Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirme kapsamına alınan köprü ve otoyollarla ilgili yazılı soru önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Bekin, vatandaşların vergileri ve kamu kaynaklarıyla inşa edilen stratejik ulaşım altyapılarının 30 yıllığına özel işletmelere devredilmesinin kamu yararı açısından kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na sekiz ayrı soru yöneltti.
Cumhurbaşkanı tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlanan kararla iki Boğaz köprüsü, sekiz otoyol ve iki çevre otoyolunun özelleştirme programına alınması kamuoyunda tartışma konusu oldu. Karar kapsamında 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün yanı sıra Avrupa Otoyolu, Anadolu Otoyolu, İzmir-Aydın Otoyolu, İzmir-Çeşme Otoyolu, Niğde-Mersin-Adana (Batı) Otoyolu, Adana (Doğu)-Gaziantep (Batı) Otoyolu, Gaziantep (Doğu)-Şanlıurfa Otoyolu ve Toprakkale-İskenderun Otoyolu bulunuyor.
Özelleştirme kapsamına Bursa Çevre Otoyolu’nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı kesimi ile Gaziantep Çevre Otoyolu da dahil edildi. Söz konusu yolların çevre ve bağlantı yolları, bakım ve işletme tesisleri, hizmet tesisleri, ücret toplama merkezleri, yük aktarma merkezleri ile diğer mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıklarının da özelleştirme kapsamında değerlendirileceği açıklandı.
Karara göre özelleştirme sözleşmesinin süresinin 30 yıl olması ve özelleştirme işlemlerinin 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanması öngörülüyor.
“Vatandaşın vergileriyle yapılan kamu varlıkları özel sermayeye aktarılmamalı”
Doğan Bekin, soru önergesinde köprü ve otoyolların yıllar boyunca vatandaşların ödediği vergiler ve kamu bütçesiyle inşa edildiğine dikkat çekti. Bu nedenle söz konusu altyapıların uzun süreli olarak özel işletmelere devredilmesinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kamu yararı ve sosyal politika açısından da ele alınması gerektiğini vurguladı.
Bekin, kamu eliyle oluşturulan ve toplumun tamamına hizmet eden stratejik ulaşım altyapılarının özel şirketlerin kâr beklentileri doğrultusunda değil, vatandaşların ihtiyaçları gözetilerek işletilmesi gerektiğini ifade etti.
Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından ücretli işletilen iki Boğaz köprüsü ve sekiz otoyolun 2025 yılı toplam gelirinin yaklaşık 600 milyon dolar, 30 yıllık toplam gelirinin ise yaklaşık 18 milyar dolar seviyesinde olduğuna dikkat çeken Bekin, bu rakamların söz konusu yapıların ekonomik değerini ortaya koyduğunu belirtti.
Özelleştirmenin ardından geçiş ücretlerinde yaşanabilecek artışların da ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade eden Bekin, özellikle taşımacılık ve lojistik maliyetlerinin yükselmesinin enflasyon üzerinde ilave baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu.
Bursa ve Gaziantep’te ücretsiz yollar ücretli hale mi gelecek?
Soru önergesinde özellikle Bursa ve Gaziantep’te halen ücretsiz kullanılan çevre yollarının durumuna ilişkin soru yönelten Bekin, bu yolların özelleştirme sonrasında ücretli hale getirilip getirilmeyeceğinin kamuoyuna açık ve net biçimde açıklanmasını istedi.
Bekin ayrıca, özelleştirme sonrasında geçiş ücretlerinin hangi yöntemle belirleneceği, ücret artışlarının nasıl kontrol altında tutulacağı ve mevcut çalışanların özlük haklarının korunmasına yönelik herhangi bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı konusunda da Bakanlıktan bilgi talep etti.
Önergenin bir diğer önemli başlığını ise özelleştirmenin kamu yararı üzerindeki uzun vadeli etkileri oluşturdu. Bekin, bakım maliyetleri gerekçe gösterilerek gündeme getirilen özelleştirme kararının kamu mülkiyetinden çıkışın uzun vadeli sonuçları bakımından herhangi bir etki analizine dayanıp dayanmadığını sordu.
