Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;
“Mıcırık çıkarmak” deyimi; olur olmadık durumlarda gereksiz sorun ya da zorluk çıkarmak, kavgacılık yapmak anlamında kullanılır.
Toplum olarak mıcırık çıkarmayı çok mu seviyoruz, yoksa mıcırık üretip üzerinden prim yapmak mı kolayımıza geliyor, bilemiyorum ama ortada değişmeyen bir gerçek var: Dinî ve millî bayramlarda en küçük kıvılcım bile büyütülüyor, mesele olmaktan çıkıp krize dönüşüyor. Bayramlar, birlik ve beraberliğin sahnesi olmaktan çok, huzurun sürekli test edildiği bir gerilim alanına evrilmiş durumda.
Sembollerle kurulan ilişkinin bu kadar kırılgan olması artık bir istisna değil, neredeyse bir alışkanlık hâline gelmiş. Fırsat kollayan, en küçük detayı büyütmeyi görev bilen bir kesim her defasında devreye giriyor; biz de olup biteni sadece izlemekle yetiniyoruz. Sonuç değişmiyor: Küçük bir hareket, büyük bir tartışmaya; basit bir görüntü, toplumsal bir kutuplaşmaya dönüşüyor.
İşin içine siyaset ve ideoloji girdiğinde ise tablo daha da sertleşiyor. Herkes kendi cephesinden bakıyor, kimse gerçeğin kendisini konuşmuyor. Böylece bayramlar, ortak sevinç günleri olmaktan çıkıp pozisyon savaşlarının sahnesine dönüşüyor.
Bu yüzden uzun zamandır bayram dediğimiz şey, aslında bir “mıcırık çıkarma festivali”ne dönüşmüş durumda.
Herkesin tetikte olduğu, herkesin bir şey aradığı, herkesin bir şey bulduğu bir ortam…
Her bayramda bir mıcırık…
Her görüntüde bir kriz…
Her cümlede bir kavga…
Yazılı çizili bir kural olmasa da dinî bayramlar aile içi gerilimlere; millî bayramlar ise toplumsal gerilimlere daha açık hâle geldi.
Dinî bayramlarda gelinler, görümceler, eltiler, kaynanalar… Bacanaklar, kayınpederler… Yeğenler, kuzenler…
Baklavanın şerbetinden, etin pişme kıvamına ve yemeğin tuzuna, yeğenlere verilen harçlığın miktarına kadar illaki bir mıcırık bulunur ve her şey bir tartışma bahanesine dönüşür hale geldi.
Resmî bayramlar…!
İşte orası daha geniş ve daha görünür ve hassas ve kritik mayın tarlası gibi bir alandır. Mıcırık artık evin içinde değil; meydanlarda, kürsülerde, ekranlarda ve kalabalıkların ortasında çıkar.
Bir cümle, bir bakış, hatta sıradan bir alkış bile yeterlidir. Küçük bir kıvılcım, büyük bir yanlış anlaşılma düzenine dönüşür.
“Mıcırık” bir taş parçası değil, “dalgalanan bir suya düşen meteor” gibi. “Bir mıcırık düşer, suyun halkaları büyür; küçük bir taş, büyük bir gölü bulandırır.”
Herkes birlik ve beraberlikten söz eder… ama aynı kalabalığın içinde en hızlı büyüyen şey çoğu zaman huzursuzluktur.
Meydanlar doludur, sözler yüksektir, cümleler nettir…
Herkes aynı bayramı kutladığını söyler… ama aslında herkes kendi haklılığını kutlar.
