Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Murat Koç makalesinde; BEBEKLERİMİZ KÜRESEL YAMYAMLARIN MENÜSÜNDE Mİ?
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenlerin, o yılanın kendi bebeğinin topuğundan kan emdiğini anladığında çok geç olacağı bir eşikteyiz artık!
Bugün size bir sağlık prosedüründen değil, küresel bir biyolojik casusluk ağından ve bu ağın Türkiye’deki uzantılarından bahsedeceğim.
Öyle bir ağ ki, ucu “İblis Sofrası”nın mimarı Epstein’a, DNA hırsızlarına ve bebeklerimizin genetik kodlarını “müşteri portföyü” olarak gören küresel yamyamlara çıkıyor.
Hacettepe: Genetik Veri İstasyonu mu?
Dr. Savan Günay’ın o dondurucu itirafını hatırlayın lütfen, daha önce pek çok kere yazdım ve hatırlattım: “Topuk kanı verileri Hacettepe üzerinden yurtdışına gidiyor!”
Bu cümle, Türkiye’nin biyolojik bağımsızlığına sıkılmış bir kurşun değil mi?
Bakın bu veriler sadece kağıt üzerinde bir “istatistik” değildir. Bu kadar saftirik olmaya gerek yok.. Her şeye inanan, kanan, önüne konan her şeyi yiyen saftirik olmaya gerek yok..
Bu veriler bizim geleceğimizin, neslimizin, çocuklarımızın Biyolojik Tapusudur!
Peki, bu tapular kimin kasasına giriyor? Kim, Neden bizim bebeklerimizin DNA haritasına bu kadar muhtaç?
Ve 2024 yılında KVKK da değişiklik yapılarak NEDEN verilerin yurt dışına çıkışına kapı açıldı, yeşil açık yakıldı?
Bunlara samimiyetle, dürüstçe ama mertçe cevap verecek bir hükümet yetkilisi yok mu?
Hem ayrıca, merhum doktor Savan GÜNAY’ın, Topuk Kanı Verilerinin Nereye Gittiği İle Alakalı bu vahim iddiaları karşısında Hacettepe yönetiminden milletin yüreğine su serpecek bir yalanlama veya açıklama beklemek hakkımız değil mi?
Osman Durmuş’un Kehaneti: “İliğinizi Değil, Geleceğinizi Çalıyorlar!”
Rahmetli Sağlık Bakanı Osman Durmuş, yıllar önce Mehmet Ali Birand ile o programda aslında bir “sağlık uyarısı” yapmıyordu; bir Biyolojik İstihbarat raporunu açıklıyıp bir tehlikeyi dile getiriyor ve “o kan örneklerinin yurt dışına gittiğini, bunlarla doku tiplemesinin yapıldığını, HLA tiplemesinin yapıldığını,Türkiyedeki insanların kemik iliğinin, böbrek tipinin belli olduğunu, eğer bu KİMLİK BİLGİLERİ verilirse, o organların birilerine verilebileceğini, bu KİMLİK BİLGİLERİNİN hiç bir şekilde, kimseye verilmemek üzere bankada tutulması gereken bilgiler olduğunu, bu veriler dışarıya verilmişse bunun bir fecaat olduğunu” söyleyip şöyle bitiriyordu: “Sizin kemik iliğinizi, böbreğinizi LAZIM OLURSA bir şekilde alırlar!”
Eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un kastettiği şey, sadece fiziksel bir hırsızlık değil, o hırsızlığın “dijital yol haritasıydı.”
Bu ifadelerden yola çıkarak gelin biraz akıl yürütelim, muhakeme yapalım ve TOPUK KANLARININ NEREYE GİDİYOR OLABİLECEĞİNİ sorgulayalım..
Görüldüğü üzere Osman Durmuş “kan örneklerinden” ve tehlikesinden bahsetti..
Peki, şimdi soruyorum:Topuk Kanı da aynı şey değil mi.? Aynı kan ve aynı şekilde kan örnekleri değil mi?
Madem öyle, o halde eski Sağlık Bakanımız Osman Durmuş’un bahsettiği tüm o tehlikeler aynen Topuk Kanı içinde geçerli demektir manası çıkmaz mı?
Peki, nasıl oluyor da o bir damla topuk kanı, sizin böbreğinize veya iliğinize uzanan o karanlık bir elin anahtarı olabiliyor?
Hadi gelin akıl yürütmeye, muhakeme yapmaya ve sorgulamaya devam edelim:
Genetik Çıkmaz! Hastalık Kaderse Test Neden? Değilse Fişleme Neden?
