Eski Ülkücü ve AK Parti’li isimden LGBT açıklaması

Eski Ülkücü ve AK Parti’li isimden LGBT açıklaması
Yayınlama: 16.09.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı avukat Cüneyt Bülent Şeker makalesinde;

LGBT’YE YAPILAN “AİLEM GÜVENDE”OPERASYONLARI ASLINDA KİME OPERASYON?

Şimdi ben “bu operasyonlar beni rahatsız etti, bunların yapılmasını istemiyordum…” dersem ikiyüzlüce davranmış olurum. Ben gençliğinde ülkücü hareket içinde yer almış, orta yaşlarında Ak Parti de siyaset yapmış bir adamım. Benim gibilerin siyaset yapmaktaki amacı bu tür şeylere karşı olmalarıdır. Bence LGBT’nin varlığı ve güzellenmesi toplumun geleceği (özellikle nüfusun korunması) ve aile kurumunun varlığı için büyük bir tehlikedir.

Ama bu günlerde yapılan “Ailem güvende” operasyonlarını samimi buluyor muyum?

Hayır! Bence bu; “dostlar LGBT ile mücadele de görsün” babından yapılan, özellikle Süleymancılar ve Furkancılara yapılan operasyonlardan sonra toplumum (ve diğer cemaatlerin) endişelerini paralize etmeye yönelik yüzeysel bir operasyondur.

Ben bu yapılanı biranın köpüğünü yasaklayarak alkol ile mücadele etmeye benzetiyorum. İnsanın “25 yıldır nerede idiniz,  şimdi mi aklınıza geldi, atı alan Üsküdar’ı geçmedi mi…” diye sorası geliyor. Bence bunun iktidar oy tabanına yönelik bir algı operasyonu olduğu çok açık. Bunu solcular gayet net bir şekilde dillendiriyorlar, ama Türkiye deki sağ kesim gerçekten çok saf…

Ben LGBT’yi bir sapkınlık, en fazla bir hastalık olarak görüyorum. Toplumun büyük çoğunluğunun da benim gibi düşündüğünü biliyorum. Çift cinsiyetli çocuk doğumları oluyor mu? Evet, ama bu durum çok çok nadir olmak üzere var. Eskiden böyle doğan çocuklar hangi cinse yakın ise ona yönlendirilir ve çocuk o şekilde bir ameliye geçirir ve seçilen cinsiyete göre yetiştirilirdi.

Mevcut LGBT deki artışın ise durumun ile bir ilgisi yok, bu artış daha çok medyanın LGBT’yi özendirmesi, Global Siyonist düzenin nüfusu azaltmak için LGBT’yi teşvik etmesi, bu tür dernekleri bu güne kadar kollaması ve bu kişilerin sanatçı veya eskort olarak kazandıkları paralar ile ilgilidir. Bu tip yönelimlere bazı Uzakdoğu İslam ülkelerinde de turizmi desteklemek adına “görmezden gelme” politikası izlenmektedir.

LGBT’nin fuhuş ve uyuşturucu işleri ile ilgileri var mıdır? Benim avukatlık tecrübeme ve çevremde oturan bu tip insanları gözlediğim kadarı ile  “ekseriyet ile” vardır, özellikle alt tabaka LGBT’lerin vardır… Bunlar çok pahalı ameliyatlara para bulmak için bu işlere başlar, sonra uyuşturucu ve fuhuş’u bir geçim kaynağı olarak devam ettirirler. Bu iş Türkiye de mafya ayağı da olan bir yapılanmadır.

Ama bu güne kadar bunlar “adeta” dokunulmazlardı, bu konuda mahalle halkı tarafından yapılan şikâyetler havanda su dövmeye benzerdi, bunlar ciddi bir kavgaya karışmadan yargı-Devlet ile karşı karşıya gelmezlerdi. Bazı dış ülkelerin LGBT derneklerini fonladığı ise (yeni keşfedilmiş gibi yapılsa da) çok eski bir mesele, ben dahi zamanında bunu yazmıştım. Cinsiyet değiştirme ameliyatların bedava olması, zamanında bunlara pembe pasaport verilerek kimliklerinin tanınması, basının ve kadın derneklerinin bunlara sahip çıkması bu lobileri güçlendirdi.