Resmî bayram törenlerinde en çok, nerede ne vukuat olduğu; kimin nerede, hangi eylemiyle nasıl bir mıcırık çıkardığı merak edilir hale geldi…
Kimi zaman bir meczup, elini kolunu sallayarak Anıtkabir’de çelenk sunma töreninde insanların laiklik damarına basmak için elinde Kur’an, ağzında sloganlarla ortaya çıkar…
Kimi zaman üryan sayılabilecek bir öğretmen rolünde ya da etkili, yetkili bir bayan; milletin çağdaşlık damarına basmak için sahne alır…
Kimisi, kendince iktidar partisinin ve diğer partilerin yok sayıldığı alternatif çelenk sunma törenleri düzenler…
O günlerde başta basın, haberciler ve halk tetiktedir. Çünkü törenler başladığı andan itibaren yurdun dört bir yanından benzeri haberler gelmeye başlar…
Bu sene 23 Nisan’da ilk haber, yakın olduğu için mi ya da daha önce görev yaptığım için gönül bağım olan Bayramiç ’den geldi.
Bayramiç, sosyal demokrat yapısıyla bilinir ve buradaki millî bayramlardaki arbede genellikle ya çelenk sunumunda ya da protokol sırasında yaşanır…
Geçen yıllarda çelenk sunumu törenlerinde ilçe millî eğitim müdürü eksenli bir tartışma yaşanmıştı; bu sene de protokolde yerini beğenmeyen siyasi kişi ve gruplar, yazı işleri müdürünü hedef almış; had bildirmeden usul öğretmeye uzanan bir baskı dili kullanmışlardı…
Oldum olası ve bildim bileli böyleydi; yine de hiçbir şey değişmemiş. Devran aynı dönüyor. Sadece hedefler ve kişiler değişiyor.
Bir bürokrata siyasi bir takıntı yükleniyor, bayram ve tören günleri bekleniyor, ardından bir taşla birkaç kuş vurmak için topluca bir hücum başlıyor. Sonra bu tablo basın eliyle büyütülüp servis ediliyor. O kişi devamlı hedef hâline getirilip taşlanıyor…
Sonuç; mesele büyüyor ama çözüm yok…
Ortada topluma kazandırılmış hiçbir şey yok ama çok şey kaybettirmiş bu tavır aynen devam ediyor…
Çünkü bu tür davranışların özünde temsil değil, konum kavgası vardır. Düzen değil, görünürlük hırsı vardır.
Ve bu hırs; protokolde kendine yer beğenmeyen, kendini hiçbir yere konduramayan, gösterilen yeri de beğenmeyip feryat figan arbede çıkaranları zamanla toplum için de yok sayıyor; itibar kaybına uğratıyor, kahvenin köşesinde tek başlarına oturacakları bir sandalyeyi dahi bulamaz hâle getiriyor…
Ve bu noktaya gelen tablo, aslında en başta “kimin neyi temsil ettiği” sorusunun cevabını da kendiliğinden veriyor.
Ve o an geldiğinde, kendi yarattıkları gürültünün içinde kaybolup gidiyorlar. Geriye ise sadece acı bir tebessüm kalıyor…
Başka bir olayda, Ankara’nın Ayaş ilçesinde 23 Nisan’da düzenlenen törene belediye basın sorumlusunun alana alınmadığı iddiası ortaya atılıyor. Mevzu üç aşağı beş yukarı aynı… Bu defa belediye çalışanı, güya basın mensubuna gereken ilgi ve alaka gösterilmediğini söyler; yaygara koparılır…
Bu iddiaya Kaymakam Muharrem Eligül bir açıklamayla karşılık verir.
Bu defa da o açıklama üzerinden mıcırık çıkarılır…
İş o kadar büyür ki CHP Genel Başkan Yardımcısı konuya müdahil olup açıklama yapar… Bunun üzerine Ankara Valiliği, Ayaş Kaymakamı hakkında idari soruşturma başlatır…
Böylesi düzmece, tayyare diyeceğimiz mıcırıklıklar hiçbir zaman kesilip atılmaz; sündürülür, oraya buraya çekilir… Konusu laiklik ve çağdaşlık olan nutuklar atılır… Konunun alevlenmesi için üzerine biraz da benzin dökülür…
Çünkü mesele bazıları için sorun çözmek değil, sorun üretmek bir alışkanlıktır. Ve her üretilen yeni “mıcırık”, aslında eski bir tatminsizliğin yeniden sahneye çıkışıdır.
Gaziantep…
Mıcırığın büyüğü geri tepmiş, atanın elinde patlamış el bombası misali ibretlik hâliyle Gaziantep’ten geldi.
Görüntüleri ilk gördüğüm anda inanamadım; hiçbir anlam veremedim. Gerçek olup olmadığını anlamak için görüntüleri tekrar tekrar inceledim…
Şiddeti özendiriyor diye okullarda yaşanan olaylardan sonra yayından kaldırılan dizilerde bile mafya tipleri çocukların önünde silah çekip kavga etmezken; yaşları oldukça küçük, mehteran kıyafetiyle gösteri yapan öğrencilere bir grubun sırtını dönerek protesto etmesi dikkat çekiciydi…
Ortaya çıkan görüntü, sadece bir protesto değil; aynı zamanda toplumun sembollerle kurduğu ilişkinin ne kadar kırılganlaştığını da gösteriyordu.
Sonradan CHP Gaziantep İl Başkanı Vakkas Açar, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, yani egemenliğin saraydan alınıp millete verildiği böyle bir günde çocuklarımızın hâlâ bu saray kültürüne özendirilmesini protesto ediyoruz. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bunu kabul etmediğimizi göstermek amacıyla da o saf, tertemiz çocuklarımıza yapmak istedikleri bu özentiye karşı olduğumuzdan dolayı izlemedik ve onlara arkamızı döndük. Kesinlikle mehter takımına tepki gösterdik. Tepkimiz çocuklara değil, okul güvenliğini sağlamayan iktidara” şeklinde bir açıklama yapması bu eylemin CHP Gaziantep İl örgütü tarafından yapıldığını gösterdi.
Sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi…
Tepkiler, açıklamalar, yapılana kimse sahip çıkmadığı için yanlış anlaşıldık bahaneleri… Trol ve yandaş basın suçlamaları…
AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüb Kadir İnan ise, “Siyasetinizi çocukların masumiyeti üzerinden yapacak kadar mı tükendiniz? Çocuklara sırtını dönen bir yapının, bu milletin geleceğine yüzünü dönmesi imkânsızdır” dedi…
Ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gaziantep il başkanını yalanlayan ve tekzip eden bir açıklama yaptı: “Mehter de bizim, Fatih de bizim, Ulubatlı Hasan da bizim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bizim, İnönü de bizim, Ecevit de bizim. Bu tarihî kişiliklerden ve onların anılarına saygısızlık yapan hiç kimsenin bu milletin gözünde yeri olmaz. Ben bir şey görmedim ama mutlaka ya bir yanlış anlaşılmadır ya da yanlış bir açıdır; yoksa öyle kimse mehtere sırtını dönmez bizde.”
Hedef hâline getirmek için mıcırık çıkaranlar, bu defa hedefin odağı hâline gelmekle kalmamış; partilerinde deprem etkisi yapacak ve ideolojik bir kırılma yaşanacak krizin doğmasına sebep olmuş kısacası bu defa ava giden avlanmıştı…
Ve işin en çarpıcı tarafı, bir “tepki” olarak başlayan eylem kısa sürede kendi içinde kontrol edilemez bir anlam karmaşasına dönüşmüştü…
Bu olay bize şunu gösterdi ki: “Gürültüyle hedef arayanların geriye bıraktığı şey haklılık değil, yalnızca kendi üzerlerine çöken sessizliktir.”
Bazen bir mıcırıktan kaç kriz çıkar diye ince hesaplar yaparken, aslında o mıcırığın en çok sahibini vurduğunu görmek mümkün oluyor.
Dimyata pirince gidenlerin evdeki bulgurdan da olabildiğini gösteren bir tablo daha…
Darısı diğerlerinin başına…