Her yıl takvimler 1 Mayıs’ı gösterdiğinde aynı soru yankılanır: Bu gün gerçekten kimin bayramı? Adı Emek ve Dayanışma Günü… Ama sahadaki gerçeklik, bu ismin taşıdığı anlamla ne kadar örtüşüyor?
Haber Kaynağı Bilal Çam
Kâğıt üzerinde 1 Mayıs; alın terinin, emeğin, üretimin ve dayanışmanın günüdür. Fabrikada çalışan işçiden, tarlada güneşin altında ter döken emekçiye kadar herkesin ortak günüdür. Ancak hayatın içinden baktığımızda farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. İşçiler çoğu zaman o gün de çalışmaya devam ederken, bazı kesimler için 1 Mayıs sadece bir “tatil günü” olarak yaşanıyor.
Bir tarafta sabahın erken saatinde mesaiye giden, yevmiyesi kesilmesin diye bayram nedir bilmeyen emekçiler… Diğer tarafta ise resmi tatilin keyfini çıkaranlar. İşte tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Bayram dediğimiz şey, herkes için eşit hissedilmiyorsa, gerçekten bayram mıdır?
Elbette memur da çalışandır, o da emeğiyle hayatını kazanır. Ancak sistemin sunduğu imkânlar ve çalışma şartları açısından bakıldığında, işçi ile memur arasında ciddi farklar olduğu da inkâr edilemez. İş güvencesi, izin hakları, sosyal imkânlar… Bunların hepsi, 1 Mayıs’ın kimler için “bayram” gibi yaşandığını belirleyen unsurlar haline geliyor.
Oysa 1 Mayıs’ın ruhu ayrıştırmak değil, birleştirmektir. Aynı sofrada ekmek yiyenlerin, aynı ülkenin yükünü omuzlayanların birbirini anlamasıdır. Ama bugün geldiğimiz noktada, bu ruhun biraz zedelendiğini görmek zor değil.
Belki de sorun günün kendisinde değil, ona yüklediğimiz anlamda… 1 Mayıs’ı sadece bir tatil olarak gören anlayış, emeğin değerini ikinci plana itiyor. Oysa gerçek bayram; kimsenin “çalışmak zorundayım” demediği, herkesin emeğinin karşılığını aldığı gün olacaktır.
Bugün 1 Mayıs…
Kimileri için dinlenme günü, kimileri için yine ekmek kavgası…
Ve belki de asıl mesele şu:
Bu ülke, emeğin gerçekten bayram yaptığı günleri ne zaman görecek?
Bilalcam74@gmail.com