Merkez Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Pelin Gündeş Bakır, kamuoyunda büyük tartışma yaratan Çerçeve Yasa tasarısına ilişkin açıklamasında adeta siyasi bir rest çekti. Bakır, kalıcı barış ve terörün sona ermesi hedefini desteklediklerini ancak bunun hiçbir şekilde Anayasa’nın, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının ve mağdur haklarının çiğnenmesi pahasına gerçekleştirilemeyeceğini söyledi.
Bakır’ın açıklamasındaki ton son derece sertti. Merkez Parti lideri, tasarıda bulunduğunu savunduğu anayasal sorunlara, cezasızlık ihtimaline ve terör örgütü mensuplarının ağır suçlardan doğan sorumluluklarının ortadan kaldırılabileceği endişesine açık biçimde karşı çıktı.
Pelin Gündeş Bakır, partisinin bugüne kadar sergilediği tutumun yanlış anlaşılmaması gerektiğini vurguladı.
Bakır, “Sessizliğimiz bir kabulleniş değil, devlet sorumluluğunun gerektirdiği stratejik bir duruştur” diyerek, Merkez Parti’nin süreci sessizce izlemekle yetinmediğini, aksine Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren kritik bir düzenlemeyi yakından takip ettiğini ortaya koydu.
Bakır’ın mesajı açık:
Barış istiyoruz. Ancak hukukun çiğnendiği, mağdurların unutulduğu, ağır suçların karşılıksız bırakıldığı ve devletin anayasal yetkilerinin tartışmalı biçimde sınırlandırıldığı bir düzenlemeyi kabul etmiyoruz.
Merkez Parti lideri, terörün sona ermesi ve kalıcı barışın sağlanmasının önemini özellikle vurgularken, partisinin kırmızı çizgisinin vatandaşların can güvenliği olduğunu belirtti.
Bakır, “tek bir evladımızın dahi canının korunması” ve “hakiki, kalıcı bir barışın tesisi”nin her şeyden kıymetli olduğunu ifade etti.
Ancak Bakır’a göre kalıcı barış ile cezasızlık birbirine karıştırılamaz.
Barış başka, adalet başka; devletin güvenliği başka, suçların üzerinin örtülmesi bambaşka bir meseledir.
Merkez Parti liderinin açıklamasının temelinde de bu ayrım bulunuyor.
Bakır’ın en sert çıkışı ise tasarının kapsamına ilişkin oldu.
Merkez Parti Genel Başkanı, Çerçeve Yasa’da Anayasa’ya aykırı olduğunu düşündüğü düzenlemelere ve ortaya çıkabileceğini savunduğu “cezasızlık algısına” kesinlikle karşı olduklarını belirtti.
Bakır özellikle, yalnızca kasten öldürme suçunun kapsam dışında bırakılmasının büyük bir hukuki ve vicdani hata olacağını savundu.
Çünkü Bakır’ın dikkat çektiği nokta şu:
Terör eylemleri kapsamında insanların hayatlarını mahveden fiiller yalnızca öldürmeden ibaret değil.
Kalıcı sakatlıklara, uzuv ve organ kayıplarına yol açan eylemler; işkence ve eziyet; kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma; rehin alma; ağır yaralama; öldürmeye teşebbüs; tehdit ve şantaj gibi suçlar da mağdurlar açısından telafisi son derece güç sonuçlar doğurabiliyor.
Bakır bu nedenle, bu tür suçlardan hüküm giyenlerin de herhangi bir biçimde “cezasızlık zırhına” büründürülmesine karşı çıktı.
Bakır’ın açıklaması, yalnızca hukuki teknik ayrıntılara yönelik bir itiraz olarak kalmadı.
Merkez Parti lideri, şehitleri, gazileri ve bölgede devlete bağlı şekilde yaşayan vatandaşları doğrudan ilgilendiren bir meseleyle karşı karşıya olunduğunu savundu.
Bakır’ın yaklaşımına göre devlet, barış arayışında bulunurken terör mağdurlarının adalet talebini de aynı anda korumak zorunda.
Bu nedenle Merkez Parti, “barış gelecek” gerekçesiyle ağır suçların hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karşı olduğunu ilan ediyor.
Bakır, mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin süreleri de son derece sert sözlerle eleştirdi.
Mevcut düzenlemenin bu haliyle “örtülü bir affa kapı aralayabileceğini” savunan Bakır, infaz sürelerinin çok daha uzun tutulması gerektiğini belirtti.
Merkez Parti Genel Başkanı’nın önerisi ise net:
infazın ertelenmesine ilişkin süre öngörülmeli.
Bakır’a göre devlet, hukuk düzeninde yapılacak böylesine kritik bir değişiklikte kamu vicdanını ve mağdur haklarını görmezden gelemez.
Bakır’ın açıklamasında en dikkat çekici hukuki itirazlardan biri de MGK kararları ile soruşturma süreçleri arasındaki ilişkiye yönelik.