Şimdi (ülkede hukuk varmış gibi) birazcıkta hukuki olarak değerlendirme yapalım; eğer bu insanlar uyuşturucu ve fuhuş işleri yaparken yakalanmışlarsa yapılan operasyonlar elbette hukuka uygundur, ama sadece derneklere operasyon yapılıyor ve dernek defterlerindeki eksiklikler araştırılıp, mali denetim vs. ile uğraşılıyor ise hukukiliği çok tartışılır. Dernekçilik ile uğraştığım için bilirim, o kadar idari ve mali prosedür vardır ki, Devlet isterse mutlaka bir bulur, birkaç imzada eksiklik, bir iki kalemin geç işlenmiş olması (yani insani hatalar) rahatça mali-vergi yolsuzluğu olarak nitelenebilir.

Eğer hükümet bu konuda biraz samimi ise ilgili kanunları çıkartır ve bütün LGBT derneklerini kapatır, hatta LGBT’nin özendirilmesinin-savunulmasının suç olduğuna dair yasalar çıkartır. Ama bunu yaparlar mı?.

İç siyasete yönelik böyle göstermelik şeylere göz yumulur da, gerçekten LGBT’yi bitirmeye yönelik bir harekete batı izin verir mi? Ve temeline inilmeden, asıl kaynakları kurutulmadan, sadece göze hitap eden bu tür operasyonlar geçici serinlik veren bir meltem mahiyetindedir ve hafif bir meltem ile ağaçlar yerinden sökülmez…

Burada bana asıl rahatsızlık veren şey ise bir yasa olmadığı halde bu operasyonlara tepki gösterenlerin paylaşımların engellenmesi-hesapların kapatılmasıdır! Halbuki bu ülke yasalarına ve hukuka göre; ne hükümeti eleştirmek, ne yargı kararlarını eleştirmek, ne de LGBT propagandası yapmak ve ne de bunların dernek kurması suç değildir, eğer öyle olsa idi bunlara baştan izin verilmezdi!

Pekiyi olan nedir? Kanuni dayanağı olmadan,  hükümetin bir isteğinin yargı kararları ile vaftiz edilerek uygulanmasıdır. Yani “dün ak denilen şeye, bu gün kara denilmesidir” yani hukuki olarak cemaatlere yapılan operasyonun bir benzeridir. Bu “dün izin vermiştim, ama şimdi yasaklıyorum, benim sözüm yasadır” demektir.

Burada olan George Orwell 1984 romanında geçtiği gibi 2+2=5 mantığının topluma dikte edilmesidir. Ve toplumda hiziplere ayrıldığı için devlet elindeki tokmağı bir o kesime, bir bu kesime vururken, diğer hizipler yapılan işi (hukuka uygun olup olmadığına bakmadan) alkışlıyor ve böylece herkesin sıra ile kafası eziliyor. Dün cemaatlere yapılan operasyonu seküler-sol kesim alkışlarken, bu günde LGBT’ye yapılan operasyonu milliyetçi-muhafazakar kesim alkışlıyor, hiç düşünmeden ve yapılanı adalet terazisinde hiç tartmadan…

Bu da bizi Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanında değindiği; “Doğru bir amaç için yanlış bir yol izlemek” çelişkisine getiriyor, bence bunu bu gün doğru bir amaç için yapan, yarın aynı şeyi yanlış bir amaç için de yapabilir. Amacın doğruluğu ise bakış açısına göre değişir, nasıl olsa Troller ve yanlı basın bir şeyler uydurur.

Ben artık hükümetin aileyi düşündüğüne inanmıyorum. Evvela LGBT bu güne kadar her türlü gösteriyi-reklamı yaptı, bunları yaparken polis tarafından, LGBT’nin yaygınlaşması ise sistem tarafından korundu, hükümet içindeki bazı milletvekilleri bile LGBT güzellemesi yaptı ve hükümet bu milletvekillerine ses çıkartmadığı gibi, (Oy tabanının tepkisine rağmen) bunları tekrar tekrar vekil olarak seçtirdi. TCK. 225. Maddenin (Hayasızca hareketler) ise ben LGBT dahil kimse için uygulandığını hatırlamıyorum, var ise de çok nadir.

