Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
Karadeniz’in yağmur kokulu kentlerinden Rize’den gelen bir koliyi açarken insan yalnızca bir paket açmaz; biraz memleket, biraz anı, biraz da duygu açar. O kolinin içinden imzalı bir kitap çıktığında ise artık sıradan bir eşya değil, yüreğe dokunan bir armağan vardır karşınızda.
Öğretmen yazar Selen Karagöz’ün kaleme aldığı Biraz Güz Biraz Mavi, işte tam da böyle bir armağanın adıdır.
Şiir nedir? Yanmış yüreklerin sesi mi, isyankâr dillerin başkaldırısı mı, yoksa sevdalı gönüllerin sessiz çığlığı mı? Şair, daha kitabının başında şiiri bir tanıma sığdırmaya çalışırken aslında onu bir kalıptan kurtarır. “Şiir, en çok yaşadıklarımızı yazmak değil, yazdıklarımızı yaşamaktır.” derken, yazının masa başında değil, yaşamın tam ortasında doğduğunu anımsatır.. Bu tümce bana hep şunu düşündürür: İnsan yaşadıkça mı yazar, yoksa yazdıkça mı yaşar?

Bu kitapta en çok yalnızlık konuşur. Ama bu, ıssız bir dağ başının yalnızlığı değildir; kalabalıkların ortasında, seslerin arasında duyulan bir iç suskunluğudur. “Ne çok kalabalığım.” diyen bir ses, aslında insanın kendi içindeki çoğulluğa işaret eder. Son zamanların en büyük çelişkisi değil midir bu? Herkesle birlikteyken bile kendine uzak düşmek…
Aşk ise şairin dizelerinde hem tatlı bir telaş hem de zehirli bir hançer olur. Demek ki sevgi, yalnızca okşayan bir rüzgâr değil; bazen can yakan bir keskinliktir de. Ama yine de vazgeçilmezdir. Bir çiçeği sevmenin bile çoğaltıcı bir anlamı vardır onun dünyasında. Çünkü sevgi, paylaşıldıkça artan tek duygudur.
“Bir yer var uzakta…” diye başlayan özlem, aslında insanın bitmeyen arayışıdır. Hep daha iyi bir yer, daha güzel bir yaşam, daha mavi bir gökyüzü… Fakat düşlenen yer ne tam sarıdır ne de tam mavi. Biraz hüzün, biraz umut; biraz sonbahar, biraz gökyüzü… Belki de yaşam dediğimiz şey tam olarak budur: Ara renklerde yaşamak.
Şairin dizelerinde kırk yaş, bir son değil; bir başlangıçtır. “Yaşamanın tam vakti.” derken, insanın yaşını değil farkındalığını önemser. Demek ki yaşam, takvim yapraklarında değil; yüreğin attığı yerde başlar.
Ve savaş… Çocukların omuzlarına ağır gelen bayraklar… Küçücük ellerde büyüyen acılar… Şiir burada sadece bireysel bir iç döküş değil; toplumsal bir vicdan olur. Çünkü gerçek şiir, yalnız kendi yarasına değil, dünyanın yarasına da bakabilendir.
122 sayfada 101 şiir… Ama aslında tek bir öykü : İnsan olmak. Sevmek, kırılmak, özlemek, umut etmek, gitmek istemek ve kalmak zorunda kalmak…
“Biraz Güz Biraz Mavi”, bana şunu düşündürdü: Yaşam hiçbir zaman tek renkten ibaret değildir. Ne bütünüyle hüzündür ne de bütünüyle mutluluk. İnsan, o iki renk arasında salınan bir ruh hâlidir. Belki de en çok o ara tonlarda kendimiz oluruz.
Şiir tadında yaşamak olası mı? Belki zordur. Ama olanaksız değildir. Yeter ki kalbimizde biraz güz, gözlerimizde biraz mavi kalsın.
Zeki Baştürk