BULGARİSTAN TÜRKLERİ DERNEĞİ (BULTÜRK) Genel Başkanı Rafet Ulutürk’ten Sert ve Derin Bir Anlam
Bazı isimler, sadece kitap kapaklarında veya tarih kitaplarında yer almaz; onlar bir milletin ruhuna işleyen, gökyüzünde dalgalanan bayrak, yeryüzünde yankı bulan dualar olurlar. Türk milletinin “Bayrak Şairi” Arif Nihat Asya, yalnızca vefatının yıldönümünde anılmakla kalmıyor, geride bıraktığı o ebedi mısralar ve derin anlamlar, hala canlı bir varoluş mücadelesinin simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak onu doğru anlayabilmek için sadece kaleme aldığı satırlara değil, onu bu mısralara sürükleyen hayatın derinliklerine, köklerine inmek gerekiyor.
Hasretle Yoğrulan Bir Kimlik: Bulgaristan’dan Anadolu’ya Göç
Arif Nihat Asya, Bulgaristan’dan göç etmiş bir annenin evladı olarak dünyaya geldiğinde, kaderi çoktan yazılmıştı. Yani, bu topraklarda yaşamanın bedeli, bir aidiyet mücadelesiydi. O, Rumeli’nin kaybolmuş ve hüzünlü topraklarından, Anadolu’nun aziz vatanına geçişiyle bir halkın tarihini, savaşını, kimliğini hissetti. Bu göçün, vatan sevgisini yalnızca bir coğrafya parçası değil, ruhun özüdür diye tanımladığı çok derin anlamlar taşıdığı bir süreçti.
O, bu toprakları sadece bir yer olarak görmedi; o toprakların her karışında, tarihinin her anında, atalarından gelen “kaybetmeme” korkusunu yaşamış ve bu korkuyu anlamıştı. Onun şiirlerinde yer alan “vatan” vurgusu, sadece bir kavram değil, bir “iman” kelimesiydi. Arif Nihat’ın şiirlerinde vatan, sadece bir coğrafya parçası değil; bir halkın varoluşunu teminat altına alan kutsal bir kaleydi.
Müslümanlıkla Yoğrulan Yurt: Kimlik İnşası ve Vatanın Savunması
Arif Nihat Asya, o meşhur duasında, “Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah’ım!” diyerek, adeta bir halkın varlık nedenine ve toplumsal yapısına dikkat çekiyordu. Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar uzanan Türk topraklarında yaşanan tüm acılar ve zorluklar, onun için en derin bilince sahip olduğu şeyin, inanç olduğuydu. O, milliyetçiliği dışlayıcı bir ideoloji olarak değil, bir milletin manevi gücü olarak görüyordu. Bayrağının rengi, ezanın sesi, toprağının her zerresi bir inanç mücadelesinin parçasıydı.
Arif Nihat’ın vatan anlayışındaki “iman” ve “toprak” bütünlüğü, onu bir şairden çok, bir “milli muhafız” yaptı. O, bu toprakların, sadece fiziksel değil, manevi olarak da bir “emanet” olduğunu biliyordu. Arif Nihat’ın şiirleri, bir halkın tarihini savunmak ve korumak adına söylenen dua ve niyazlardır.
Gölgene Sığındık: Bayrak ve Hürriyet
Arif Nihat Asya’nın en bilinen şiirlerinden biri olan “Bayrak” şiiri, onun milli mücadeleye olan bağlılığını ve vatana duyduğu sonsuz sevgiyi simgeliyor. Adana’nın kurtuluşu için kaleme aldığı bu şiir, sadece bir vatan savunusu değil, aynı zamanda bir kültür, bir kimlik savunusudur. Bayraksız kalmak, gölgesiz kalmak gibiydi ona göre. “Sana benim gözümle bakmayanın / Mezarını kazacağım” dediği o sert ifadeler, aslında vatanına olan derin sevgisini ve ona duyduğu şefkati ifade ediyordu.
Ona göre bayrak, sadece bir sembol değil, hürriyetin, adaletin ve en önemlisi “evde olmanın” göstergesiydi. Bayrağa sadece bir kumaş parçası gibi bakmak, onu anlamamak demekti. Bugün Arif Nihat Asya’nın şiirlerini okurken, sadece bir estetik haz duymuyoruz; aynı zamanda onun vatan sevgisinin, kültürünün ve kimliğinin yeniden inşasına tanıklık ediyoruz.
Sonuç: Bir Duaya Amin Demek
Arif Nihat Asya, bizlere sadece bir şairin değil, bir halkın mücadelesinin sesi oldu. Onun şiirleri, yalnızca kelimelerden oluşan bir yapıt değil, bir milletin direncinin, bir kimliğin, bir inancın dirilişidir. Bugün Arif Nihat Asya’yı anarken, onun duasına hep bir ağızdan “Amin” demek, bizlere bıraktığı mirası yaşamaya ve yaşatmaya karar vermek demektir.
Onun yazdığı her satır, bir köprüdür. Hem göç yollarının hüznünü, hem de zaferlerin coşkusunu yansıtan bir köprüdür. Arif Nihat Asya, bu milletin unutmayacağı bir ulu çınar, bir liderdir. O, vatanı, bayrağı ve hürriyeti her şeyin önünde tutmuş bir insandır. Onun gölgesi, bu topraklarda asla silinmeyecek.