DERVİŞ ERDEM’DEN 2025-2026 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI SONU ANALİZİ..!!

DERVİŞ ERDEM’DEN 2025-2026 	EĞİTİM-ÖĞRETİM  YILI SONU ANALİZİ..!!
Yayınlama: 14.07.2026
A+
A-

Her zaman sahada üyelerinin yanında olmayı kendilerine görev edinmiş olan Eğitim Sen Bursa İl Başkanı Derviş Erdem ile geride bırakmış olduğumuz 2025-2026 eğitim öğretim yılını değerlendirdiğimiz okuyucularımızdan gelen sorulara cevaplar bulduğumuz detaylı bir röportaj gerçekleştirdik.

***Derviş Başkanım Öncelikle bizlere 2025-2026 Eğitim- Öğretim yılı sonu değerlendirmesi alalım. Sonrasında da okuyucularımızdan gelen sorularla devam edelim isterseniz?

ACİL ÇÖZÜM BEKLEYEN KÖKLÜ SORUNLAR VAR

—2025-2026 Eğitim-Öğretim yılı sona erdi ve yaz tatili başladı.Ancak Türkiye eğitim sistemi, ne yazık ki arkasında kronikleşen, yapısal hale gelen ve acil çözüm bekleyen köklü sorunların gölgesini bırakmaktadır. Bugün burada; okullarımızın ticari birer pazar alanına dönüştürüldüğü, bilimsellikten ve laiklikten uzaklaşıldığı, çocuk yoksulluğunun ve güvencesizliğin derinleştiği bu karanlık tabloyu tüm çıplaklığıyla kamuoyuyla da paylaştık.

Eğitim Sen olarak hazırladığımız yıl sonu raporu eğitim sistemindeki çürümeyi gösteren acı gerçekleri ortaya koymaktadır. Bugün ülkemizde yaklaşık 16 milyon 906 bin öğrencimiz örgün eğitimdedir. Ancak okulların mülkiyet yapısına baktığımızda kamusal eğitimin nasıl adım adım tasfiye edildiğini görüyoruz:

· Ülke genelindeki toplam 74 bin 40 okulun 14 bin 700’ü, yani neredeyse her 4 okuldan biri özel okul statüsündedir.

· 2002 yılında özel öğretimin payı sadece %1,9 iken bugün bu oran %8’e ulaşarak 4 katından fazla artmıştır. Devlet, eğitim yatırımlarından kademeli olarak çekilerek velileri özel okullara adeta mecbur bırakmaktadır.

OKULLAŞMA ORANI HIZLA DÜŞMEKTEDİR.

· Yaş grupları büyüdükçe okullaşma oranları hızla düşmektedir. İlkokulda okullaşma %95,43 iken lise düzeyinde bu oran %82,85’e gerilemektedir. Yaklaşık 954 bin 777 gencimiz ise örgün eğitim sisteminin tamamen dışına itilerek açık öğretime hapsedilmiştir.

OKULLARDA ŞİDDET SARMALI VE EĞİTİMİN GÜVENCESİZLEŞMESİ

Okullarımız artık güvenli limanlar olmaktan çıkmıştır. İstanbul’da katledilen öğretmenimiz Fatma Nur Çelik’in ardından Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırılar canımızı yakmaya devam etmektedir. 40-50 kişilik kalabalık sınıflar, elenmeye dayalı sınav stresi ve öğretmenin sistematik olarak değersizleştirilmesi şiddeti körüklemektedir. Çözüm okulları polisle doldurarak “hapishane modeline” dönüştürmek değil; PDR uzmanlarının ve sosyal hizmet uzmanlarının koordineli çalıştığı, pedagojik ve sosyal bir kalkan oluşturmaktır.

Biz uzun yıllardan beri okullarda güvenlik görevlisi yok diye sürekli söyledik. Ama maalesef tedbir alınmadı.Bu şiddet olaylarının biz sadece güvenlik tedbirleri ile engellenemeyeceğini hep söylüyoruz, yine söyleyeceğiz, yine söyleyeceğiz. Bu olaylardan sonra okulların tamamına yakınında bekçi var.Sadece bekçi koymakla olmuyor o çocuklar o aşamayı nasıl geldi onu görmek lazım.Toplumsal sorunlar var yapısal sorunlar var. Milli Eğitim Bakanlığı’nda. ya da toplumda da öyle değil mi, iki kişi giderken trafikte biri diğerine korna çaldı diye birbirlerine saldırmıyorlar mı?. Bunları yaşıyoruz.Okullarda da aynı, okullarda öğrencilerimiz maalesef teknoloji bağımlısı olmuş durumda.Peki buna yol açan sebepleri ortadan kaldırdık mı biz?. Yani okullarımızda sanat atölyeleri var mı? Çocuklarımızın müzik yapabilecekleri müzik atölyeleri var mı? Çocuklarımızın spor yapacakları spor salonları var mı? Yok. Olmayınca çocuk geliyor 4 duvar arasında ders yapıyor sonra eve gidiyor evde ne yapacak bilgisayarla ,tabletle, Telefonla haşır neşir olacak.İşte bunları ortadan kaldırabilecek bir şeyler yapmak lazım.Okullarda çocuklarımızın zaman geçirebileceği okullarda çocuklarımızın enerjilerini atabilecekleri alanlar hazırlamak lazım ki çocuklar teknolojiye bu kadar çok yoğunlaşmasın.

