Türkiye’nin en güçlü sanayi kentlerinden biri olan Bursa, üretim kapasitesi ve ekonomik dinamizmiyle öne çıkarken, şehir içi ulaşım politikalarında diğer büyükşehirlerden ayrışan bir model izliyor. İstanbul, İzmir ve Ankara gibi metropollerde yaygın şekilde kullanılan şehir içi viyadük sistemlerinin Bursa’da neredeyse hiç bulunmaması, kent planlamasında dikkat çekici bir farklılık olarak öne çıkıyor.
Bu durumun bir eksiklik mi yoksa bilinçli bir şehircilik tercihi mi olduğu sorusu, Uludağ Organize Sanayi Bölgesi geçmiş dönem Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Aydın’ın değerlendirmeleriyle çok boyutlu şekilde ele alınıyor.
Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde viyadükler, yoğun trafik yükünü şehir içi akıştan ayırarak kesintisiz ulaşım sağlama işlevi görüyor.
Mecidiyeköy’deki viyadük sistemi, İstanbul’un en yoğun arterlerinden biri olan D-100 (E-5) üzerinde transit trafiği şehir içinden ayrıştırarak önemli bir rahatlama sağlıyor. Bu yapı, Bursa’daki Kent Meydanı ve Heykel gibi yoğun merkezlerle benzer bir işlev üstlenebilecek potansiyele işaret ediyor.
Bornova viyadükleri ise İzmir’de adeta bir “üst ulaşım koridoru” oluşturarak özellikle liman bağlantılarında kritik rol oynuyor. Bu model, Bursa’da Görükle ile Kestel hattı arasında kesintisiz bir üst yol alternatifi olarak değerlendiriliyor.
Başkent Ankara’da ise viyadükler çoğunlukla coğrafi zorunlulukların sonucu olarak ortaya çıkıyor. Dikmen ve Kuzey Ankara aksında yer alan yapılar, vadiler arasında kesintisiz ulaşım sağlıyor.
Bursa’da ise uzun yıllardır öncelikli tercih “battı-çıktı” (dalçık) sistemleri oldu. Şehir, viyadük yerine trafiği yer altına almayı tercih ederek farklı bir planlama yaklaşımı benimsedi.
Bu tercihin arkasında öne çıkan temel unsurlar şöyle sıralanıyor:
Ancak artan nüfus, genişleyen sanayi alanları ve özellikle organize sanayi bölgelerine yönelen ağır vasıta trafiği, mevcut sistemin sınırlarını zorlamaya başladı.
Uludağ OSB’nin eski başkanı Yunus Aydın, Bursa’nın artık klasik şehir kimliğinin ötesine geçtiğini vurguluyor:
“Bursa artık sadece bir şehir değil, aynı zamanda dev bir üretim merkezi. Organize sanayi bölgeleri arasındaki bağlantılar ve liman erişimi, şehir içi trafikten bağımsız düşünülmek zorunda.”
Bu çerçevede özellikle İzmir Yolu ile Ankara Yolu aksında planlanabilecek viyadük sistemlerinin, ulaşımda yeni bir dönemin kapısını aralayabileceği ifade ediliyor.
Viyadük projelerinin en çok tartışılan yönü ise görsel etkisi. Bursa gibi tarihi ve doğal kimliği güçlü bir şehirde, yüksek beton yapıların kent estetiğine etkisi önemli bir tartışma başlığı olarak öne çıkıyor.
Bu nedenle olası projelerde mimari tasarım, çevresel uyum ve şehir siluetiyle entegrasyon kritik önem taşıyor.
Uzmanlara göre Bursa’nın ulaşım geleceği, tek bir modele bağlı kalmak yerine hibrit çözümlerde şekillenecek. Battı-çıktı sistemleri, raylı ulaşım ve sınırlı viyadük uygulamalarının birlikte planlanması, daha sürdürülebilir bir ulaşım altyapısı oluşturabilir.
Özellikle Görükle – Kestel hattında geliştirilebilecek çok katmanlı ulaşım sistemi, hem şehir içi trafiği hem de sanayi lojistiğini dönüştürebilecek potansiyele sahip.

Bursa’da viyadüklerin bugüne kadar tercih edilmemesi bir eksiklikten çok, geçmiş planlama anlayışının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Ancak değişen ihtiyaçlar, artan üretim kapasitesi ve lojistik talepler, bu yaklaşımın yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor.
Sanayi, nüfus ve ulaşım baskısının arttığı yeni dönemde Bursa’nın, daha cesur ve yenilikçi ulaşım çözümlerine yönelmesi kaçınılmaz görünüyor.