KENDİ GÜNEŞİNİ BEKLEME…

KENDİ GÜNEŞİNİ BEKLEME…
Yayınlama: 27.08.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

“Kendi güneşini bekleme…”
Ne denli kısa, ama ne denli güçlü bir tümce. Çünkü yaşam bize çoğu kez güneşin doğmasını beklemeyi öğretiyor. Birilerinin gelip elimizden tutmasını, koşulların değişmesini, şansın yüzümüze gülmesini, güzel günlerin kapımızı çalmasını bekliyoruz. Oysa bazen beklediğimiz güneş, gökyüzünde değil; kendi içimizdedir.

İnsan, karanlık günlerden geçerken kendisini çaresiz görebilir. . Bir kapının kapanması, bir dostun uzaklaşması, bir düşün yarım kalması, haksızlıklar, yitikler, yalnızlıklar… Yaşamın yükü ağırlaştıkça insan başını gökyüzüne kaldırıp “Ne zaman aydınlanacak?” diye sorar.
Yanlış sorudur bu. Asıl soru şudur:
“Ben kendi ışığımı ne zaman yakacağım?”
Çünkü insanın en büyük gücü, çoğu zaman dışarıda aradığı şeyin kendi içinde olduğunun ayırdında olduğu anda ortaya çıkar. Kendi güneşini beklemeyen insan, karanlıktan korkmaz. Çünkü bilir ki güneş yalnızca doğudan doğmaz. Bazen bir sözde, bazen bir dostun omzunda, bazen yeniden başlama cesaretinde, bazen de “Ben hâlâ buradayım” diyebilmenin gücünde doğar.

Yaşam her zaman adil davranmayabilir.
Bazen çok çalışan değil, çok bekleyen kazanır sanırız. Bazen hak eden değil, güçlü görünen öne çıkar. Bazen iyilik yaparsınız, karşılığında kırgınlık bulursunuz. Bazen yıllarca emek verdiğiniz bir şey, bir anda elinizden kayıp gider. İşte tam o noktada insanın kendisiyle kurduğu ilişki önem kazanır. Çünkü dışarıdan gelecek güneşe bağımlıysanız, gökyüzü kapandığında siz de kararırsınız. Ama kendi ışığınızı taşıyorsanız, en karanlık gecede bile yolunuzu bulabilirsiniz. İşte yaşam dediğimiz şey biraz da budur: Düşmemeyi değil, düştüğümüzde yeniden ayağa kalkmayı öğrenmek.

Kimse gelip bütün yaralarımızı saramaz. Kimse bizim yerimize mücadele edemez. Kimse bizim yerimize umut edemez. İnsan, başkalarından destek alabilir ama kendi yaşamının sorumluluğunu başkasına devredemez.
Bu yüzden “bir gün her şey güzel olacak” diye beklemek yerine, elimizden gelen küçücük bir güzelliği bugün yaratmak gerekir.
Bir çocuğun başını okşamak…
Bir dostun kapısını çalmak…
Haksızlık karşısında susmamak…
Kırılmış bir kalbe iyi gelmek…
Bir ağaca su vermek…
Bir kitap açmak…
Yeni bir şey öğrenmek…
Ve en önemlisi, bütün yorgunluklara karşın herkese “Ben hâlâ buradayım” diyebilmek…

Bazen insanın kendi güneşi tam da bunlardır.
Üstelik kendi güneşini yakmak yalnızca bireysel bir sorun değildir. Toplumlar da kendi güneşlerini beklediklerinde karanlık uzar. Haksızlık karşısında herkes bir başkasının ses çıkarmasını beklerse sessizlik büyür. Bir kadın şiddete uğradığında “Biri müdahale eder” denirse şiddet güçlenir. Bir çocuğun hakkı çiğnendiğinde “Birileri ilgilenir” denirse kötülük cesaret bulur.
Oysa değişim, çoğu zaman bir kişinin “Ben artık susmayacağım” demesiyle başlar.

Bir insanın yaktığı küçük bir ışık, başka bir insanın karanlığını aydınlatabilir. Sonra o ışık bir başkasına ulaşır. Derken karanlık, sandığımız kadar güçlü olmadığını fark eder. İşte bu yüzden insan, yaşamın kendisine sunacağı güzel günleri beklemek yerine kendi güzel gününün ilk adımını atmalıdır. Çünkü güneş her sabah doğar ama herkes onun ışığından aynı ölçüde yararlanamaz.
Kimi penceresini açar.
Kimi perdeyi kapalı tutar.
Kimi ise güneşin gelmesini beklemek yerine karanlık odasında kendi lambasını yakar.
Ben üçüncüsünden yana olmak isterim.
Çünkü yaşam , bekleyenlere değil; umudunu koruyarak yürümeye devam edenlere yeni yollar açar.

Öyleyse…
Kendi güneşini bekleme.
Karanlıksa, bir ışık yak.
Yol görünmüyorsa, ilk adımı sen at.
Kimse elini tutmuyorsa, önce kendi elinden tut.

Ve unutma:
Bazen insanın en büyük gücü, yine kendisidir.
Belki de aradığımız güneş, yıllardır gökyüzünde değil; içimizde doğmayı bekliyordur.
Güneşli günleriniz olsun.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo