DERVİŞ ERDEM;” GÜN GELECEK HERKES EĞİTİM SEN’Lİ OLACAK..!!

DERVİŞ ERDEM;” GÜN GELECEK HERKES EĞİTİM SEN’Lİ OLACAK..!!
Yayınlama: 14.07.2026
A+
A-

***Derviş Başkanım dönüp dolaşıyoruz yetkinin önemine geliyoruz sanırım.? Yine bu şekilde gelen birçok soru ve de yorum var.Yetkinin önemi yetkiyi yerinde kullanmak adına yapılması gerekenlerle ilgili bizlere neler söylersiniz başkanım?

— Okullara gittiğimizde de şunu arkadaşlara açık açık söylüyorum.Arkadaşlar bugün Yetkili Sendika Eğitim Sen olsaydı bu sorunları yaşar mıydık? Kimseden ses çıkmıyor.Biliyorlar ki Eğitim Sen yetkili olsaydı bu sorunların hiçbiri yaşanmayacaktı.Yani şu anda yetkili sendikanın 400 bin üyesi var Eğitim Sen’in 400.000 üyesi olsaydı, İnanın ki ne sayın bakan o koltuğunda rahat rahat oturabilirdi ,ne il, ilçe milli eğitim müdürleri rahat rahat oturabilirlerdi.Eğitimin kalitesini artırabilmek adına bir şeyler yapmak zorunda hissederlerdi kendilerini.Yaptıkları her yanlışta yüzlerine o yanlışın söyleneceğini biliyor olacaklardı.Gerçekten sendikacılığın nasıl yapılacağını nasıl yapıldığını bilen bir örgütte arkadaşlarımızı bir araya getirebilirsek bunu başaracağız. Gün gelecek bütün arkadaşlar Eğitim Sen’li olacak.Biz buna inanıyoruz.

BÖYLE SENDİKACILIK OLMAZ,OLAMAZ ..!!

Ama bunu öne çekmek adına biz elimizden geleni yapıyoruz.Biz yarın çocuklarımız torunlarımız yaa baba ,dede ülke bu hale gelmişken sen ne yaptın diye sorduğunda bizim onlara verecek cevabımız var. Bu arkadaşlar ne cevap verecekler ben gerçekten merak ediyorum. Yine bir sendika Şube Başkanı görüyoruz 1 Mayıs’ta oturduğu odasından 1 Mayıs kutlaması yapıyor. Biz 1 Mayıs’ın hazırlığını 3 ay önceden yapıyoruz bu şehirde, Bursa Emek ve Demokrasi güçleri dörtlü yapı 1 Mayıs’ın hazırlıklarını tam 3 ay yapıyoruz ve alanda 1700 arkadaşımız var, 1500 arkadaşımızla 1 Mayıs’ta alandaydık. Eğitim Sen olarak bakıyoruz bir sendika oturmuş masasından fotoğraf paylaşmış 1 Mayıs kutlaması yapıyor böyle bir sendika mı olur. Yine başka bir sendika şube başkanı Dünya Çevre gününde Doğada bir fotoğraf çekmiş “Dünya Çevre gününü kutluyoruz” demiş.Siz çevre sorunlarıyla ilgili hangi sorunla oradaydınız. Kirazlı yayla’ya, gidip görseydin Kirazlıyayla’da köylüler sana ne söyleyecekti, veyahut da Kaz Dağlarına gitseydin orada milyonlarca ağaç kesildi insanlar ağlıyor gidip orada destek olsaydınız.Ama oturduğun yerden Dünya Çevre gününde doğadan bir fotoğrafla geçiştirilen sendika olmaz, böyle olmamalı. Biz inanıyoruz ki bir gün herkes Eğitim Sen’li olacak bunu biraz daha öne çekmek adına tüm arkadaşlarımızla alanda çalışıyoruz.Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak istiyoruz.Ben gerçekten onların çocuklarına, torunlarına neler söyleyeceklerini çok merak ediyorum. 15 sene 20 sene o koltukta oturup da hiçbir şey yapmamak gerçekten çok acı. O yüzden ben tüm eğitim emekçilerini Eğitim Sen’e beklediğimizi bilhassa buradan söylemek istiyorum ,ve tüm Eğitim Emekçilerini sendikamıza davet etmek istiyorum.

