AŞKIN ŞİFRESİ

AŞKIN ŞİFRESİ
Yayınlama: 05.11.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde; Tamamen bana ait olan bir Biyolojik Tamamlanma Hipotezi
Aşk nedir?
İnsanlık tarihi boyunca aşkı çoğu zaman duygusal, psikolojik veya sosyal bir olgu olarak açıklamaya çalıştık. Oysa belki de aşkın çok daha derin, biyolojik bir temeli vardır.
Ben burada bana ait olan bir hipotezden bahsetmek istiyorum. Aşkın şifresine dair benim hipotezim şu şekildedir:
Aşkın temelinde, birbirini biyolojik olarak tamamlayan iki canlı arasındaki doğal bir çekim mekanizması vardır.
Doğadaki her canlı, sahip olduğu kalıtsal özelliklerle yaşamını sürdürmeye ve neslini devam ettirmeye programlıdır. Canlılar yalnızca hayatta kalmakla kalmaz; aynı zamanda genetik özelliklerinin sonraki nesillere aktarılmasını sağlayacak koşullara yönelirler. Ve genetik özelliklerini daha da güçlendirmek için kendisini en iyi tamamlayacak olanı eş olarak tercih ederler.
İnsan da bu doğal düzenin bir parçasıdır.
İnsan vücudu; demir, çinko, magnezyum, kalsiyum, potasyum, sodyum ve daha birçok mineral ile elementin son derece karmaşık bir dengesi üzerine kuruludur. Bu maddelerin her biri organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için farklı görevler üstlenir.
Buradan hareketle ortaya şu soru çıkmaktadır:
Acaba insanlar arasındaki biyolojik çekimin bir bölümünde, iki bireyin sahip olduğu biyolojik özelliklerin birbirini tamamlama eğilimi rol oynuyor olabilir mi?
Benim hipotezim, aşkın en temel katmanlarından birinin burada saklı olabileceğidir. Yani bir insan kendi vücudunda hangi mineral,element vs eksikse ve karşılaştığı karşı cinsten hangi insanla bunu tamamlayacağını hissediyorsa ( vücutların çekim gücüyle…) ona aşık oluyor.
Bir bireyin biyolojik yapısı ile başka bir bireyin biyolojik yapısı arasında, henüz tam olarak keşfedilmemiş bir uyumluluk veya tamamlayıcılık mekanizması bulunabilir. Bu mekanizma yalnızca hormonlar, feromonlar veya fiziksel görünüş üzerinden değil; genetik özellikler, bağışıklık sistemi, metabolik yapı, vücut kimyası ve belki de henüz bilmediğimiz başka biyolojik sinyaller üzerinden işleyebilir.
Bu durumda aşk, yalnızca zihnin verdiği romantik bir karar olmayabilir.
Belki de aşkın ilk kıvılcımı, insanın bilinçli olarak fark edemediği çok daha eski bir biyolojik sistem tarafından oluşturulmaktadır.
Aşkın biyolojik şifresi
Hipotezime göre insan, farkında olmadan kendisini biyolojik açıdan tamamlayabilecek başka bir bireye karşı daha güçlü bir çekim hissedebilir. Bunun amacı ise insanlar yaradılış gereği doğuracağı çocukların doğada en güçlü fiziksel ve biyolojik yapıda yaşamasını sağlamaktır. Bunu iç güdüsel biçimde yapar.
Başka bir ifadeyle:
Beden, zihinden önce seçim yapar.
İnsan daha sonra bu biyolojik çekime çeşitli anlamlar yükler: güzellik, karakter, ses, koku, bakış, heyecan, güven, özlem veya tutku…
Bunların tamamı aşkın görünen yüzleri olabilir.
Asıl mekanizma ise çok daha derinde bulunuyor olabilir.
Burada “tamamlanma” yalnızca mineral, element vs eksiklikleri anlamına gelmek zorunda değildir. Mineral , element vs dengesi hipotezimin başlangıç noktalarından biri olabilir; ancak gelecekte yapılacak araştırmalar, bunun genetik çeşitlilik, bağışıklık sistemi, hormonlar, metabolizma, mikrobiyota, koku algısı veya başka biyolojik mekanizmalarla ilişkili olduğunu gösterebilir.
Dolayısıyla hipotezimin daha geniş biçimi şöyledir:
İnsanlar, biyolojik ve genetik özellikleri kendilerininkini belirli ölçülerde tamamlayan bireylere karşı, bilinçdışı düzeyde daha güçlü bir çekim geliştirebilirler. Aşk ise bu biyolojik çekimin psikolojik ve duygusal düzeyde ortaya çıkan karmaşık sonucudur.
Bana şöyle bir soru sorabilirsiniz; bu anlattıklarına göre karşılıksız aşk nasıl açıklanabilir? Çünkü bir kişi kendisini tamamlayanı bulmuş ancak bulduğu kişi başkasını ona tercih ediyor…
Bu durumu şöyle açıklayabilirim; iki insanın

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası