ANKARA – Türkiye’de faaliyet gösteren siyasi parti sayısının artması, siyasi çevrelerde ve kamuoyunda parti sisteminin işleyişine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Bir yandan Anayasa’nın güvence altına aldığı siyasi parti kurma özgürlüğünün demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri olduğu vurgulanırken, diğer yandan çok sayıda partinin siyasal temsil, seçmen davranışı ve sistemin etkinliği üzerindeki etkileri farklı yönleriyle değerlendiriliyor.
HABER ARAŞTIRMACI GAZETECİ HASAN MESUT EKMEN
Uzmanlar, siyasi partilerin demokratik sistemlerde vatandaşların siyasal iradesini temsil eden temel kurumlar olduğunu belirterek, parti kurma hakkının çoğulcu demokrasilerin en önemli güvencelerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Ancak Türkiye’de resmi kayıtlarda faaliyet gösteren çok sayıdaki siyasi partinin önemli bir bölümünün kamuoyu tarafından yeterince bilinmediği, seçimlere katılamadığı veya teşkilatlanma süreçlerini tamamlayamadığı da ifade ediliyor.
Siyaset bilimi alanında yapılan değerlendirmelerde, çok sayıda siyasi partinin farklı toplumsal kesimlerin ve görüşlerin temsil edilmesine katkı sağlayabileceği görüşü öne çıkıyor. Bu yaklaşımı savunan akademisyenler, demokrasinin farklı fikirlerin özgürce siyasal alanda temsil edilmesiyle güçleneceğini belirtiyor.
Buna karşılık bazı uzmanlar ise aşırı parçalanmış parti yapılarının seçmen açısından karar verme süreçlerini zorlaştırabileceğini, siyasi istikrar üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini ve kurumsal işleyiş bakımından çeşitli sorunlar doğurabileceğini dile getiriyor.
Siyaset bilimciler, bu nedenle konunun yalnızca parti sayısı üzerinden değil, siyasi partilerin toplumsal karşılığı, kurumsal yapısı ve siyasal sisteme katkısı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye’de siyasi partilerin kuruluşu ve faaliyetleri, Anayasa’nın 68 ve 69’uncu maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu kapsamında yürütülüyor.
Mevzuata göre kanunda belirtilen şartları taşıyan kurucular bir araya gelerek siyasi parti kurabiliyor. Ancak uzmanlar, bir siyasi partinin kurulmasının tek başına seçimlere katılma hakkı sağlamadığına dikkat çekiyor.
Seçimlere katılabilmek için teşkilatlanma, kongre süreçlerinin tamamlanması ve seçim mevzuatında öngörülen diğer şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Bu nedenle kurulan her siyasi parti seçim pusulasında yer alamıyor.
Siyasi parti sistemleri ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nde hukuken çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen seçim sistemi ve siyasi gelenekler nedeniyle iki büyük parti uzun yıllardır siyasal hayata hakim konumda bulunuyor.
İngiltere’de de çok sayıda parti faaliyet gösterse de seçim sistemi nedeniyle belirli partiler daha güçlü temsil imkanına sahip oluyor.
Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde ise siyasi partilerin anayasal güvence altında faaliyet göstermesinin yanında, seçimlere katılım için teşkilatlanma, toplumsal destek ve çeşitli yasal kriterlerin yerine getirilmesi önem taşıyor.
Bazı ülkelerde aday gösterme, imza toplama veya ülke genelinde belirli düzeyde örgütlenme gibi ek şartlar uygulanırken, seçimlerde yeterli desteği alamayan partiler zaman içerisinde siyasal etkilerini kaybedebiliyor.
Türkiye’de zaman zaman siyasi parti kurma şartlarının yeniden düzenlenmesi, seçimlere katılım kriterlerinin gözden geçirilmesi ve teşkilatlanma koşullarının değiştirilmesine yönelik öneriler kamuoyunda tartışılıyor.
Ancak hukukçular, bu tür düzenlemelerin temel hak ve özgürlükleri zedelemeyecek, çoğulcu demokratik yapıyı koruyacak ve hukuk devleti ilkeleriyle uyumlu olacak şekilde hazırlanmasının önemine işaret ediyor.
Uzmanlara göre temel amaç, parti kurma özgürlüğünü sınırlandırmak değil; demokratik haklar ile siyasal sistemin etkin çalışması arasında sağlıklı bir denge kurabilmek olmalı.
Siyasi partilere yapılan devlet yardımları da kamuoyunda sıkça tartışılan konular arasında yer alıyor.
Uzmanlar, kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “kurulan her siyasi parti devletten yardım alıyor” yönündeki değerlendirmenin doğru olmadığını belirtiyor.
Mevcut mevzuata göre Hazine yardımları, yalnızca kanunda belirlenen şartları ve seçimlerde öngörülen oy oranı kriterlerini karşılayan siyasi partilere yapılıyor. Buna karşın tüm siyasi partiler, mali denetim ve hukuki yükümlülükler bakımından ilgili mevzuat hükümlerine tabi bulunuyor.
Siyaset bilimciler, demokratik sistemlerin yalnızca siyasi parti sayısıyla değerlendirilemeyeceğini vurguluyor.
Bir siyasi partinin başarısının yalnızca kurulmuş olmasına değil; toplumla kurduğu bağa, üye yapısına, teşkilatlanmasına, politika üretme kapasitesine, şeffaflığına ve hesap verebilirliğine bağlı olduğu belirtiliyor.
Uzmanlara göre seçmenlerin beklentisi yalnızca yeni siyasi partilerin kurulması değil; ekonomik, sosyal ve hukuki sorunlara çözüm üreten, liyakat esaslı kadrolarla yönetilen ve toplumun güvenini kazanabilen siyasi yapıların güçlenmesi yönünde şekilleniyor.
Değerlendirmelerde, güçlü demokrasilerin yalnızca çok sayıda siyasi partinin varlığıyla değil; güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü, katılımcı siyaset anlayışı, hesap verebilir yönetim ve bilinçli seçmen yapısıyla ayakta kalabileceği ifade ediliyor.
Bu nedenle siyasi parti sistemine ilişkin tartışmaların yalnızca “kaç siyasi parti bulunduğu” sorusuyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten uzmanlar, asıl değerlendirmenin siyasi partilerin toplumsal sorunlara ne ölçüde çözüm üretebildiği, demokratik hayata katkısı ve vatandaşın beklentilerine ne ölçüde cevap verebildiği üzerinden yapılmasının daha sağlıklı olacağı görüşünü dile getiriyor.