*** 5510 sayılı yasayla da ilgili birkaç soru ,yorum ve de eleştiriler gelmiş. Bu konuda görünen oki gerçekten çok merak edilen konuların başında geliyor.

5510 SAYILI YASAYLA BİRLİKTE DAHA DA KÖTÜLEŞECEK..!!

—5510 sayılı yasayla birlikte emekli olacaklar,2008 Eylül’den sonra göreve başlayan arkadaşlar emekli olduklarında emekli bağlama oranı %40’lara kadar düşüyor.35 yıllık bir başöğretmenin kök maaşı 50.000 lira civarındadır ,50.000 liranın %40’ını düşündüğünüzde emekli olduğunda 20.000 liralık bir maaş alacaklar. Çalışırken yoksulluk sınırının çok altında maaş alıyoruz, emekli olursak emekli olamıyoruz öyle bir garabet tam bir sefalet düzeni.

Sistemdeki bu çok boyutlu çöküş ve yapısal kriz karşısında Eğitim Sen olarak taleplerimizi açık ve net bir biçimde siyasi iktidarın ve kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Raporumuzun sunduğu gerçekler ışığında acil taleplerimiz şunlardır:

PROTOKOLLERE SON VERİLSİN..!!

· ÇEDES projesi başta olmak üzere okulları tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getiren tüm iş birliği protokolleri koşulsuz olarak iptal edilmelidir. Eğitim alanı ile inanç alanı birbirine karıştırılmamalı, okullardaki “manevi danışman” uygulamalarına derhal son verilmelidir.

MAARİF MODELİ DERHAL GERİ ÇEKİLSİN..!!

· Bilimsel gerçekleri müfredat dışına iten, laikliği dışlayan ve eğitimi dogmalarla kuşatan bu toplumsal mühendislik projesi iptal edilmelidir. Eğitim müfredatı; tüm toplumun, sendikaların ve bilim çevrelerinin katılımıyla laik, bilimsel ve demokratik bir zeminde yeniden hazırlanmalıdır.

ANADİLDE EĞİTİME ANAYASAL GÜVENCE..

· Türkçe dışındaki dilleri dışlayan tekçi ve asimilasyoncu anlayıştan vazgeçilmelidir. Çocukların pedagojik, zihinsel ve duygusal gelişiminin önündeki engeller kaldırılmalı, her çocuğun kendi anadilinde eğitim alma hakkı evrensel bir insan hakkı olarak yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

· MESEM UYGULAMALARI DERHAL DURDURULSUN..!!

Çocuk işçiliğini devlet eliyle yasallaştıran, evlatlarımızı sermayeye ucuz iş gücü olarak sunarken canından eden MESEM sömürüsü son bulmalıdır. Mesleki eğitim patronlara kaynak aktarımı için değil; öğrencilerin bilimsel bilgi, çağdaş beceri ve özgür bireyler olarak yetişmesini sağlayacak şekilde pedagojik temelde yeniden yapılandırılmalıdır.

· “OKULDA BİR ÖĞÜN ÜCRETSİZ YEMEK VE TEMİZ SU” SAĞLANSIN..!!

Çocuk yoksulluğunun tavan yaptığı bu dönemde bütçe kaynakları sermaye sahiplerine teşvik olarak değil, doğrudan öğrencilerimize bütçe mantığıyla kamusal okullara aktarılmalıdır. Her kademedeki öğrenciye, hiçbir ayrım gözetmeksizin ücretsiz, nitelikli ve sağlıklı yemek ile temiz içme suyu devlet eliyle sağlanmalıdır.

OKULLARDA KADROLU VE GÜVENCELİ TEMİZLİK PERSONELİ İSTİHDAM EDİLSİN

· Okulların hijyenini ve çocuklarımızın sağlığını İŞKUR’un TYP veya İUP gibi geçici, taşeron ve güvencesiz programlarına terk eden anlayış iflas etmiştir. Her okulun fiziki yapısına ve ihtiyacına uygun sayıda kadrolu ve güvenceli yardımcı personel istihdamı ivedilikle yapılmalıdır.

