Hayat, insana zaman zaman önemli bir gerçeği öğretir: Her mücadele kazanmak için verilmez; bazı mücadeleler insanın ne kadar dayanabileceğini gösterir.
İnsan ilişkilerinde de benzer bir tabloyla karşılaşmak mümkün. Kimi zaman bir taraf daha fazla düşünür, daha fazla emek verir, daha fazla fedakârlık yapar. Sorunları çözmek için konuşur, anlaşılmak için anlatır, kırgınlıkları geride bırakmak için adım atar. Fakat bütün bunlar tek taraflı kaldığında, ortaya sağlıklı bir bağ değil, giderek ağırlaşan bir yük çıkar.
Asıl yorgunluk da burada başlar.
Çünkü insan yalnızca yaptığı fedakârlıktan değil, karşılığında görülmemekten yorulur. Defalarca anlatmasına rağmen aynı sorunların tekrar yaşanması, zamanla kişinin kendisini sorgulamasına neden olur.
“Acaba ben mi yanlış yapıyorum?”
Belki de en tehlikeli soru budur.
Her tartışmada kendisini suçlu gören, her sorunda çözümü yalnızca kendisinde arayan insan, bir süre sonra karşı tarafın sorumluluklarını da üstlenmeye başlar. Oysa sağlıklı bir ilişkinin, dostluğun ya da ortaklığın temelinde tek taraflı fedakârlık değil, karşılıklı sorumluluk vardır.
Ne kadar sevgi varsa olsun, emek karşılık bulmadığında yıpranma kaçınılmazdır.
Üstelik günümüz dünyasında insanların birbirini dinlemeye ayırdığı zaman giderek azalırken, anlaşılmak daha da kıymetli hale geliyor. İnsanların birbirine gerçekten kulak vermesi, aynı hataları tekrar etmemek için çaba göstermesi ve gerektiğinde “Ben de yanlış yaptım” diyebilmesi büyük bir erdemdir.
Çünkü her meselede haklı çıkmak, aslında hiçbir ilişkiyi kurtarmaz.
Bazen kazanmak için değil, kaybetmemek için geri adım atmak gerekir. Bazen özür dilemek zayıflık değil, karakter göstergesidir. Bazen de bir insanın sürekli aynı döngünün içinde kalmasının nedeni, karşısındaki kişinin değişmemesi olabilir.
Fakat ne olursa olsun, sorumluluğu her zaman aynı kişinin üzerine bırakmak adil değildir.
Hayatta en çok veren insanlar çoğu zaman en sessiz yorulanlardır. Çünkü onlar şikâyet etmek yerine çözüm aramayı, kırılmak yerine sabretmeyi, gitmek yerine kalmayı tercih ederler.
Fakat sabrın da bir sınırı vardır.
İnsan, başkalarını anlamaya çalışırken kendisini unutmamalıdır. Herkesi memnun etmeye çalışırken kendi huzurunu tüketmemelidir.
Çünkü bazen insanın kendisine yapacağı en büyük iyilik, “Ben daha ne kadar dayanabilirim?” diye sormak değil, “Ben bunu daha ne kadar hak ediyorum?” diye sormaktır.
Ve belki de hayatın en ağır ama en gerçek derslerinden biri şudur:
Bir ilişkiyi ayakta tutmak için iki kişinin emeği gerekir. Tek kişinin çabası, yalnızca ayrılığı geciktirir.
Köşe Yazarı
Mesut Çavuş / Kahta