Emekli TSK personeli Sadettin Uzluk’tan akaryakıt fiyatları ve vergi yüküne ilişkin dikkat çeken hesaplama: “Toplanan vergiler nereye gidiyor, akaryakıta neden sürekli zam geliyor?”
Türkiye’de akaryakıt fiyatları, vergi yükü, döviz kuru ve uluslararası petrol fiyatları arasındaki ilişki yeniden tartışma konusu oldu.
Emekli TSK personeli Sadettin Uzluk, ham petrolün varil fiyatı, rafineride elde edilen ürünler, akaryakıt tüketimi ve vergi gelirleri üzerinden yaptığı hesaplamalarla kamuoyuna dikkat çekici sorular yöneltti.
Uzluk’un değerlendirmesinin merkezinde ise şu soru bulunuyor:
“Vatandaş akaryakıt alırken yüksek miktarda vergi öderken, neden akaryakıt fiyatlarının sürekli artırılmasına ihtiyaç duyuluyor?”
Uzluk, değerlendirmesinde ham petrolün rafinerilerde işlenmesiyle çok sayıda farklı ürün elde edildiğine dikkat çekiyor.
Bunlar arasında;
Süper ve yüksek oktanlı benzin türleri,
Benzin,
Motorin,
LPG,
Petrokimya sanayisinde kullanılan hammaddeler,
Asfalt ve benzeri petrol türevleri
bulunuyor.
Dolayısıyla ham petrolün ekonomik değerinin yalnızca pompadaki benzin veya motorin fiyatıyla değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da petrolün ulaşımın yanı sıra sanayi ve petrokimya dahil çok geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu belirtiyor.
Uzluk’un paylaşımında Türkiye’de günlük yaklaşık 1 milyon-1,1 milyon varil seviyesinde petrol tüketildiği varsayımı üzerinden bir hesaplama yapılıyor.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2026 yılında Türkiye’nin günlük petrol tüketiminin yaklaşık 1 milyon varil olduğunu, bunun yaklaşık 160 bin varillik bölümünün yurt içi kaynaklardan karşılandığını açıklamıştı.
Yaklaşık 1,1 milyon varil üzerinden hesap yapıldığında:
1.100.000 varil × 159 litre = 174.900.000 litre
Yani varsayımsal olarak günlük yaklaşık 174,9 milyon litrelik petrol eşdeğeri bir hacim ortaya çıkıyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bu miktarın tamamının doğrudan benzin, motorin veya LPG olarak satıldığı söylenemez. Ham petrol rafinerilerde farklı ürünlere ayrılıyor ve ürünlerin verimi ile satış miktarları birbirinden farklılaşıyor.
Uzluk’un hesaplamasında motorinin 101 TL, LPG’nin ise 34 TL olduğu varsayımından hareketle:
101 TL + 34 TL = 135 TL
135 TL / 2 = 67,5 TL
şeklinde basit bir ortalama oluşturuluyor.
Bu rakam üzerinden:
174.900.000 litre × 67,5 TL = 11.805.750.000 TL
sonucuna ulaşılıyor.
Başka bir ifadeyle, bu varsayımlara göre günlük petrol türevi ürün satışının yaklaşık 11,8 milyar TL seviyesinde olduğu ileri sürülüyor.
Ancak bu rakamın tüm akaryakıt ürünlerinin gerçek satış fiyatlarının ortalaması olmadığı özellikle belirtilmeli. Benzin, motorin, LPG, jet yakıtı, asfalt ve petrokimya ürünlerinin fiyatları ve litre/ton bazındaki ölçümleri farklı olduğu için tek bir ortalama fiyat üzerinden yapılan hesaplama yaklaşık ve varsayımsal bir hesap niteliğinde.
Uzluk’un asıl dikkat çektiği nokta ise satış bedelinin yüzde 40’ının vergi olarak kabul edilmesiyle ortaya çıkan rakam.
11.805.750.000 TL × yüzde 40 = 4.722.300.000 TL
Bu hesaba göre günlük yaklaşık 4,72 milyar TL vergi geliri oluşabileceği ileri sürülüyor.
Yıllıklaştırıldığında ise:
4,7223 milyar TL × 365 = yaklaşık 1,72 trilyon TL
gibi son derece yüksek bir tutara ulaşılıyor.
Ancak bu rakamın resmi olarak açıklanmış günlük akaryakıt vergi tahsilatı olmadığının altını çizmek gerekiyor.
Çünkü Türkiye’de akaryakıttaki vergi yükü yalnızca satış bedelinin sabit yüzde 40’ı şeklinde hesaplanmıyor. Benzin, motorin ve LPG’de ÖTV’nin litre veya kilogram bazında belirlenen tutarları bulunuyor; ayrıca KDV uygulanıyor.
Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2026 yılı düzenlemelerinde de benzin ve motorin için litre başına, LPG türleri için ise ürünün niteliğine göre belirlenmiş ÖTV tutarları yer alıyor.
2026 yılında yapılan düzenlemeyle akaryakıt vergilendirmesi tartışması daha da önemli hale geldi.
Gelir İdaresi Başkanlığı’nın yayımladığı açıklamaya göre, benzin, motorin ve LPG türlerinin ÖTV tutarlarının, uluslararası petrol fiyatları veya döviz kurlarındaki değişimlerin yurt içi rafineri çıkış fiyatlarına etkisi dikkate alınarak yeniden belirlenebilmesine ilişkin düzenleme yapıldı.
Düzenlemede değişimin yüzde 75’inin dikkate alınması öngörülüyor.
Bu durum, uluslararası petrol fiyatları ile döviz kurundaki hareketlerin pompa fiyatları üzerindeki etkisinin yanı sıra vergi mekanizmasının da yakından takip edilmesine neden oluyor.
Sadettin Uzluk’un gündeme getirdiği ikinci önemli soru ise kamu maliyesine ilişkin:
“Akaryakıttan, alkolden, tütün ürünlerinden ve diğer tüketim kalemlerinden yüksek miktarda vergi alınırken bütçe açığı neden kapanmıyor?”
Bu soru yalnızca akaryakıt vergileri üzerinden değerlendirilebilecek bir konu değil.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın resmi bütçe verilerine göre 2026 yılının Ocak-Mayıs döneminde merkezi yönetim bütçe gelirleri 6 trilyon 277,7 milyar TL, bütçe giderleri ise 7 trilyon 334,7 milyar TL oldu. Aynı dönemde bütçe açığı 1 trilyon 57 milyar TL olarak gerçekleşti.
Dolayısıyla akaryakıttan elde edilen vergilerin yanı sıra gelir vergisi, kurumlar vergisi, KDV, ÖTV, ithalde alınan KDV ve diğer vergi kalemleri de merkezi bütçenin gelir tarafını oluşturuyor.
2026 Ocak-Nisan döneminde toplam vergi gelirleri 4 trilyon 372,6 milyar TL olarak gerçekleşirken ÖTV tahsilatı 620,9 milyar TL seviyesinde oldu.
Bu nedenle “toplanan bütün vergi akaryakıttan geliyor” şeklinde bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Ancak akaryakıt üzerindeki vergilerin vatandaşın günlük yaşamına doğrudan yansıması, konuyu özellikle önemli hale getiriyor.
Tartışmanın bir diğer boyutu ise Türkiye’nin petrol üretimi ile tüketimi arasındaki fark.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye, 2025 yılında 6,68 milyon ton ham petrol üretirken 31,94 milyon ton ham petrol ithal etti.
Bakanlık bu verilerden hareketle Türkiye’nin ham petrolde yaklaşık yüzde 83 oranında ithalata bağımlı olduğunu belirtiyor.
Dolayısıyla pompa fiyatlarının belirlenmesinde yalnızca Türkiye’de üretilen petrolün maliyetine bakmak yeterli değil.
Uluslararası ham petrol fiyatı, döviz kuru, ithalat maliyeti, rafineri maliyetleri, dağıtım ve bayi marjları, ÖTV ve KDV gibi çok sayıda unsur nihai fiyatı etkiliyor.
Türkiye’nin yerli petrol üretiminde son yıllarda önemli artışlar yaşanıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında yurt içi petrol üretimi 47,9 milyon varile yükseldi. 2024 yılında bu rakam 38 milyon varil seviyesindeydi.
2026 yılının ilk altı ayında ise yurt içi petrol üretimi 23,1 milyon varil olarak açıklandı.
Gabar sahasındaki günlük üretim de 2026 Ağustos ayında 83 bin 300 varile ulaşarak yeni rekor kırdı.
Buna rağmen Türkiye’nin toplam petrol ihtiyacının tamamı yerli üretimle karşılanabilmiş değil.
Bu nedenle dünya petrol fiyatlarındaki değişimler Türkiye ekonomisini ve dolayısıyla akaryakıt fiyatlarını etkilemeye devam ediyor.
Uzluk’un açıklamasındaki temel itiraz da burada yoğunlaşıyor.
Vatandaş, otomobiline benzin veya motorin alırken yalnızca ürünün kendisi için ödeme yapmıyor; ürün fiyatının içerisinde çeşitli vergiler de bulunuyor.
Bunun yanında akaryakıt fiyatlarındaki artış yalnızca araç sahiplerini etkilemiyor.
Mazot ve benzin fiyatlarındaki yükseliş;
nakliye → lojistik → gıda → tarım → sanayi → hizmetler → tüketici fiyatları
zinciri üzerinden ekonominin birçok alanına yansıyabiliyor.
