek mümkün değil: Bu bir hak arayışı mı, yoksa birikmiş dosyaların gölgesinde verilen refleksif bir savunma çabası mı?
Mitinglerde atılan sloganlar ve verilen mesajlar, dönüp dolaşıp Ekrem İmamoğlu’na bağlanırken; mahkemede yapılması gereken savunma yerine CHP’nin parti olarak meydanların desteği ile yol almak istediğini de açıkça ortaya koydu. Yargı yerine meydanı adres göstermek, siyasetin en kolay ama aynı zamanda en riskli kaçış yollarından biridir. Çünkü bu tercih, hak arayışından çok hesap vermekten kaçış görüntüsü üretir.
Çanakkale benim doğduğum ve hâlen yaşadığım ilim… Üç aşağı beş yukarı, siyasi dengeleri; kimin kimin safında durduğunu, kimin kiminle yol yürüdüğünü, kimin kiminle iş tuttuğunu, kim ne zaman kimin safına geçeceğini yorumlayabilecek kadar Çanakkale kamuoyunu tanıyorum.
Bu yüzden bu mitingi yalnızca kalabalık üzerinden değil, arka plandaki hareketlilik üzerinden de okumak gerekiyor ki — aksi hâlde görünenle yetinilmiş olur. Ve görünen, çoğu zaman gerçeğin makyajlanmış ve kurgulanmış hâlidir.
Mitinge katılım, yerel politikacıların ve bölge milletvekillerinin performans notu ve gelecek dönem referansları olacağı için, miting ile ilgili hazırlıklar Çanakkale genelinde günler öncesinden başladı. Çünkü bu miting sadece bir miting değil, aynı zamanda açık bir sadakat testiydi.
Çanakkale ilindeki herkes mitinge katılım için arandı. 6+1 masasının partilerinin birçoğunun eski ve yeni ilçe başkanı ve yöneticisi mitinge katılım için aktif bir çalışma içine girdiler ve bu çaba sahada açıkça hissedildi. Özgür Özel’de bu gayreti miting meydanında gördüğü için teşekkür etti. Ortaya çıkan tablo, kendiliğinden oluşmuş bir kalabalıktan çok, zorlanarak ve yönlendirilerek büyütülmüş bir organizasyonu andırıyordu.
Bu tablo, bir destekten çok kontrollü ve organize bir mobilizasyon görüntüsü veriyordu.
Eskinin iktidar partilerinden ama bugün neredeyse yok denecek kadar düşük oy oranına sahip bir partinin ileri gelenlerinden birinin sosyal medya hesabından özellikle “dava arkadaşlarım” diye seslenerek CHP mitingine davet etmesi, geçmişten bugüne taşınan bir dilin açık yansımasıydı. Çünkü dil değişmez; adres ve aktör değiştirir.
AK Parti’de Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış Ahmet Davutoğlu’nun ayrıldıktan sonra kurduğu Gelecek Partisi’nin ilçe başkanlarından birinin, Gelibolu ilçesinden miting alanına seçmenleri getiren vapuru iskelede karşılarken, bir Gelecek Partili gibi değil de CHP’linin de ötesinde bir çırpınış içinde olması ise belki de bu mitingin en iyi okunması gereken ayrıntılarından biriydi — hatta başlı başına bir işaret fişeğiydi. Bu, siyasette ilkenin değil yön ve konumlanmanın belirleyici hâle geldiğinin açık göstergesiydi.
AK Parti’nin merkez ve il yönetimlerinde görev almış, hâlen aktif siyasetin içinde bulunan bir ismin sosyal medya hesabından yaptığı, “AK Parti üyesi olup da bu mitinge katılarak destek veren kaç kişi olacak?” paylaşımını ise çok anlamlı buldum. (Ve bu kişinin boş iddiada bulunmayacağını bildiğim için, meydanı ve sosyal medyayı bu uyarı doğrultusunda ile biraz daha dikkatli inceledim; nitekim kayda değer bilgilerde görmedim değil.) Bu soru, mitingin sadece karşıtlık değil, çözülme ve geçiş ihtimalleri üzerinden de okunması gerektiğini gösteriyordu — ve belki de en kritik sorulardan birini ortaya koyuyordu. Çünkü mesele kaç kişinin geldiği değil, kimlerin geldiğidir.
Çanakkale’yi bilenler, mitingin yapıldığı meydanın genişliğini ve kaç kişi alabileceğini bilir. Her zamanki gibi kamera açılarıyla oynayıp alanı genişletmenin ya da daraltmanın, bu şehri bilenler için hiçbir önemi yok. Algı oyunları, gerçeği bilenler için sadece kısa ömürlü ucuz bir numaradır.
Mitinge katılımın nereden ve nasıl sağlandığını anlamak için iskeleye yakın bir kahveye gidip bir çay içmeniz yeterli olur; çünkü Çanakkale’de gerçek tablo çoğu zaman orada okunur. Meydan bağırır ama kahve hüküm verir. Ve çoğu zaman da en sert hükmü verir.
