Sağlık alanında son dönemde gündeme gelen “hasta danışmanlığı” uygulamaları tartışılmaya devam ediyor. Sayıştay’ın 2025 yılı denetim raporlarında bazı üniversitelerde görev yapan öğretim üyelerinin hasta danışmanlığı adı altında faaliyet yürüttüğüne ilişkin tespitlerin yer alması, uygulamanın hukuki ve etik boyutlarının yeniden tartışılmasına neden oldu.
Sağlık alanında son haftalarda hem ulusal hem de yerel basında geniş yer bulan konulardan biri, bazı öğretim üyelerinin üniversitedeki görevleriyle bağlantılı olarak “hasta danışmanlığı” adı altında yürüttüğü ileri sürülen faaliyetler oldu.
Sayıştay’ın 2025 yılı denetim raporlarında yer alan tespitlerle birlikte konu yeniden kamuoyunun gündemine taşınırken, söz konusu uygulamaların mevzuata uygunluğu, hasta güvenliği ve sağlık hizmetlerinde haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı tartışılıyor.
Tıbbi ya da medikal danışmanlık genel olarak bireylerin veya kurumların sağlıkla ilgili bilgiye ulaşmasına, sağlık süreçlerini uzman görüşü doğrultusunda değerlendirmesine ve yönlendirme almasına yönelik bir hizmet olarak tanımlanıyor.
Bireysel danışmanlık kapsamında kişinin mevcut sağlık durumuna ilişkin bilgi edinmesi, sağlık hizmetlerine erişim konusunda yönlendirilmesi ve uzman görüşünden yararlanması gibi hizmetler gündeme gelebiliyor.
Ancak danışmanlık kavramının kapsamı ile doğrudan sağlık hizmeti sunumu arasındaki sınırın net biçimde ortaya konulması önem taşıyor.
Çünkü tıbbi danışmanlığın, mevzuatın öngördüğü koşullar dışında doğrudan muayene, tanı, tedavi veya tıbbi müdahalenin yerine geçmesi mümkün değil.
Sağlık mevzuatı açısından hastaya tanı konulması, tedavi planının oluşturulması, reçete düzenlenmesi ve tıbbi müdahalelerin gerçekleştirilmesi belirli yetki ve koşullara bağlı.
Bu nedenle danışmanlık hizmetinin, doğrudan klinik sağlık hizmetiyle karıştırılmaması gerekiyor.
Özellikle uzaktan gerçekleştirilen görüşmelerde fiziki muayenenin yapılamaması, bazı durumlarda tanı ve tedavi açısından önemli sınırlamalar oluşturabiliyor.
Acil sağlık sorunlarında ise danışmanlık hizmetleri yerine 112 Acil Çağrı Merkezi’ne veya en yakın sağlık kuruluşunun acil servisine başvurulması gerekiyor.
Sayıştay’ın 2025 yılı denetim raporlarında Gazi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi ile ilgili çeşitli tespitlerin yer aldığı belirtiliyor.
Söz konusu raporlarda bazı öğretim üyelerinin hasta danışmanlığı adı altında faaliyet yürüttüğüne ilişkin tespitler kamuoyunda tartışılırken, konunun yalnızca üniversitelerdeki idari uygulamalar açısından değil, sağlık hizmetlerinin sunumu ve rekabet koşulları bakımından da değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Bununla birlikte, raporlarda yer alan tespitlerin her bir kişi veya kurum açısından kesinleşmiş bir hukuka aykırılık anlamına gelip gelmediğinin, ilgili mevzuat ve somut olayın koşulları çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Konunun bir diğer boyutunu ise sağlık sektöründeki rekabet koşulları oluşturuyor.
İddialara göre bazı öğretim üyelerinin danışmanlık adı altında hasta kabul ettiği, bazı durumlarda ise farklı kişi veya kuruluşlar üzerinden özel sağlık kuruluşlarında ameliyat gerçekleştirdiği ileri sürülüyor.
Bu iddiaların gerçeğe uygun olup olmadığı ve hukuki sorumluluk doğurup doğurmadığı ilgili idari ve adli süreçlerin konusu olurken, uygulamaların kurallara uygun şekilde çalışan hekimler açısından haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı da tartışılıyor.
Sağlık hizmetlerinde kamu görevi, üniversite görevi, özel muayene faaliyeti ve özel sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilen işlemler arasındaki sınırların açık biçimde belirlenmesi, hem sağlık çalışanları hem de hastalar açısından önem taşıyor.
Tartışmanın merkezinde ise yalnızca “danışmanlık” kavramının ne olduğu değil, bu faaliyetlerin hangi koşullarda yürütüldüğü ve mevcut mevzuata uyulup uyulmadığı sorusu bulunuyor.
Hastaların sağlık hizmetlerine güvenli ve eşit koşullarda erişebilmesi, hekimler arasındaki rekabetin de mevzuata uygun biçimde gerçekleşmesi gerekiyor.
Bu nedenle kamuoyunun beklentisi; Sayıştay raporlarında yer alan tespitlerin ilgili kurumlar tarafından incelenmesi, varsa mevzuata aykırı uygulamaların ortaya çıkarılması ve sorumluluğu bulunan kişiler hakkında gerekli idari veya hukuki süreçlerin işletilmesi.
Sağlık, doğrudan insan hayatını ilgilendiren bir alan. Bu nedenle hangi unvan veya yöntemle olursa olsun sağlık hizmetlerinin sunumunda mevzuata, meslek etiğine ve hasta güvenliğine uygunluk konusunda oluşabilecek soru işaretlerinin açıklığa kavuşturulması önem taşıyor.
Asıl soru ise şu:
Mevzuat, denetim mekanizmaları ve Sayıştay tespitleri ortadayken, varsa mevzuata aykırı uygulamalara kim ve nasıl “dur” diyecek?
