İmar Affına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Mudanya başta olmak üzere Türkiye genelinde milyonlarca yapıyı hedef alan yıkım kararlarına adeta ateş püskürdü. Hacıoğlu, “Devlet elinde silah olan teröristle barış masasına otururken, alın teriyle ev yapan vatandaşına kepçeyle saldırıyorsa ortada ne hukuk kalmıştır ne adalet. Bu, açık bir adalet çöküşüdür” dedi.
Halkın malı olan evler, dükkânlar ve yaşam alanları birer birer yıkılırken, yurttaşların tepkisi her geçen gün büyüyor. Sahadan yükselen sesler sert ve net:
“Teröristle müzakere edenler, kendi halkına kepçe sallıyor.”
Vatandaşlar, yıkım politikalarının artık bir şehircilik meselesi olmaktan çıktığını, doğrudan halkın barınma hakkına yönelmiş bir saldırıya dönüştüğünü ifade ediyor.
Ekonomik krizle boğuşan, borçla ayakta kalmaya çalışan yurttaşlar, şimdi de evsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya. Bölge sakinleri, “Devlet halk için vardır. Ama bugün devlet, halkın karşısında duruyor” sözleriyle yaşananlara isyan ediyor.
Yıkımların hiçbir sosyal diyalog kurulmadan, çözüm üretilmeden hayata geçirildiğini söyleyen yurttaşlar, “Ranta değil, halka hizmet edilsin” çağrısında bulunuyor.
Tepkilerin ortak noktası ise sarsıcı:
“Terörsüz Türkiye için barış süreci yürütülürken, evini barkını geçindirmeye çalışan vatandaşa neden bu sertlik? Kepçeyle değil, kalple gelin!”
Halkın talebi açık: Yıkmak değil, yaşatmak.
10, 15, 20 yıllık yapıların hedef alındığını vurgulayan İbrahim Hacıoğlu, uygulanan çifte standardı şu sözlerle ortaya koydu:
“Elektriği bağlanmış, suyu verilmiş, doğalgazı çekilmiş, önünden asfalt geçen, altında kanalizasyonu olan evlere bugün ‘kaçak’ deniliyor. Devlet yıllarca bu yapılardan vergi aldı, hizmet götürdü. Şimdi çıkıp vatandaşa ‘yanlış yaptın’ diyor. Bu devlet ciddiyeti değildir, bu açık bir inkârdır.”
Mudanya’dan Anadolu’nun dört bir yanına yayılan yıkım tehdidinin gerekçeleri değişmiyor:
“Ruhsat yok, ek yapı var, imar yok.”
Hacıoğlu ise soruyu doğrudan muhatabına yöneltiyor:
“İmar planını yapmayan kim?
Yıllarca bu alanları plansız bırakan kim?
Devlet görevini yapmadıysa, bedel neden yine vatandaşa ödettiriliyor?”

2014’te yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası’nın kırsal yaşamı yok saydığını belirten Hacıoğlu, köylerin bir gecede mahalleye dönüştürüldüğünü hatırlattı. Yasanın belediyelere iki yıl içinde imar planı yapma zorunluluğu getirdiğini vurgulayan Hacıoğlu, “Plan yapılmadı ama köylü ev yaptı diye cezalandırıldı, ahır yaptı diye suçlu ilan edildi, depo yaptı diye mahkemeye verildi” dedi.
Bugün gelinen noktayı ise şu sözlerle özetledi:
“Köylü tutanakla, para cezasıyla, hapis tehdidiyle ve yıkım kararıyla karşı karşıya. Bu, devletin kendi kusurunu vatandaşa fatura etmesidir.”
6 Haziran 2018’de çıkarılan İmar Barışı’nı hatırlatan Hacıoğlu, devletin o gün yapı sorununu kabul ettiğini söyledi. “Süreler uzatıldı, bankalar hafta sonu açıldı, reklamlarla ‘gel başvur’ denildi. Ama kritik tarih bilinçli şekilde geri plana itildi. Bugün aynı vatandaşın kapısına yıkım tebligatı bırakılıyor. Bu, açıkça kandırılmış bir halk gerçeğidir” diye konuştu.
Yaşananların bir şehircilik politikası olmadığını vurgulayan Hacıoğlu, “Bu bilinçli bir siyasi tercihtir. Belediyeler imar planı üretmek yerine yıkımla, cezayla, tehditle yönetmeye çalışıyor. Bu ne halkçılıktır ne sosyal belediyeciliktir ne de adalet anlayışıdır” dedi.
İmar Affına Takılanlar Derneği’nin talepleri açık ve tartışmasız:
İmar planları derhal yapılmalıdır
Yıkımlar derhal durdurulmalıdır
10 milyon bağımsız birimi ilgilendiren sorun için TBMM’de yasal düzenleme yapılmalıdır
Köylünün ve dar gelirlinin evi koruma altına alınmalıdır
Yapılar kayıt altına alınmalı, mülkiyet hakları verilmelidir
Hacıoğlu açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı:
“Bu mesele mahkeme salonlarında çözülecek bir konu değildir. Bu bir siyasi sorumluluk meselesidir. Ve bu sorumluluğun hesabı; hem kamuoyunda hem de sandıkta mutlaka sorulacaktır.”