· MÜLAKAT KALDIRILSIN,TAM GÜVENCELİ VE KADROLU İSTAHDAM SAĞLANSIN..

Liyakati yok eden, siyasi sadakati esas alan mülakat ve “Milli Eğitim Akademisi” gibi yeni eleme dayatmaları derhal kaldırılmalıdır. Eğitimde hiyerarşi ve bölünme yaratan sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamalarına son verilmeli; tüm öğretmenler kadrolu ve güvenceli istihdam edilerek “Eşit işe eşit ücret ve eşit haklar” ilkesi hayata geçirilmelidir.

OKUL GÜVENLİĞİNDE “PEDAGOJİK KALKAN”MODELİ ESAS ALINSIN

· Okulları birer “hapishane modeline” dönüştüren polisiye tedbirler veya cezaların artırılması yerine; şiddeti doğuran duygusal ve sosyal süreçleri yönetecek bütüncül bir yaklaşım sergilenmelidir. Okullardaki Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) uzmanı ile Sosyal Hizmet uzmanı sayısı kapsamlı risk analizlerine göre artırılmalı ve koordineli çalışmaları sağlanmalıdır.
Eğitim, siyasi iktidarların kendi ideolojik ihtiyaçlarına göre şekillendireceği bir deneme tahtası, piyasanın kâr odaklı dinamiklerine terk edilecek bir ticarethane değildir.
Eğitim Sen olarak; çocukların ve gençlerin eşit, özgür, nitelikli bir eğitim alabilmesi; tüm eğitim emekçilerinin güvenceli, insanca koşullarda çalışabilmesi için meydanlarda, sokaklarda ve okullarda örgütlü mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.

OKUL ÖNCESİNDE LAİK EĞİTİM TEHDİT ALTINDA

Eğitimin en hassas basamağı olan okul öncesi eğitimde laiklik karşıtı hamleler ivme kazanmıştır. MEB istatistiklerinde “Toplum Temelli Kurumlar” adı altında gizlenen ve çoğunluğunu Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı mekteplerin oluşturduğu dini eğitim kurumlarının sayısı 6 bin 459’a yükselmiştir. Bu kurumlardaki çocuk sayısı sadece bir yıl içinde %33 artarak 163 bin 26’ya ulaşmıştır. 4-6 yaş grubundaki sabilerimiz, bilimin ve pedagojinin dışındaki tekçi inanç referanslı yapılara teslim edilmektedir.

OKULLARDA ÇEDES VE İDEOLOJİK KUŞATMA: LAİKLİK KARŞITI UYGULAMALAR

Siyasi iktidar, okulları birer bilim yuvası olmaktan çıkarıp kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda tek din-tek mezhep eksenli birer laboratuvara dönüştürmek istemektedir.

· · ÇEDES ve benzeri projelerle imamlar, vaizler okullara “Manevi Danışman” sıfatıyla entegre edilmiştir. Pedagojik formasyonu olmayan kişiler sınıf ortamlarına sokularak rehberlik (PDR) uzmanları geri plana itilmektedir.

· “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı verilen yeni müfredat, evrensel bilimsel gerçekleri dışlayan, laikliği bir engel olarak gören ve sorgulamayan uysal nesiller yetiştirmeyi amaçlayan bir toplumsal mühendislik projesidir. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü bütçesinin 4 yılda 9,2 kat artırılarak 11,9 milyar TL’den 109,8 milyar TL’ye çıkarılması bu ideolojik tercihin en somut kanıtıdır.

OKULLARDA HİJYEN VE TEMİZLİK KRİZİ: ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞI TEHLİKEDE!

Bu eğitim döneminde okullardaki temizlik ve hijyen sorunları en yakıcı gündemlerimizden biri olmuştur. Bütçe ve kadro yetersizliği bahane edilerek okullara kadrolu temizlik personeli atanmamıştır. Bazı okullarda tek bir temizlik görevlisi dahi bulunmadığı için sınıflar öğretmenler ve çocuk kollarınca temizlenmek zorunda kalmıştır. Temizlik hizmetlerinin İŞKUR’un TYP veya İUP gibi 9 aylık geçici, güvencesiz programlarına ihale edilmesi, çocuklarımızın sağlığını açıkça tehdit etmektedir.

ÇOCUK YOKSULLUĞU VE OKULLARDA AÇLIK SINIRI

Türkiye, çocuk yoksulluğunda maalesef alarm vermektedir. OECD verilerine göre ülkemizde her 4-5 çocuktan biri ailesinin yoksulluğu nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. TÜİK verilerinde ise ciddi maddi yoksunluk çeken çocukların oranı %30’un üzerindedir. Okul kantinleri birer ticari işletmeye dönüştüğü için parası olmayan evlatlarımız kantin kapısından içeri girememektedir. Açlık çeken bir zihnin derse odaklanması fiziksel olarak imkansızdır! Sermayeye teşvik aktaran devlet, her öğrenciye ayrım gözetmeksizin “Okulda Bir Öğün Ücretsiz Sağlıklı Yemek ve Temiz Su” hakkını derhal sağlamakla yükümlüdür.

MESEM ELİYLE DEVLET DESTEKLİ ÇOCUK İŞÇİLİĞİ VE CİNAYETLERİ

Milli Eğitim Bakanlığı, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) uygulamalarıyla çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştırmış ve kurumsallaştırmıştır. Ağır ekonomik darboğaz altındaki yoksul ailelerin çocukları “beceri eğitimi” kılıfı altında sermayeye ucuz iş gücü olarak sunulmaktadır. Çocuklarımız “çırak” ve “stajyer” adı altında fabrikalarda sömürülürken yaşam haklarından olmaktadır. Sadece 2025 yılında en az 94 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir; 2026’nın ilk altı ayında ise şimdiden 23 çocuk işçimizi kaybettik! Bu bir eğitim modeli değil, çocuk emeği sömürü düzenidir.

***Sayın Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin geçen ay Bursa’daydı. Ahmet Çabuk Ortaokulunda açılan Akran zorbalığı ile ilgili sınıfın açılışına katılmış.Bakan beyin açıklamaları ile ilgili de sorular gelmiş birkaç tane.Bu konuyla da ilgili görüşlerinizi almak isteriz başkanım?

BURSA’DA SINIF MEVCUTLARI 15’LERDE,16’LARDA KESİNLİKLE DEĞİL!!

— Gittiği okullardan bir tanesi de Yahya Kemal Beyatlı Ortaokulu. Ondan sonra da bir rapor açıklamış Bursa’daki okullarda özellikle ilkokul Ortaokullarda sınıf mevcutlarının 14’lere ,15’lere kadar düştüğünü söylemiş.Etkinlik için gitmiş olduğu Yahya Kemal Beyatlı Ortaokulu’nun herhangi bir sınıfına girip baksaydı sınıflar kaç kişiden ibaret. Sayın Bakana yanlış bilgi vermişler.Sınıflar o okulda 40’tan aşağı değildir, diye tahmin ediyorum,kesinlikle değil.Bursa’da İlkokullarda ortalamanın 14-15-16 olduğunu söylüyor buda yine ya ilden ya da ilçeden yanlış bilgilendirme yapılıyor ya da bilerek isteyerek doğru söylenmiyor.Şu 4-5 yıl içerisinde Bursa’da gitmediğim okul kalmadı, hangi okulda sınıf mevcutları nasıldır biliyoruz.Ama şöyle söyleyim mesela İmam hatiplerde öğrenci bulamadıkları için sınıf mevcutlarının çok düşük olduğunu biliyoruz zaten. Onda bir sıkıntı yok.Gereksiz açılan İmam Hatiplerin çoğu boş doğru.Ama genel anlamda baktığımızda ilkokul ve ortaokul sınıf mevcutlarımız ,sayılar Bursa’da gerçekten çok yüksek.Son olarak ben başta Eğitim Emekçileri olmak üzere tüm emekçilere Eğitim Sen Bursa Şube’sinden sevgilerimi ,selamlarımı gönderiyorum,esenlikler diliyorum diyerek konuşmasını tamamladı.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.