Tam da bu noktada karşımıza kimsenin açıkça cevaplamak istemediği basit ama sarsıcı bir soru çıkıyor: Eğer bu hastalıklar gerçekten kaçınılmaz şekilde genetik ise, yani genlerde varsa ve mutlaka ortaya çıkacaksa; o zaman bunun tedavisi zaten YOK demektir. Böyle bir durumda yeni doğmuş bir bebeğin topuğundan kan alıp güya “risk taraması” yapmanın pratik karşılığı nedir? Çünkü kaderi genetik olarak mühürlenmiş bir hastalığı değiştirecek bir müdahale yoksa, yapılan şey tıbbi bir tedavi değil; sadece bir etiketleme ve veri toplama işlemi olur.!
Yok eğer durum böyle değilse ve bilim dünyasının son yıllarda yaptığı genetik araştırmaların gösterdiği gibi, birçok gen varyantı sanıldığı kadar kesin hastalık anlamına gelmiyorsa; yani bir genetik değişikliği taşımak kişinin mutlaka hasta olacağı anlamına gelmiyorsa, o zaman da yine aynı soru karşımıza çıkar: Henüz hiçbir hastalık belirtisi olmayan milyonlarca bebeğin genetik verisini NEDEN topluyorsunuz?
Nitekim son yıllarda yayımlanan genetik araştırmaları, geçmişte bazı kalıtsal hastalık risklerinin hastalığın görüldüğü aileler üzerinden hesaplandığı için olduğundan daha yüksek tahmin edilmiş olabileceğini ortaya koyuyor. Bu da şu gerçeği gösteriyor: Birçok kişi genetik bir varyant taşıdığı halde hayatı boyunca tamamen sağlıklı kalabiliyor.
Öyleyse soruyorum: Hastalık kaçınılmaz ise testin anlamı nedir? Kaçınılmaz değilse milyonlarca bebeğin genetik verisi neden toplanmaktadır?
Özetle; Genetik, eğer kaderse (kesinse) test gereksizdir; kader değilse topuk kanı bir tahlil değil, veri toplama operasyonudur.!
Peki bu uygulamayı savunanlar ne diyor?
“Bu testler çocukların sağlığı için yapılıyor, erken teşhis hayat kurtarır” diyorlar.
Gerçekten öyle mi?
Bugün yeni doğan taramalarının gerekçesi olarak gösterilen bazı hastalıkların örneğin fenilketonüri veya konjenital hipotiroidi gibi rahatsızlıkların erken teşhis edilirse tedavi edilebildiği söyleniyor onlar tarafından..
Şu halde mantık basit: Hastalığı erken yakalarsınız, tedavisini uygularsınız ve çocuk sağlıklı bir hayat sürer.
Fakat burada yine cevabı verilmesi gereken başka bir soru ortaya çıkıyor.
Eğer mesele gerçekten sadece erken teşhis ve tedavi ise, bunun için milyonlarca bebeğin genetik verisini depolamaya, biyolojik veri havuzları oluşturmaya veya genetik veri bankaları kurmaya NEDEN ihtiyaç duyuluyor?
Hastalığı tespit edip tedavi etmek için böyle devasa veri envanterleri gerekli midir?
O halde vatandaşın şu soruyu sorması en doğal hakkı olmuyor mu?
“Eğer mesele sadece sağlık ise neden veri bankaları kuruluyor? Eğer veri bankaları kuruluyorsa mesele gerçekten sadece sağlık mıdır?”
Hadi şimdi gelin bu işin karanlık tarafına biraz daha yakından bakalım:
O malum o küresel yamyamlar şebekesi, ihtiyaç duydukları o “taze biyolojik materyali” karanlık sokaklarda, yolda şans eseri mi arıyor sanıyorsunuz? Elbette hayır! Onlar teknolojiyle, nokta atışı verilerle çalışıyorlar. İşte Topuk Kanı üzerinden toplanan o devasa Genetik Veri Bankaları, aslında bu iblislerin “Katalog Menüsü”dür!
Hangi coğrafyada, hangi genetik yapıda, hangi “dokusal saflıkta” bir materyal olduğunu, okyanus ötesindeki bir bilgisayar ekranında “filtrelere” basarak rahatça görüyorlar.
Bebeğinizin topuğundan alınan o kan, dijital dünyada bir “kod” haline getirilip havuzda yerini aldığında; bebeğiniz artık sadece sizin bir evladınız değil, aynı zamanda küresel sistemin envanterindeki bir “Biyolojik Varlık” haline geliyor.