ÇOCUKLARIN ENERJİLERİNİ ATACAKLARI ALANLAR OLUŞTURULMALI..!!

Mesela biz 1-7 Temmuz arasında çocuk kampı yaptık. Eğitim Sen üyelerimizin çocuklarına. 5. ve 12. sınıf çocuklarının katıldığı bir kamp yapıyoruz her sene bu sene de yaptık.Her sene ortalama 70-80 öğrencimiz katılıyor. Kesinlikle burada çocuklarımız teknolojiye maruz kalmıyor. Günde sadece 1 saat telefon kullanabiliyorlar orada. Çocuklar her sabah kalktıklarında spor yapıyorlar ,sanat etkinlikleri, sportif etkinlikler, drama yapıyorlar, satranç oynuyorlar. İşte bunu okullarımızda da sağlamamız lazım bunu genele yaymamız lazım. Çocuklarımıza mutlaka bunu sağlamamız lazım. Çocuklarımıza telefonlarla zaman geçirme, tabletle zaman geçirme diyoruz ama onlara alanlar açmamız lazım. Onlara zamanlarını geçirebilecekleri alanlar oluşturmamız lazım. İşte mahallelerimizde evlerimizde hadi büyükler kendileri bir şekilde kafeye vesaire gidebiliyorlar kendilerine zaman geçirebilecek alan yaratabiliyorlar. Peki küçük çocuklarımız ne yapacaklar ilkokul, ortaokul çağındaki çocuklar ne yapacaklar evde oturacaklar evde dört duvar arasında okulda dört duvar arasında tabii ki mecburen o zaman bilgisayarla telefonla zaman geçiriyorlar. Bu da tabii sıkıntı oluşturuyor. Okullarda laboratuvar yok. Biz ilkokuldayken ne deneyler yapardık şu anda okulların hiçbirinde liselerde bile çoğunda laboratuvar dahi yok. Çocuklara uygun alanlar yaratmazsanız çocuklar teknoloji bağımlısı oluyor.Özellikle bazı oyunlar oynanıyormuş o oyunlarda şiddet içeren oyunlar bunlar da tabii çocukların dengesini iyice bozuyor kendi arkadaşlarına, öğretmenlerine, ailesine bu olumsuz durum yansıyor. Bununla ilgili mutlaka çocuklarımıza alanlar açmamız lazım onları kendilerini rahat hissedecekleri mutlaka alanlar açmamız lazım,enerjilerini bir şekilde atabilecekleri projeler geliştirmemiz lazım.

64.509 SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMEN GÜVENCESİZ ÇALIŞTIRILMAKTA..!!

Öte yandan, öğretmenlik mesleği dikey olarak bölünmüş; kadrolu, sözleşmeli ve ücretli gibi güvencesiz istihdam modelleriyle sömürü derinleştirilmiştir. Bugün devlet okullarında 64 bin 509 sözleşmeli öğretmen güvencesiz çalıştırılmakta ve bu güvencesizliği kabul etmek zorunda kalanların 3’te 2’sini kadın meslektaşlarımız oluşturmaktadır. “Ders başı ücret” mantığıyla asgari ücretin bile altında çalıştırılan ücretli öğretmenlik ise adeta mevsimlik işçiliğe dönüştürülmüştür.Günde 2 saatte olsa 3 saat de olsa her gün geleceği için başka iş yapamayacak ama alacağı ücret toplamda 20.000 lira civarında bir şey. Açlık sınırı 28.Bin lira ki bu Tüik’in açıkladığı rakam, gerçek rakam bizim Kesk’e bağlı Büro Emekçileri Sendikasının yaptığı açıklamaya göre açlık sınırı 47-48 bin lira civarında. Yoksulluk sınırı ise 118.Bin lira. Biz çalışanlar kamu emekçileri de eğitim emekçileri de yoksulluk sınırının çok altında ücretle çalışıyoruz. Yani şu an 35 yıllık bir Başöğretmen 82 bin lira maaş alıyor yoksulluk sınırının 120.Bin lira olduğunu düşünürseniz bu ücretler dahi bunun çok altında.3-5 yıllık öğretmen arkadaşlar 60-65 bin lira civarında alıyorlar.Onların aldıkları da yani yoksulluk sınırının tam yarısı açlık sınırının da biraz üzerinde maaşla çalışıyorlar.