Merkez Parti lideri, MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş bazı fiiller hakkında soruşturma süreçlerinin daha sonra MGK kararına bağlanmasının kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından ciddi anayasal sakıncalar doğuracağını savundu.
Bakır’ın burada çizdiği sınır son derece net:
Yargının yetkisi idari bir mekanizmanın kararına bırakılamaz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti niteliğinin korunması gerektiğini vurgulayan Bakır, anayasal yetkilerin birbirine karıştırılmasının ileride çok daha ağır sorunlara yol açabileceği uyarısında bulundu.
Bakır, açıklamasında PKK’nın organize suç boyutuna ilişkin de ağır değerlendirmelerde bulundu.
Merkez Parti Genel Başkanı, PKK’nın yalnızca bir terör örgütü olmadığını; insan kaçakçılığı, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile Avrupa’da Türk vatandaşlarından zorla para toplama gibi faaliyetlerle de ilişkilendirildiğini ileri sürdü.
Bakır, 2012 yılında milletvekili olduğu dönemde devletten aldığını belirttiği rakamlara dayanarak bu illegal faaliyetlerin yıllık boyutunun o dönem 200 milyon dolar seviyesinde olduğunu ifade etti.
Bu rakam ve iddialar Bakır’ın açıklamasına dayanmaktadır; söz konusu iddiaların ayrıca yetkili kurumların güncel verileriyle doğrulanması gerekir.
Ancak Bakır’ın siyasi mesajı son derece sert:
Terör örgütünün silah bırakması tek başına yeterli değildir. Örgütün para kaynakları da kesilmelidir.
Bakır, Çerçeve Yasa’da PKK’nın organize suç boyutuna ve yasa dışı mal varlıklarının tasfiyesine ilişkin açık düzenlemeler bulunmamasını ciddi bir eksiklik olarak değerlendirdi.
Bakır’a göre örgütün yalnızca silahlarının değil, finansal damarlarının da kesilmesi gerekiyor.
Uluslararası finansal ağlar, kara para kaynakları ve örgütle bağlantılı yasa dışı mal varlıklarının tespit edilmesi gerektiğini belirten Bakır, bunların ancak yargı kararıyla müsadere edilerek kamuya ve Hazine’ye aktarılması gerektiğini savundu.
Başka bir ifadeyle:
Silahı bırakmak yetmez. Para muslukları da kapanmalıdır.
Pelin Gündeş Bakır’ın açıklamasının merkezinde ise tek bir vurgu öne çıkıyor:
Türkiye bir hukuk devletidir.
Bakır, çözüm sürecinin hukuk dışına çıkılarak yürütülemeyeceğini savunuyor.
Merkez Parti liderine göre çözümün temel şartları açık:
Silahlar koşulsuz bırakılmalı, örgütün kendisini tamamen feshettiği somut biçimde ortaya konulmalı, uluslararası finansal ağları ve kara para kaynakları tespit edilmeli, yasa dışı mal varlıkları yargı kararıyla müsadere edilmeli ve kamuya geçirilmelidir.
Bakır, bunun dışında atılacak adımların Türkiye’nin güvenliği ve hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi riskler oluşturabileceği görüşünde.
Merkez Parti lideri, açıklamasının sonunda siyasi pozisyonunu daha da sertleştirdi.
Bakır, partisinin milli menfaatlerden ve Anayasal düzenden taviz vermeyeceğini açıkça ilan etti.
Şehitlere, gazilere ve bölgede devletine bağlı vatandaşlara da seslenen Bakır, Merkez Parti’nin onların yanında olduğunu vurguladı.
Bu açıklama, Çerçeve Yasa tartışmalarında yeni ve sert bir siyasi pozisyonun ortaya konulduğunu gösteriyor.
Pelin Gündeş Bakır’ın açıklamasının özeti aslında tek bir cümlede toplanıyor:
Merkez Parti barışa karşı değil; ancak barış adına hukukun askıya alınmasına, ağır suçların görmezden gelinmesine, mağdurların unutulmasına ve anayasal düzenin tartışmalı biçimde aşındırılmasına karşı.
Bakır’ın sözleri, Meclis’teki Çerçeve Yasa tartışmalarının yalnızca “terörün sona erdirilmesi” ekseninde değil; adalet, cezasızlık, mağdur hakları, yargı bağımsızlığı, anayasal yetki sınırları ve terörün finansal kaynaklarının tasfiyesi başlıkları üzerinden de yürütüleceğinin işaretini veriyor.
Merkez Parti Genel Başkanı’nın mesajı ise son derece sert:
“Barış istiyoruz ama bedeli hukuk devleti olmayacak. Çözüm istiyoruz ama suçların üzeri örtülmeyecek. Silahların susmasını istiyoruz ama mağdurların sesi kısılmayacak. Milli menfaatlerden ve Anayasal düzenden taviz vermeyeceğiz.”
Ve Bakır, partisinin sürecin “sıkı takipçisi” olacağını ilan ediyor.