Çünkü genetik veri modern çağın tapusudur; o tapuyu elinde tutan sadece bedenleri değil, geleceği de yönetir..
Şu durumda; bizim çocuklarımızın verisinin ve biyolojik durumunun, saflığın o küresel şebekede ve o yamyamlar sofrasında ne işi var?
Buna kim sebep oldu? Kim kapı araladı? Bunun hasabını KİM, NASIL verecek?
Epstein’ın “Kişiye Özel” Tedarik Zinciri
Şimdi büyük resmi görün ve o sarsıcı bağlantıyı kurun: Dünyanın en güçlü figürlerinin, zenginlerinin ve siyasetçilerinin çocuk kanıyla “gençleştiği,” her türlü sapkınlığın yaşandığı o meşhur Epstein Adası… Ve her yıl dünya çapında kaçırılan milyonlarca çocuk.!
Şimdi soruyorum: Bu şebekenin, ihtiyaç duyduğu “özel” biyolojik materyali rastgele toplaması mümkün mü?
Asla! Böylesine büyük ve sistemli, profesyonel bir işte RASTGELE bir şey olur mu hiç?
Onlar için her şey bir “tedarik zinciri” meselesidir.
Topuk kanı verileri, bu yamyamlar için birer “Sipariş Fişi” olmasın sakın!
Hacettepe üzerinden dışarıya sızan o veriler, küresel veri madencileri tarafından işlendiğinde; Epstein ve benzeri yapıların elinde şu liste oluşuyor olmasın sakın: “Hangi çocuk hangi genetiğe sahip? Kimin organı kime uyumlu? Kimin kanı en saf?”
Siz güya bebeğinizin sağlığını düşündüğünüzü sanıp Topuk Kanı aldırırken, güya SORUMLULUĞUNUZU yerine getirdiğinizi zannederken, bebeğinizin Topuğundan alınan o bir damla kan, belki de o adadaki bir “seçkin” yamyamların ekranına “Uygun Profil Bulundu” bildirimi olarak düşüyor!
Osman Durmuş’un “iliğinizi alırlar, böbreğinizi alırlar” dediği fecaat işte tam olarak bu olmasın sakın?
Yani; sizi kendi verinizle avlayan bir biyolojik takip sistemi!
Meclis’teki “Elif” Maskeli Siyaset!
Biz bu büyük yağmayı anlatırken, Meclis çatısı altında birileri hala “kanun namına kanunsuzluk” peşinde. Sayın Milletvekili Elif Esen’in o meşhur zorunlu aşı teklifi ve gerekçe olarak sunduğu “üstün yarar” masalları, aslında bu biyolojik işgalin üzerine örtülen bir yorgandır.
Dünyada aşı politikaları ve ilaç sektörünün ekonomik boyutu artık çok ciddi biçimde tartışılıyor. Nitekim ABD’de sağlık politikaları tartışılırken bazı isimler, aşı endüstrisinin yalnızca satışlardan değil, yan etkilerin tedavisinden doğan devasa bir ekonomik döngü oluşturduğunu dile getiriyor. Örneğin ABD’de sağlık politikaları üzerine tartışmaların merkezindeki isimlerden olan Robert F. Kennedy Jr., bu sistemin devasa bir pazar oluşturduğunu ve doktorların bazı sağlık sistemlerinde TEŞVİK mekanizmalarıyla yönlendirildiğini iddia ederek sert eleştirilerde bulunuyor.
Hal böyleyken insan sormadan edemiyor: Sağlık politikalarının gerçekten sadece bilimsel gerekçelerle mi yürütüldüğü, yoksa küresel ölçekte devasa bir ekonomik sistemin de bu tartışmanın bir parçası olup hatta tam merkezinde olup olmadığı neden açık ve şeffaf biçimde konuşulmuyor?
Sayın Elif Esen’e sormak gerekir: Tüm dünyada sağlık politikaları ile ilaç endüstrisinin ekonomik çıkarları arasındaki ilişki tartışılırken, siz bu tartışmayı yok sayarak nasıl bu kadar kesin hükümlerle konuşabiliyorsunuz?
Çünkü sağlık politikalarının gerçekten bilim mi, yoksa dev bir endüstri mi olduğu sorusu artık bütün dünyada soruluyor.
Hem yine buradan kendisine sornak istiyoruz:
Sayın Elif Esen; siz güya “Elif gibi dimdik durmaktan” bahsediyorsunuz ama bebeklerimizin genetik verileri Hacettepe üzerinden yurtdışana, küresel şebekelere, belkide o küresel yamyamlara akarken, siz o “Elif” isminin vakarına uygun bir duruş mu sergiliyorsunuz, yoksa küresel ajandaya “Vav” mı oluyorsunuz?
Daha önce de sordum, yine soruyorum: İçinde ağır metallerden cenin DNA’larına, domuz jelatininden, maymun böbrek hücrelerine kadar binbir şüphe ve haram maddeler barındıran o kimyasal kokteylleri bu millete “kanun zoruyla” enjekte etmeye çalışmak, buna teşebbüs etmek hangi vicdana sığar?
Siz hangi “bilimsellikten” bahsediyorsunuz? Aşılarla sakatlanan, topuk kanıyla fişlenen, verileri ebeynlerinin bilgisi ve rızası haricinde yurt dışına aktarılan, belki Epstein’ın havuzuna atılan bu milletin çocuklarını korumak yerine, birde küresel sağlık diktatörlüğüne (DSÖ) yasal bir yol mu açmaya çalışıyorsunuz?
Kibarca, bir seçmen ve bir köşe yazarı olarak “soru sorma hakkımıda” kullanarak, kamu yararına soruyorum: Bu teklifiniz kimin “üstün yararına” hizmet ediyor? Milletin mi, yoksa o veri havuzunu iştahla bekleyen “efendilerin” mi?
Ey Vekil Elif Esen!
O yurtdışına akan verilerden, dünyayı aşı projeleriyle kuşatan Bill Gates’in en büyük finansörü olduğu DSÖ’nün haberinin olmaması hiç mümkün mü?
Bill Gates’in, kirli işleri ortalığa saçılan Jeffrey Epstein ile olan karanlık dostluğu bugün tüm dünyanın malumuyken; siz bu sistemin acaba neresindesiniz?
Cevap verin; bu tıbbi diktatörlük tasarısıyla netice olarak acaba kimin sofrasına hizmet etmiş oluyorsunuz?
O yurt dışına akan verilerden DSÖ’ünün haberinin olmaması hiç mümkün mü.? Peki DSÖ’ü kim fonluyor? En büyük finansörü kim?
DSÖ, acaba kimin projeleri doğrultusunda hareket ediyor?
Tüm dünyada KİMİN AŞI PROJELERİNİ YÜRÜTÜYOR?
Bill Gates değil mi? Peki Bill Gates’in kiminle birlikte olduğu ve kirli işleri yeterince ortaya saçılmadı mı?
Jefrey Epstein ile olan karanlık dostluğu, küçücük çocukların seks kölesi olarak kullanılmakla kalmayıp etlerinin pirzola gibi yamyamca yenildiğinin ortaya çıktığı o pis epstein adanın müdavimlerinden olduğu ortaya çıkmadı mı?
Şu durumda siz, acaba kimlerin, hangi projesini savunuyorsunuz böyle?
Hem kimi, KİMDEN korumaya çalıyorsunuz? Onları en çok seven, düşünen, en büyük fedakarlıkları yapan, çocukları için kurşunun önüne atlayacak olan ANNE-BABALARINDAN kendi çocuklarını mı korumaya çalışıyorsunuz?
Sizin samimiyetinize kim inanır? Söylediklerinize kargalar bile gülmez mi?
Şimdilik başka sorum yok sayın Elif Esen…
Bence maskeniz düşüyor, milletin feraseti ise yükseliyor!
Son Söz
Ey Analar, babalar! UYANIN?
Kaç yıldır uyuduğunuz artık yeter..
Bebeğinizin topuğundan alınan o bir damla kan, sadece bir test değildir. Onun biyolojik tapusudur.! Ve o tapu, bugün Hacettepe-Yurtdışı-Epstein hattında el değiştiriyor olabilir..
Soruyorum: Bebeklerimiz küresel yamyamların menüsünde birer meze mi olacak, yoksa bizler hep birlikte bu biyolojik işgale dur mu diyeceğiz?
Vakit, sadece uyanma vakti değil; ayağa kalkma, DİRENME ve bunu duyurma vaktidir!
Çünkü mesele artık bir test meselesi değil bir neslin biyolojik egemenliği meselesidir.!
Unutmayın; bir millet eğer toprağını kaybederse vatanını kaybeder, ama genetik verisini kaybederse geleceğini…
Bugün alınan o bir damla kan, yarın bir milletin kaderini yazacak veri olabilir…
Selam, Dua ve Direniş ile..