Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Sevgi Yıldız makalesinde;
Her sabah yeni bir güne uyanıyoruz… ama artık çoğu zaman bir umutla değil, bir haberle uyanıyoruz. Bir okulun önünde silah sesleri, bir sokak arasında kavga eden çocuklar, yerde yatan bir akran, başında telefonuyla video çeken başka çocuklar…
İnsan ister istemez soruyor:
Ne oldu bize?
Daha dün denecek kadar yakın bir zamanda, çocuk dediğimiz şey; dizleri yara içinde, top peşinde koşan, en büyük derdi akşam eve geç kalmak olan bir varlıktı. Şimdi ise öfkeyle dolu, sabırsız, tahammülsüz bir nesil yetişiyor gibi hissediyoruz. Ellerinde kalem olması gereken çocukların, yumruklarını konuşturduğu bir gerçeklikle karşı karşıyayız.
Ama mesele sadece “çocuklar değişti” demek kadar basit değil.
Çocuklar durup dururken değişmez. Onlar, gördüklerinin, yaşadıklarının ve hissettiklerinin bir yansımasıdır.
Bugün bir çocuk sokakta yaşıtını darp ediyorsa, bu sadece onun suçu mudur?
Ya da eline telefonu alıp o anı kaydediyorsa, bu sadece “ahlaksızlık” mıdır?
Belki de bu, bize tutulan bir aynadır.
Evlerde sevgi yerine baskı varsa,
Saygı yerine korku varsa,
Eşitlik yerine ayrım varsa…
Orada büyüyen bir çocuğun iç dünyası da çatlar.
Bir yanda “erkektir yapar” diye sınır tanınmayan çocuklar,
Diğer yanda “sus, otur, hizmet et” diye bastırılan kız çocukları…
Adalet duygusu daha evin içinde yara alırken, o çocuktan sağlıklı bir birey olmasını nasıl bekleriz?
Şiddet, çoğu zaman öğrenilen bir dildir.
Ve ne yazık ki bu dili çocuklara bazen biz öğretiyoruz.
Bir de yalnızlık var…
Kalabalıklar içinde büyüyen ama aslında kimse tarafından gerçekten görülmeyen çocuklar.
Ellerinde telefon, önlerinde ekran, ama içlerinde kocaman bir boşluk…
O boşluk, bazen öfkeyle doluyor.
Ve o öfke, bir gün bir sokakta, bir okul önünde, bir parkta patlak veriyor.
Sonra biz şaşırıyoruz.
“Bu çocuklar neden böyle oldu?” diye soruyoruz.
Belki de soruyu yanlış yerden soruyoruz.
“Bu çocuklara ne oldu?” değil…
“Biz bu çocuklara ne yaptık?” demek gerekiyor.
Çünkü çocuk, toplumun en çıplak gerçeğidir.
Ne verirsek onu büyütür, ne gösterirsek onu tekrar eder.
Eğer biz saygıyı öğretmezsek, o saygısızlığı öğrenir.
Eğer biz sevgiyi göstermezsek, o sevgisizliği normal sanır.
Eğer biz adaleti kurmazsak, o gücün hak olduğunu düşünür.
Ve en acısı da şu:
Biz konuşmaya devam ederken, yeni bir çocuk daha sessizce değişiyor…
Belki öfkeye,
Belki şiddete,
Belki de tamamen umutsuzluğa.
Hâlâ geç değil.
Ama görmezden gelmeye devam edersek, çok geç olacak.
Çünkü mesele sadece bugünün çocukları değil…
Yarının insanları.