SÖZÜN VE ADIN AĞIRLIĞINI TAŞIYAMAMAK

SÖZÜN VE ADIN AĞIRLIĞINI TAŞIYAMAMAK
Yayınlama: 01.06.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Eskiden güzel bir deyim vardı: “İsmiyle müsemma.”
Adına yakışan, adının anlamını davranışlarında taşıyan insanlar için söylenirdi. Sözcükle yaşamın birbirine uyduğu, insanın adıyla tavrının aynı yerde buluştuğu zamanlarda bu sözün ayrı bir ağırlığı vardı.

Çünkü ad, yalnızca seslerden oluşan bir çağrı değildi. Aynı zamanda bir anlamdı, bir beklentiydi, bazen bir karaktere verilen ilk işaretti.
Olgunluğu anlatan bir ad taşıyan kişiden olgun davranış beklenirdi. Uysallığı çağrıştıran bir adda dinginlik aranırdı. Cesareti ve girişkenliği anlatan bir ad, sahibine hareket ve kararlılık yüklerdi. İnsanlar da çoğu zaman buna dikkat eder, taşıdıkları adın hakkını vermeye çalışırlardı.
Bir adın anlamıyla insanın tavrı arasında görünmez ama güçlü bir bağ vardı. Örneğin Kemal sözcüğü olgunluk, yetkinlik, kusursuzluk anlamı taşır. Bilgi, erdem, ahlak yönünden en üst düzeye ulaşmak anlamına gelir. Kılçdar ise kılıç taşıyan , kılıç kullanan kişidir. Kılıcını baskılara, zulümlere, egemenlere karşı kullanır. Halkın yararına adaleti sağlamak için kullanır.

Bugün ise siyasetin sert ve karmaşık ikliminde bu bağın zayıfladığına tanık oluyoruz.
Eskiden anlam taşıyan sözcükler, bugün çoğu zaman yalnızca birer etiket gibi duruyor. Olgunluğu çağrıştıran adların yanında öfke, kırıcılık ve hırs görülebiliyor. Cesareti anlatan isimlerin yanında suskunluk ya da güçlüden yana saf tutma yaşanabiliyor. Halktan yana durması gerekenler, makamın ve gücün gölgesine sığınabiliyor. Kemal , olgunluk yerine hırsı, öfkeyi anlatıyor. Kılıcını ise egemenlerden, güçlüden yana kullanıyor. Adının anlamını ve ağırlığını taşımıyor artık.ı

Siyaset yalnızca bir makam konusu değildir.
Siyaset, aynı zamanda bir karakter sorunudur.
Adalet diyorsan adil olacaksın. Özgürlük diyorsan korkunun karşısında duracaksın.
Halk diyorsan halkın yanında olacaksın.
Cesaret diyorsan bedel ödemeyi de göze alacaksın.

Bir toplumda söz ile davranış arasındaki mesafe açıldığında güven azalır. Adlarla eylemler birbirinden uzaklaştığında insanlar yalnız siyasetçiye değil, söze de inancını yitirmeye başlar. En büyük yorgunluk da burada başlar. Çünkü insanı en çok yoran şey, açık düşmanlık değil; söylenenle yapılan arasındaki çelişkidir.
“İsmiyle müsemma” sözü bugün bize yalnızca eski bir deyimi anımsatmıyor. Aynı zamanda bir ölçüyü anımsatıyor. Siyasette de, toplumsal yaşamda da insanın gerçek değeri taşıdığı unvanda ya da söylediği sözlerde değil; anlamını davranışında yaşatmasındadır.

Adı ne olursa olsun…
Bir insan, halkın karşısında değil yanında duruyorsa; haksızlık karşısında susmuyorsa; güce göre değil vicdana göre davranıyorsa işte o zaman ismiyle müsemma olur. Ve toplum en çok da böyle insanlara gereksinim duyar.

Çünkü söze yeniden güvenebilmek için önce sözün sahibinin sözüne benzemesi gerekir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.