Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk; Bugün 21 Mart. Dünya Şiir Günü. Bugünün anısına Adronos Otelde bir etkinlik düzenlendi. Şair Muhsine ARDA’nın düzenlediği etkinliğe pek çok şair ve şiirsever katıldı.
Antalya’dan gelen konuk şair Tarık GÜNERSEL, Dünya Şiir Günü’nün ne zaman ve nasıl kabul edilişinin öyküsünü anlattı. Şiirlerin okunması , türkülerin söylenmesinden sonra katılımcılara birer kitap armağan edildi. Bana da Muhsine ARDA’nın Bakire Sevinci adlı şiir kitabı düştü.
Bir gecede soluksuz okuyup bitirdiğim bu kitabı sizler için değerlendirmeye çalışacağım.
Kitap (4) dört bölümden oluşuyor. Birinci Bölümün adı Ruhların Çığlığı. İkinci bölüm gizemli bir başlık içeriyor: M.A.D.G. ( Muhsine Arda Dergi Geçmişi, ) Üçüncü bölüm, İlk Kitap’tan başlığını taşıyor. Dördüncü ve son bölüme ise Bir Masal adı verilmiş.
Muhsine Arda’nın Bakire Sevinci adlı eseri, yalnızca bir şiir kitabı değil; insan ruhunun derinliklerinden yükselen çok katmanlı bir çığlık, bir yüzleşme ve aynı zamanda bir umut manifestosu olarak karşımıza çıkıyor. Dört bölümden oluşan kitap, okuru bireysel acılardan toplumsal yaralara, oradan da evrensel insanlık durumlarına uzanan sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.
Kitabın ilk bölümü olan Ruhların Çığlığı, daha başlangıçta okuru alışılmışın dışına taşır. Ana rahmine düşmeden yok olan bir varlığın sesiyle açılan bu bölüm, varoluşun en kırılgan hâlini şiire dönüştürür. Şair, burada tek bir kimliğe bağlı kalmaz; aksine “ben” diyerek farklı yaşamlara bürünür.
Daha ana rahmine düşmeden yok olan ve ana sevgisinden yoksun kalan bir sperm hücresinin öyküsüyle başlamış şiirine . Sonra ” ben taş kalpli bir anayım”, down sendromlu bir çocuğum”, ” kırmızı pabuçlu bir kızım”, ” cadı bilinen bir kadınım”, ” ben bir gaziyim”, “ben Kıbrıs’lı bir anayım” , ” ben Kıbrıs’lı Elena’yım”, ” ben tecavüz kurbanı bakireyim” , ” ben Kurtuluş Savaşı şehidiyim” gibi tanımlarla farklı kişiliklerde ve görevlerde görürüz onu.
Down sendromlu bir çocuk, törelerin kıskacında kalmış bir kadın, savaşın ortasında yitip giden bir insan, tecavüz mağduru bir genç kız… Her biri, toplumun çoğu zaman görmezden geldiği gerçeklerin şiirsel bir temsiline dönüşür.
Bu çoklu kimlik kullanımı, kitabın en güçlü yönlerinden biridir. Şair, bireysel olanı aşarak kolektif bir vicdan kurar. Özellikle toplumsal yaralara dokunduğu dizelerde bu etki daha da belirginleşir. Töre baskısı, cinsel istismar, savaşın yıkıcılığı ve emeğin değersizleştirilmesi gibi konular, yalın ama çarpıcı bir dille işlenir. Okur, bu dizelerde yalnızca bir şiir okumaz; aynı zamanda bir gerçekle yüzleşir.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde yerellikten evrensele doğru genişleyen bir bakış açısı dikkat çeker. Kıbrıs teması üzerinden anlatılan savaş ve ayrılık hikâyeleri, aşkın ve ölümün iç içe geçtiği trajik bir atmosfer yaratır. Kavuşamayan âşıkların öyküsü, savaşın insan yaşamı üzerindeki yıkıcı etkisini derin bir duyarlılıkla ortaya koyar.
” el ele attık kendimizi Girne’den
Saint Hilarian tepesindeki en dik yerden” S.31).
Kıbrıs’ta savaş çıkınca Çoban Hasan ile Çoban Helena, kavuşamayacaklarını anlayınca birlikte koşarlar ölüme. Savaş , böylesine acımasızdır.
Kan dökerek savunduğumuz toprakların peşkeş çekilmesine isyan eder.
“şendi ruhum önce
karardı gittikçe
benim canımla aldığım vatan
siyaset masasında
peşkeş çekilince” ( s. 48).
Bu dizeleri okuyunca hepimizin ruhu kararıyor.
Şiirlerde dikkat çeken bir diğer öğe ise dil ve imge kullanımıdır. Muhsine Arda, alışılmış kalıpların dışına çıkarak özgün betimlemeler kurar. Doğa, gökyüzü ve gece imgeleriyle kurduğu atmosfer, şiirlere estetik bir derinlik kazandırır. Kişileştirmeler ve beklenmedik imgeler, okurun zihninde güçlü çağrışımlar yaratır.İlginç betimlemeler, şiire özgünlük katmış.
” Toprak örtünüyor kara şalını
Kızıl ufuktan salınarak iniyor akşam” ( s.57)
Kişileştirmelerle de zenginleştirilmiş anlatımlar.
” Yıldızlar dans ediyor semada
İnsan bekliyor gece yarısını”.
Ne denli özgün değil mi?
Tüm bu karanlık temalara karşın kitap, umudu elden bırakmaz. Sevgi, barış ve özgürlük özlemi, dizelerin arasından sürekli kendini duyumsatır. Çocukların özgürce oynayabildiği, insanların korkusuzca yaşayabildiği bir dünya düşü, kitabın en insani ve en sıcak yönünü oluşturur.
“Ülkemde ve dünyada
Tüm değerlerdeki kuraklık
Sevgisizlik bitecek bir gün elbet”
dizelerinde sevgiye özlem var .
” Barış Mahallesi’nde doğsun çocuklar,
evcilik, çelik-çomak oynasınlar”.
(S.28)
dizelerinde çocukların özgürce oynayabilecekleri bir dünya düşlüyor.
Sonuç olarak Bakire Sevinci, bireysel acıların ötesine geçerek toplumsal ve evrensel bir duyarlılık geliştiren, sarsıcı olduğu kadar düşündürücü bir şiir kitabıdır. Muhsine Arda, bu eserinde hem bir tanık hem de bir vicdan olarak karşımıza çıkar. Okuru rahatsız eden, düşündüren ve aynı zamanda umutlandıran bu kitap, şiirseverler için güçlü ve unutulmaz bir okuma deneyimi sunmaktadır.
Bir gecede soluksuz okuyup bitirdiğim bu şiir kitabı için şair Muhsine ARDA’yı kutluyorum. Sevgi, barış, özgürlük dileklerine yürekten katılıyorum. Yerelden evrensele uzanan bu kitabı tüm şiirseverlere öneriyorum.