Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde; İlkokulda Ağrı Dağı’nın ülkemizin en yüksek dağı olduğunu öğrenmiştim. Bizim köyün Mehmet Tepesine çıkınca güneyden Erciyes Dağı silueti görünürdü. İlk gördüğüm yüce dağ Erciyes Dağı idi. Kim bilir Ağrı Dağı nasıl görünüyor, diye düşünürdüm. Uludağ’ın eteğinde yaşıyorum. Hasan Dağı’nı gördüm yüksekliğine hayran oldum.
Bu yaşıma kadar Ağrı Dağı’nı göremedim. Bu bayram tatilinde Ağrı Dağı’nı görmek için Kars’tan Digor İlçesine doğru yola çıktım. Ağrı Dağı, Digor’dan bütün heybetiyle gözüküyordu. Arabayı kenara çekip fotoğraflarını çektim. Iğdır’a doğru giderken Ağrı Dağı hep önümdeydi. Ülkemizin en yüce dağını izlerken Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştıran başka bir yüce değer Mustafa Kemal Atatürk geldi aklıma. Aklımda Yüce Atatürk, gözümde Yüce Ağrı Dağı yoluma devam ettim.
Onun yüceliğini izlerken aklıma Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi romanı geldi. Yıllar önce okumuştum. Roman kahramanı adaşım olduğu için aklımda kalmış. Anımsadığım kadarıyla roman aşağıdaki gibiydi;
Ahmet: Genç, güçlü kuvvetli bir o kadar dürüst, sevdasının uğruna elinden geleni ardına koymayan cesur bir adam.
Gülbahar: Mahmut Han’ın kızı olmasına rağmen hana göre halkıyla iç içe olan, onların sevgisini kazanan genç kız, sevdasında en az Ahmet kadar cesurdur.
Mahmut Han: Osmanlı Beyazıt paşası olan Han, kibri ve acımasızlığıyla bilinir. Bu kibirli tavrı kendisinden güçlü birilerini gördüğünde korkaklığa dönüşür.
Sofi: Ağrı Dağı’nın en yaşlılarındandır. Hürmet edilen, sayılan sevilen birisidir.
Kervan Şeyhi: Halkın her yönden güvenini kazanmış, sözü hüküm niteliğinde güçlü bir kanaat önderidir.
Konusu: Yaşar Kemal bu romanında Ağrı Dağı Efsanesi geleneklerini, Mahmut Han’a karşı aşklarını korumaya çalışan Ahmet ile Gülbahar arasındaki aşkı konu edinmiş. İnsanların geleneklerine bağlılığının otoritenin üzerine çıkışını, aşkın gücünü öyküleştirerek anlatmış. Hâkim olan yönetim, ne kadar zalim olursa olsun, halkın birlik olması karşısında ki çaresizliği ve boyun eğişi konu örgüsü etrafında birleştirilmiş. Roman toplum psikolojisi ve birey psikolojisinin en karışık detaylarını bile büyütece alan bir derinlikle işlenmiş. Yazar, diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de zengin, renkli ve şiirsel bir dille Türk halkının kültüründen esinlenip bu ayrıntıları eserine yansıtmış. Efsane, gerçeklikten uzaklaşmadan usta bir dille okuyucuya sunulmuş.
Romanı kısaca özetledikten sonra dönelim yolculuğuma;
Iğdır’a gelene kadar dağ hep karşımdaydı. Ne kadar yüce bir dağdı. Etrafındaki dağlara, sıra dağlara tepeden bakıyordu. En dev hali Iğdır’dan gözüküyordu.
Iğdır öğretmen evi yıkılmış yenisi de inşaat halindeymiş. Öğretmenevi olmayınca Doğubayazıt ilçesine doğru yola devam ettim.
“Oraya gitmişken Kelecoş, Nabat ye.” diyenler olmuştu.
Bayramın birinci günü her yer kapalı. Açık bir manavdan soğan, biber, domates aldım. Ekmek bulamadım. Açık bir pastaneden dünden kalma bayat simit aldım onunla yedim.
Hani Fransa Prensesi ekmek bulamayan halka diyordu ya: “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” Ben pasta yemesem de ekmek bulamayınca simit yedim. Tam da doktorların ben yaştakilere ye dediklerini yiyorum.”
Doğubayazıt’a doğru yola çıktım. Ağrı Dağı’nın dibinden geçerken dağ bütün ihtişamını kaybetti. Küçük bir tepe şeklinde gözüktü.
Hani makamı ve kendisi uzaktan büyük görünen insanlarla yan yana geldiğinizde tüm heybetini kaybeder; ağzını yayarak gülerken ayrık ön dişleri de gözükünce iyice gözden düşer ya; Ağrı Dağı da dibindeyken yüceliğini yitirdi, o adama döndü.
Uzaklaştıkça güneye bakan cephesini gördükçe yine yücelmeye başladı. Ağrı Dağı en ihtişamlı olarak Iğdır’dan gözüküyormuş.
Doğubayazıt’a girdiğimde sağ tarafında bir dağ daha ortaya çıktı. O da baya yüksek. Orta Anadolu’ya götürsek en yüksek dağ olur.
5 137 metre yükseklikteki zirveye Atatürk Zirvesi, yanındaki 3896 metre yükseklikteki (Küçük Ağrı) zirvesine de İnönü Zirvesi adı verilmiş.
Her şey böyledir; bir şeye veya insana aşırı ilgi gösterirsiniz; zamanla ilginiz azalır sonra dağılır.
Sabah uyandığımda Ağrı’nın iki zirvesine da alıştım. Artık dağa Doğubayazıtlılar gibi bakmaya başladım.