Zinanın suç olmaktan çıkartılması, 6284 ve “Kadınını beyanı esastır-pozitif ayrımcılık…” gibi uygulamaların aileyi nasıl tahrip ettiği zaten biliniyor ve yıllardır da dile getiriliyordu. Bu işlerin Türkiye ye “Batı” tarafından dayatıldığı ve hükümetinde uzun yıllardır bu dayatmaya boyun eğdiği de biliniyordu, şimdi ne oldu, batı izin mi verdi?

Bence bardağı taşıran ise 2022 de gündeme gelen ve topuk kanı ile başlayan zorunlu test uygulamasıdır. Bu uygulama (hala kanuni temeli yok) ailenin velayet hakkını yok ediyor ve çocukları Sağlık Sektörünün zorunlu müşterisi-kobayı haline getiriliyor. Toplum henüz anlayamasa da çocuk üzerinden ailenin korumasının kaldırılması toplumun geleceği için en büyük tehlike oluşturuyor, hele DSÖ ve arkasındaki güçlerce yönetilen bir sağlık sistemimiz olduğu düşünülür ise…

Bu süreçte sistem bir yandan aileleri topuk kanı-test vermediği için mahkemeye sevk ederken, diğer yandan aileleri bu test ile taranan bir hastalık için (SMA) kent meydanlarında (Valilik izni ile) dilendirdi. İşin garip yanı bu ilaç ve tedaviler hastalığı iyileştirme de vaat etmiyordu. Testlerin kesin tanı yöntemi olmadığını Sağlık Bakanlığı dahi söylüyordu, o halde bu zorlamanın sebebi ne idi? Çünkü mevcut Anayasa ve yasalara göre devletin çocuklara müdahalesi zaruri-acil ve telafisi mümkün olmayan durumlarda söz konusu idi. Sağlıklı doğan her çocuktan zorla kan-doku örneği toplamak nereden çıktı?

Özelleşmiş sağlık sektörüne düzenli müşteri temin edilmesini, amacı belirsiz şekilde kan ve doku örneği toplanmasını, astronomik fiyatlı yabancı ilaçların kazancını bir kenara bırakırsak, bu; “Devlet senden ne istiyor ise yapmak zorundasın, çocuğunun kanı da- canı da devletindir.” Mantığının topluma dayatılmasıydı…

Ben velayet hakkını yok sayan, lohusa anneleri çocuğunu elinden almak ile (ve yeni kanun değişikliği ile) hapse atmak ile tehdit eden bir sistemin halkını-aileyi düşündüğüne inanmıyorum? Eski bir Ak Partili olarak her şeyi yemeye hazırdım, ama bunu ne yaparsam yapayım kabul edemiyorum, çünkü yerleştirilmeye çalışılan zorunlu test=zorunlu tıbbi müdahale=tedavi meselesi ailenin ve insanlığın bittiği yer!

Türkiye de evlilik ve doğum oranları azaldı, tehlikeli seviyelere geldi, bunu (nedense) hükümet kanadı da dillendiriyor, yani bu işin “bir numaralı sorumlusu” olan hükümet bu durumu halka şikâyet ediyor, adeta halkı suçluyor. Bence bu hedef saptırmaya yönelik bir taktik. Halk evlenip yuva kurmak ve daha çok çocuk yapmak istemez mi? Demek ki kendisi ve çocukları için bir gelecek göremiyor ve sisteme güvenmiyor!

Son olarak Jean-Jacques Rousseau’nun  “Toplumsal Sözleşme” kitabından bir alıntı yapalım; “nüfusun azalması, bir devletin kötü yönetildiğinin ve çökmekte olduğunun en kesin kanıtıdır.”

 

Avukat Cüneyt Bülent Şeker

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo