“Amerikan rüyası görmüyorum, Amerikan kâbusu görüyorum.”

“Amerikan rüyası görmüyorum, Amerikan kâbusu görüyorum.”
Yayınlama: 07.03.2026
A+
A-

Görüyorum…

Mahmut Yayla – Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı

Amerikan rüyası görmüyorum, Amerikan kâbusu görüyorum.

Bu sözler, aslında bugüne ışık tutan bir uyarıydı. Bu sözlerin sahibi, Amerikan vatandaşı ve siyasetçi Malcolm X, 1965 yılında uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Ancak o gün dile getirdiği düşünceler, bugün dünya siyasetinin geldiği noktayı anlamak açısından daha da anlamlı hale geldi.

Yıllarca özgürlük, demokrasi ve refah söylemleriyle dünyaya örnek gösterilen Amerika Birleşik Devletleri’nin gerçekte nasıl bir güç politikası izlediği, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış durumda.

Elbette savaş naraları atıp ülkemizi ve bulunduğumuz coğrafyayı eleştirel bir dille değerlendirmek mümkündür. Ancak böylesine kritik bir süreçte, oyunun parçası olmama konusunda ciddi bir denge politikası izleyen Sayın Cumhurbaşkanımıza destek vermek, bugün belki de en önemli milli görevlerimizden biridir.


Fiili Olarak 3. Dünya Savaşı Başlamıştır

Evet, yanlış okumuyorsunuz.

Bugün yaşanan gelişmeler henüz bir fragman, belki de bir önsöz gibi görünse de; yıllardır konuşulan ve korkulan o büyük savaşın, yani 3. Dünya Savaşı’nın fiilen başladığını düşünüyorum.

Önümüzdeki günlerde heyetler kurulacak, diplomatik girişimler yapılacak, protestolar düzenlenecek. Ardından asıl aktörler sahneye çıkacak. Kısa süreli ateşkesler olabilir. Ancak ok yaydan çıkmıştır; süreç artık geri dönülmez bir noktaya doğru ilerlemektedir.


Asıl Fotoğraf Ne Diyor?

Bugün ekranlarda gördüğümüz bombardımanlar, füzeler ve askeri operasyonlar, aslında büyük satranç tahtasının ilk hamleleri.

Birçok kişi sorabilir:

“İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e suikast girişimi oldu, hâlâ mı piyon?”

Evet.

Görünen birçok gelişme, büyük oyunun henüz başlangıcıdır.

İran’ı, İsrail’i ve bölgedeki çatışmaları konuşurken aslında daha büyük bir hikâye yazılıyor olabilir.

Ve bu hikâye sanıldığı gibi sadece Orta Doğu’da geçmiyor.


Savaşın Başka Bir Cephesi

Bir süre önce Amerika Birleşik Devletleri, kıta komşusu olan Venezuela’ya operasyon düzenledi ve seçilmiş lider Nicolas Maduro’yu yakaladı.

Kimileri bunu “diktatör devrildi” diye yorumladı.

Kimileri ise bu hamleyi uluslararası hukuka aykırı bir müdahale olarak değerlendirdi.

Peki gerçek neden neydi?

Herkes biliyor:

Petrol.

Ancak mesele yalnızca petrol değil.

Asıl soru şu:

Bu petrolün en büyük müşterisi kimdi?

Cevap: Çin.

Venezuela, günde yaklaşık 800 bin varil petrolü doğrudan Çin’e satıyordu.

Maduro’nun devrilmesiyle bu ticaret fiilen sona erdi.

Yani satranç tahtasında ilk piyon Venezuela oldu.


İkinci Piyon: İran

Ardından ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları gündeme geldi.

Peki neden?

Gerçekten Amerika’nın İran’daki kadın hakları veya özgürlükler konusunda samimi bir kaygısı mı var?

Elbette hayır.

Asıl soru yine aynı:

İran petrolünün en büyük müşterisi kimdi?

Cevap yine Çin.

İran, günde yaklaşık 1,5 milyon varil petrolü doğrudan Çin’e satıyordu.

Bu nedenle yaşanan gelişmeleri yalnızca bölgesel çatışmalar olarak görmek, büyük resmi kaçırmak anlamına gelebilir.


Büyük Rekabet: ABD – Çin

Bugün dünya ekonomisinde hızla yükselen bir güç var:

Çin.

Birçok araştırmaya göre Çin’in, yakın gelecekte ABD’yi ekonomik olarak geçmesi ihtimal dahilinde.

Bu durumda Amerika ve onun tarihsel müttefiki İngiltere’nin, küresel hakimiyetlerini korumak için harekete geçmesi şaşırtıcı değildir.

Tarih de benzer örneklerle doludur:

  • 1. Dünya Savaşı: Yükselen Almanya’nın frenlenmesi

  • 2. Dünya Savaşı: Japonya’nın durdurulması

  • Soğuk Savaş: Sovyetler Birliği’nin dengelenmesi

Bugün ise yükselen güç Çin, onu dengelemeye çalışan ise yine ABD ve Batı ittifakıdır.


Türkiye Nerede Duruyor?

Tüm bu gelişmelerin ortasında Türkiye son derece hassas bir coğrafyada yer alıyor.

Devlet aklı ise bu süreçte sakin, dengeli ve diplomasi odaklı bir strateji izliyor.

Bugün hedef Çin gibi görünse de, bu ateşin yayılabileceği coğrafyalar arasında Türk dünyası ve Orta Asya hattı da bulunuyor.

Ayrıca İran sınırları içerisinde milyonlarca Türkmen ve Türk kökenli insanın yaşadığını düşündüğümüzde, yaşanan gelişmelerin bizim için ne kadar hassas olduğu daha net anlaşılır.

Bu nedenle Türkiye’nin:

  • diplomasi yürütmesi

  • provokasyonlardan uzak durması

  • stratejik sabır göstermesi

son derece önemlidir.


Her Türlü Senaryoya Hazırız

Türkiye son yıllarda yerli ve milli savunma sanayisine yaptığı yatırımlarla önemli bir askeri kapasite oluşturmuştur.

Silah envanteri, mühimmat çeşitliliği ve savunma teknolojilerindeki gelişmeler, ülkenin olası senaryolara karşı hazırlıklı olduğunu göstermektedir.

Elbette savaş kimsenin istemeyeceği bir tablo.

Ancak Türkiye, gerektiğinde hem diplomasi masasında hem de sahada güçlü durabilecek kapasiteye sahiptir.


Sonuç Olarak

Bugün dünya büyük bir dönüşümün eşiğinde.

Hedef belli.
Piyonlar belli.
Oyun kurucular belli.

Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var:

Türkiye artık sadece oyunun parçası değil, gerektiğinde oyunu bozan bir güçtür.

Millet olarak yapmamız gereken ise:

  • sakin kalmak

  • provokasyonlara kapılmamak

  • iç huzuru korumak

Çünkü böylesine kritik dönemlerde en büyük güç birliktir.

Ve ben açıkça söyleyebilirim ki:

Dünya, 3. Dünya Savaşı’nın başlangıç sürecine girmiş durumda.

Kalın sağlıcakla.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.