Bu nedenle akaryakıt fiyatlarındaki her artış, yalnızca depoya giren yakıtın maliyeti açısından değil, ekonominin genel maliyet yapısı açısından da önem taşıyor.
Uzluk, açıklamasında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek dönemindeki vergi politikalarını da eleştirerek, özellikle petrol ürünleri, alkollü içecekler, tütün ürünleri ve şeker gibi tüketim kalemleri üzerindeki vergi yükünün artırılmasını sorguluyor.
Burada ekonomik programın temel hedeflerinden biri olan bütçe dengesinin sağlanması ile vatandaşın üzerindeki tüketim vergisi yükü arasındaki denge tartışmaya açılıyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bütçe verileri, kamu maliyesinde ciddi miktarda gelir ve gider hareketinin bulunduğunu gösteriyor. 2026 yılında da bütçe açığı, faiz giderleri ve vergi gelirleri kamu maliyesinin temel tartışma başlıkları arasında bulunuyor.
Dolayısıyla tartışmanın yalnızca “akaryakıta neden zam geliyor?” sorusuyla sınırlı kalmaması gerekiyor.
Asıl soru;
“Vatandaştan alınan vergiler hangi harcama kalemlerinde kullanılıyor, bütçe açığı neden oluşuyor ve vergi yükünün hangi kesimler arasında nasıl dağıtılması gerekiyor?”
sorusunda düğümleniyor.
Sadettin Uzluk’un gündeme taşıdığı hesaplama, özellikle şu soruların daha açık biçimde tartışılmasını gündeme getiriyor:
Akaryakıttan bir yıl içerisinde toplam ne kadar ÖTV tahsil ediliyor?
Akaryakıt satışlarından elde edilen KDV tahsilatı ne kadar?
Benzin, motorin ve LPG’nin litre fiyatının ne kadarı ürün maliyeti, ne kadarı vergi?
Akaryakıt vergilerinin toplam merkezi yönetim vergi gelirleri içerisindeki payı nedir?
Uluslararası petrol fiyatlarındaki artış ve azalışlar pompa fiyatlarına hangi mekanizma ile yansıtılıyor?
Döviz kurundaki değişim akaryakıt fiyatlarını ne ölçüde etkiliyor?
Yerli petrol üretimindeki artış tüketici fiyatlarına neden ve nasıl yansıyor?
Akaryakıttan elde edilen vergi gelirleri hangi kamu harcamalarının finansmanında kullanılıyor?
Bütçe açığının azaltılmasında tüketim vergilerinin payı ne kadar?
Vatandaş üzerindeki dolaylı vergi yükünü azaltmak için alternatif bir mali politika mümkün mü?
Tartışmanın özü aslında tek bir rakama indirgenemeyecek kadar kapsamlı.
Uzluk’un 174,9 milyon litre × 67,5 TL × yüzde 40 şeklindeki hesabı, varsayımlar doğru kabul edildiğinde milyarlarca liralık günlük bir büyüklük ortaya çıkarıyor. Ancak bu hesabın resmi akaryakıt vergi tahsilatı olarak kabul edilebilmesi için ürün bazında gerçek tüketim miktarlarının, güncel pompa fiyatlarının, ÖTV ve KDV tutarlarının ve rafineri/dağıtım maliyetlerinin ayrı ayrı hesaplanması gerekiyor.
Buna karşılık resmi veriler, Türkiye’nin günlük petrol tüketiminin yaklaşık 1 milyon varil civarında olduğunu, ülkenin ham petrolde yüksek oranda ithalata bağımlı bulunduğunu ve akaryakıt ürünlerinde önemli miktarda ÖTV tahsil edildiğini ortaya koyuyor.
Dolayısıyla kamuoyunun önündeki temel mesele yalnızca petrolün dünya fiyatı değil.
Vergi politikası, bütçe dengesi, enerji ithalatı, döviz kuru, yerli petrol üretimi ve vatandaşın alım gücü aynı denklem içerisinde değerlendirilmek zorunda.
Sadettin Uzluk’un açıklaması da bu açıdan, akaryakıt fiyatlarının yalnızca pompadaki rakamlar üzerinden değil, “vatandaşın ödediği toplam vergi ile devletin bütçe ihtiyacı arasındaki ilişki” üzerinden yeniden tartışılması gerektiğine işaret ediyor.
Ve tartışmanın en kritik sorusu hâlâ ortada duruyor:
Bu sorunun yanıtı, tahmini hesaplardan ziyade ürün bazında ÖTV, KDV, toplam tüketim, toplam tahsilat ve bütçe harcamalarının şeffaf biçimde birlikte açıklanmasıyla ortaya çıkabilir.