Bir de bu miting, Çanakkale Dardanelspor’un Süper Lig’de olduğu zamanlardaki futbol karşılaşmalarının atmosferini hatırlattı. Hatta açık söyleyeyim; sanki Uşakspor–Çanakkale Dardanel maçı gibiydi… coşkunun yüksek, ama anlamın tartışmalı olduğu bir atmosfer… Gürültü vardı, kalabalık vardı ama istikamet eksikti.
Miting için gelenlere ve gidenlere dair kahve sohbetlerinde, “Uşak Belediye Başkanı da gelmiş mi, bu defa hangi sevgilisini getirmiş, hangi otelde kalacakmış?” gibi sorular sorulması ve sonrasında çıkan tartışmalar gerçekten çok enteresandı. Bu şehirde bazen meydan değil, kahve konuşur ve asıl kanaat orada oluşur. Ve o kanaat, meydandaki sloganlardan çok daha acımasız sert ve belirleyicidir.
Meydan “adalet” diye bağırırken kahvenin “skandal” konuşması, bu mitingin en net özetlerinden biriydi.
Bu yüzden de CHP kitlesi kahvelerde parklarda dile getirilen “Menderes bu yüzden Yassıada’da yargılandı, CHP’li İçişleri Bakanı bir beyanatla makamını bıraktı, AP’li Bakan da istifa etti. Baykal da Genel Başkanlığı bırakmak zorunda kaldı. Birçok MHP’li milletvekili siyaseti bıraktı. AK Partili Sakarya Belediye Başkanı benzer nedenle görevden alındı. Belli makamlarda eline, diline, beline hâkim olacaksın. Yemeğe gideceğin kişiyi bile seçeceksin. Yargılanan bazı kişiler aklanıncaya kadar partiden ayrılmalı.” şeklindeki tartışma ve baskılara karşı artık direnemiyor ya da direnmek istemiyor. Bunlar temenni değil; siyasetin acı tecrübelerle şekillenmiş ve yerleşmiş kurallarıdır.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 2010 yılında kaset skandalı patlak verdiğinde tepkilere dayanamayarak istifa etmesi hâlâ hafızalarda.
Bugün ise Görele, Bolu ve Uşak belediyelerinde yaşanan benzeri tartışmalar karşısında CHP’nin sahiplenici bir tutum sergilemesi, Baykal’dan bugüne kadar yaşanan kırılmayı gösteriyor — ve bu fark göz ardı edilemeyecek kadar belirgin. Dün istifa sebebi olanın bugün savunulması, sadece bir değişim değil, yön kaybı hissi veren bir savrulmadır.
Ama Çanakkale mitinginde, Uşak Belediye Başkanı’nın yaptığına dair ortaya atılanların öyle kolayca onaylanamayacağı ve daha fazla taşınamayacağı da “Özkan Yalım görüntüleri adına milletimden utandım. Bu rezillikler olduğu için milletimden özür diliyorum” diyerek bir şekilde gösterilmiş oldu… En azından ben öyle anladım — ve satır araları bunu söylüyordu. Çünkü bazı yükler, alkışla taşınmaz.
Bir de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Çanakkale Köprüsü’nün Çanakkalelilere bedava olacağı yönündeki açıklaması sonrası dile getirilen, “Önce yönettiğiniz belediyelerde su fiyatlarını ucuzlatın, sonra sıra köprüye gelsin” itirazı vardı ki, bu da sahadaki gerçek karşılığı görmek açısından önemliydi — hatta belki de en sahici itiraz buydu. Seçmen artık sözle değil, cebiyle ikna oluyor.
Çanakkale CHP mitingini okuduğum zaman benim açımdan ortaya çıkan tablo şu oldu: İmamoğlu’na sahip çıkmak için başlatılan ve sonrasında diğer belediyelerle birleşerek devam eden bu miting süreci, artık CHP tabanında bir yorgunluk üretmeye başlamış görünüyor. Miting yapmaktan yorulan bir taban ve her mitinge katılmaktan sıkılan bir yönetici kadro izlenimi oluşuyor — ve bu yorgunluk artık gizlenemiyor.
Bu mitingler artık heyecan değil, yorgunluk üretiyor.
Parti yöneticilerinin “Yaptığımız miting, çektiğimiz yorgunluğa değdi mi?” sorusunun cevabının hangi şıkkını işaretlerler bilmem ama yapılan mitingin Çanakkale genelinde seçmen nazarında hiçbir faydasının olmadığını, sadece kulaktan kulağa fısıldanan “Uşak Belediye Başkanı da geliyormuş…” dedikodusunun kahvehane sohbetlerini şenlendirdiğini söyleyebilirim…
Ve geriye dönüp bakıldığında, belki de bu mitingin akılda kalan tek şeyi bu olacak: Gürültü bittiğinde geriye kalan sadece dedikoduysa, ortada siyaset değil, boşluk vardır.
CHP’nin 28 Mart 2026 tarihinde yapılan Çanakkale mitinginde kalabalık kimine göre vardı, kimine göre yoktu… Ama kanaat oluşmadı.
Ve siyaset, kanaat üretemediği anda zayıflar.
CHP’nin Çanakkale mitingi, gücünü değil, içindeki yorgunluğu görünür kıldı; bir siyasi güç gösterisinden çok, ikna edemeyen bir savunmanın sahaya yansıması olarak kaldı.