“Geçiş ücretleri temel tüketim maliyetlerini de etkileyebilir”
Doğan Bekin, köprü ve otoyol ücretlerindeki olası artışların yalnızca sürücülerin ulaşım maliyetlerini yükseltmekle sınırlı kalmayacağını belirterek, bunun lojistik ve tedarik zincirleri üzerinden temel tüketim maddelerinin fiyatlarına da yansıyabileceğine dikkat çekti.
Taşımacılık maliyetlerindeki artışın gıda, sanayi ürünleri ve diğer temel ihtiyaçların fiyatlarına yansıyabileceğini ifade eden Bekin, ulaşım altyapısındaki fiyatlandırma politikalarının vatandaşın günlük hayatına doğrudan etkisinin bulunduğunu belirtti. Bekin, özelleştirme sonrasında ortaya çıkabilecek maliyet baskısının barınma ve konaklama giderleri dahil olmak üzere geniş bir ekonomik alana yayılmasını önlemek amacıyla hangi tedbirlerin planlandığının da açıklanmasını istedi.
TBMM’ye sekiz maddelik soru
Bekin’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yazılı olarak cevaplandırmasını istediği soru önergesinde şu başlıklar yer aldı:
Bekin, soru önergesinin sonunda kamu kaynaklarının korunmasının, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin önemine vurgu yaparak, vatandaşların vergileriyle oluşturulan yüksek değerli ulaşım altyapılarının işletilmesinde kamu yararının temel ölçüt olması gerektiğini ifade etti.
Bekin’den uluslararası gündeme ilişkin değerlendirmeler
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, köprü ve otoyolların özelleştirilmesine ilişkin soru önergesinin yanı sıra 8 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirdiği basın toplantısında uluslararası gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
“ABD, İslamabad Mutabakatı’na geri dönecek mi?” başlıklı basın toplantısında Bekin, İran’ın coğrafi konumu ve Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemi üzerinden değerlendirmeler yaptı.
İran’ın Hazar Denizi’nden Basra Körfezi ve Umman Denizi’ne kadar uzanan yaklaşık 2 bin 500 kilometrelik sahil şeridine sahip olduğunu hatırlatan Bekin, Hürmüz Boğazı konusunda kalıcı bir çözümün İran ve Umman’ın ortak rızası olmadan, yalnızca ABD baskısıyla sağlanmasının mümkün olmadığını savundu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Umman üzerinde baskı kurarak tek taraflı bir geçiş koridoru konusunda ısrar etmesini eleştiren Bekin, İran ile imzalanan mutabakatın ardından saldırı gerçekleştirilmesini de uluslararası hukukun temel ilkeleri açısından değerlendirdi. Bekin, yaşanan gelişmelerin bölgede yeni gerilimlere ve istikrarsızlıklara yol açmaması gerektiğini belirtti.
“BM’nin sessizliği uluslararası güvenilirliği zedeliyor”
Birleşmiş Milletler’in bölgedeki gelişmeler karşısındaki tutumunu da eleştiren Bekin, BM organlarının ve özellikle Güvenlik Konseyi ile Genel Sekreterliğin Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesindeki sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.
BM Şartı’nın temel ilkelerinin ve özellikle kuvvet kullanma yasağına ilişkin 2. madde hükümlerinin ihlal edilmesi karşısında uluslararası toplumun sessiz kalmasının BM’nin itibarını ve güvenilirliğini daha da zedeleyebileceğini söyleyen Bekin, bu durumun uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehditleri büyütebileceği uyarısında bulundu.
Bekin ayrıca ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından ortaya çıkan “Mekke Mutabakatı”nın bölge ülkeleri arasında yeni ayrışmalara ve ötekileştirmelere neden olmaması gerektiğini dile getirdi.
Yeniden Refah Partili Bekin, bölgesel barış ve istikrarın sağlanabilmesi için ayrışma ve ötekileştirme yerine kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini belirterek, Mekke Mutabakatı’nın tüm bölge ülkelerini kapsayacak şekilde ele alınmasının önemine dikkat çekti.