***Yine 3-4 okuyucumuz Eğitim Sen’in, sizlerin hep sahada olduğunuzu ama diğerlerinin pek sahada gözükmediği ile ilgili sorular ,yorumlar, hatta eleştiriler gelmiş buna ne dersiniz başkanım?

ELEŞTİRDİĞİMİZ GİBİ ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNAN DA BİR SENDİKAYIZ..!!

—- Keşke bunu diğer sendikadaki arkadaşlara sorsalar.Yani biz meslek kanunu olsun maarif model oluyor,şiddet oluyor, ataması yapılmamış öğretmenler oluyor, ne bileyim bazı talimatlar oluyor,yine doğa tahribatları olabiliyor.İşte mesela Kirazlıyayla Yenişehir’in bir Köyü orada yabancı bir firmaya dev havuzlar yapılarak bir takım maddelerin ayrıştırılması adına izin verilmiş.Köylüler günlerce aylarca eylem yaptılar. Biz her defasında oradaydık bu aslında eğitim işi değil,bizi niye ilgilendiriyor demedik. Çünkü biz biliyoruz ki;içecek suyumuz nefes olacak havamız olmadığı zaman biz 500 bin lira maaş alsak ne olacak.Ya da ülkede demokrasi olmadığı zaman bir milyon maaş alsak ne olacak.Ya da kadınlarımız sokağa çıkamadığı zaman o kadın arkadaş 1 milyon maaş alsa ne olacak. Biz bunu, Emek mücadelesini, Demokrasiyi, ekolojiyi barış mücadelesinden ayrı olmadığını bildiğimiz için toplumsal olayların hepsinde biz alanlardayız.Elimizden geldiğince eylem etkinlikleri yapıyoruz.İtirazları yaptığımız kadar çözüm önerilerinide sunuyoruz.Her şeye karşı olan değil aynı zamanda çözüm üreten bir sendikayız ve her zaman da alanlardayız.

GENEL BAŞKANIMIZ JOP YİYOR,GAZ YİYOR ,TERS KELEPÇE İLE GÖZALTINA ALINIYOR

Mesela bizim genel başkanımız diğer sendikaların Genel Başkanları gibi değil. Onlar takım elbiseli ,kravatlı ,sırça köşklerinde oturup dışarı çıkmıyorlar, böyle sendika mı olur? Yok huzur hakkıydı ,toplantı ücretiydi yüzbinlerce lira maaş alıyorlar.Maalesef böyle sendikacılık yapan sendikaların üye sayıları çok fazla. Eğitim Sen Genel Başkanı orada ataması yapılmamış arkadaşlarla ya da özel sektörde çalışan arkadaşların yanında onlarla birlikte jop yiyor, gaz yiyor ,onlarla birlikte ters kelepçe ile göz altına alınıyor ama diğer odasından bile çıkmayan sendikalar üye yapıyor. Gerçekten bu durum incelenmesi gereken araştırma yapılması gereken bir konu.Okul müdürlerinin %80’i o sendikaya üye zaten, müdür müdür yardımcısı olabilmek için o sendikaya üye olan var, açık açık tehdit edilen öğretmen arkadaşlarımız var, başka sendikaya üye olduğunda ders programı parça parça yapılan arkadaşlarımız var ,ders programı düzgün olsun diye oraya üye olan arkadaşlar var, proje okullarında yeniden görevlendirilebilmek için o sendikalara üye olan arkadaşlarımız var.

ARAŞTIRMA YAPILMASI GEREKEN BİR KONU..!!

Zaten göreve yeni başlayan sözleşmeli öğretmen arkadaşların neredeyse tamamı bir tek sendika üyesi.Bu hayatın gerçekliğine ters bir şey. Şube müdürleri açık açık çağırıp tehdit ederek “adaylığınız kalkmaz, yeniden görevlendirilmezsiniz, 2-3 yıl içerisinde atılırsınız ya da bu sendikaya üye alacaksınız “diyorlar.Ya da hiç arkadaşının haberi olmadan göreve başlama evraklarının içine sendika üyelik formunu doldurup arkadaşlara imzalatıyorlar.Zaten göreve başlayan arkadaşların %95’i tek bir sendika üyesi.Birkaç tane çok az sayıda direnen hayır ben o sendikaya üye olmak istemiyorum diyen arkadaşlarımız var. Onlar da mobing’e maruz kalıyorlar buna rağmen o mobing’e direnen onurlu insanlar da var. (Yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz)

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.