Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Düz makalesinde;
Bazı bayramlar takvimden değil, yürekten gelir. 29 Ekim öyle bir gündür. Sabahı bayrakla uyanır, akşamı fenerle yürür, ama asıl yaşandığı yer insanın içidir.
Bu topraklar kadimdir. Hititler’in, Frigler’in, Lidyalılar’ın, Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın izini taşıyan Anadolu, binlerce yıllık bir hafızanın adıdır. Biz bu hafızanın üzerinde yaşıyor, onun nefesiyle büyüyoruz. Cumhuriyet de bu kadim birikimin yeni bir cümlesi, belki de en cesur olanıdır.
1923’te kurulan şey yalnızca bir yönetim biçimi değildi. Savaştan çıkmış, yorgun ama onurlu bir milletin “Ben varım ve kaderimi kendim yazarım” demesiydi. Bu söz bir ruhtan doğdu. Ruh olmadan ne istiklal kazanılır ne de cumhuriyet kurulur.
Geçmiş, bize anlatılan bir hikâye değil, omzumuzda taşıdığımız bir sorumluluktur. O kuşak yokluk içinde umut ekti, biz o umudun meyvesini yiyoruz. Teşekkür etmenin en güzel yolu yalnızca anmak değil, o ruhu yaşatmaktır: okumak, üretmek, adil olmak, birbirimize sahip çıkmak.
Miras dediğimiz şey de budur. Bir kuşaktan ötekine devredilen yalnızca bir devlet değil, bir inanç, bir azim, bir “yapabiliriz” duygusudur. Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli şey, bu duyguyu diri tutabilmemizdir.
Gelecek de bu zincirin devamıdır. Bugün attığımız her adım, yarının mirası olacak. Bu yüzden 29 Ekim’e yalnızca geçmişe bir selam olarak değil, geleceğe verilmiş bir söz olarak bakmak gerekir.
103 yıl önce atılan temel, bugün bizden yeni bir ruh, yeni bir emek bekliyor. Kökü kadim, dalı geleceğe uzanan bu çınarın gölgesinde durmak kadar, onu sulamak da bizim görevimiz.
Cumhuriyetimiz kutlu, ruhumuz diri olsun.