HAYDİ 1 MAYIS’TA ALANLARA!

HAYDİ 1 MAYIS’TA ALANLARA!
Yayınlama: 21.04.2026
A+
A-

Sendikacı Veli Beysülen makalesinde; Sosyalist teorinin babası Karl Marx, asgari ücreti; kapitalist sistemde iş gücünün değerini ve sömürü mekanizmasını açıklayan bir kavram olarak ele almıştır.
Marx’a göre, asgari ücret, yaşamı Sürdürme Maliyetidir. Yani asgari ücret: işçinin emeğini satmaya devam edebilmesi için hayatta kalmasını, fiziksel gücünü korumasını ve neslini devam ettirmesini sağlayan “gerekli geçim maddelerinin tutarıdır.” Marx bunu kısaca; “Ölmemek İçin Gerekli Ücret: Ücretli emeğin ortalaması, işçinin ölmemesi için gereken asgari tutardır; çünkü ölüler çalışamaz.” Diye açıklamaktadır.

Maalesef Türkiye son yıllarda AKP yönetiminde, ustanın “yaşam maliyeti” olarak açıkladığı kapitalizmin asgari ücret mantığının bile işlemediği şekilde yönetiliyor. Zira Türkiye de son yıllarda asgari ücretli, 4 kişilik bir ailenin en alt yaşam maliyeti olarak hesaplanan açlık sınırının altıda ki ücretle yaşamaya ve emeğini tekrar tekrar satmaya mahkûm edildi. Aynı şekilde; AKP Türkiye’sin de emekliler ile ücretlilerin büyük bir kısmı açlık sınırının altında önemli bir kısmı ise tüm giderlerinin karşılığı olan yoksulluk sınırının altındaki ücretle yaşamaya çalışıyor.

Kuşkusuz buna yol açan temel neden, 23 yıllık iktidarın toplumun hatırı sayılır kısmından destek alıyor olmasıdır. Kuşku yok ki, bu desteği sağlayan temel etken, iktidarın, halkın değerlerini siyaset aracı olarak kullanan, söylem ve eylemleriyle toplumu kamplara bölen, “biz ve onlar” söylemi ile kendisine muhalefet edenleri ötekileştiren dilidir. Bu nedenle, geçmişte Kürt siyasetini, onun TBMM’deki yasal temsilcisi HDP’yi hedef alan iktidar, devam eden çözüm sürecinden dolayı, Kürt siyasetinin üzerine gidemediği bugün, yeni düşman olarak hedefe koyduğu CHP’nin üzerine gidiyor. Artık kanıksanmış şekilde Türkiye güne, CHP’li bir veya birkaç belediyeye yönelik operasyon haberleriyle başlıyor. Maalesef iş öylesine şirazesinden çıktı ve operasyonların hukuki nedenlerle değil, siyasi nedenlerle yapıldığı o kadar açık ki, iktidar yanlısı önemli bir kitlede dahil, toplumun büyük çoğunluğu artık bu operasyonların, hukuki gereklilik olarak değil, siyasi gereklilikle siyaseti dizayn etmek üzere yapıldığını biliyor. Aslında bu suçlu ile suçsuzu aynı kefeye koyan ve varsa suçluyu koruyan siyasi öngörüsüzlüktür. Zira hukuki olmayan bu siyasi operasyonlardan dolayı, alınanlar arasında; yasaların suç kabul ettiği, fiillerde bulunan yani kanun karşısında suçlu olan
varsa bile toplum onun suçsuz olduğunu düşünecek ve yapılanı kabul etmeyecektir.

Evet yıl 2002, Türkiye 2001 yılında yaşanan derin ekonomik krizden çıkmaya ve ekonomisini toparlamaya çalışıyor. Bülent Ecevit Başkanlığındaki ANASOL koalisyonu tarafından, IMF’den transfer edilen Kemal Derviş öncülüğünde, IMF’nin acı reçetesi hayata geçiriliyor, emekçi kesimlerin canını acıtan kemer sıkma politikaları uygulanıyordu. Bu süreçte, uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda bankacılık, serbest piyasa kurallarının uygulanması, kamu da mali disiplinin sağlanması, özelleştirme programı, sosyal devletin tasfiyesi hususlarında bir dizi kanun düzenlemesi yapıldı.

IMF programı çerçevesinde tüm bu düzenlemelerin yapıldığı 2002 yılında asgari ücret 184 lira, en düşük SSK emekli maaşı ise 257 liraydı. Asgari ücretli 184 olan maaşı lira ile yıl ortalaması 30 lira olan çeyrek altından 6 adet alırken, emekli 257 lira maaşı ile 8,5 adet alıyordu. Derken Başbakan Bülent Ecevit’in hastalığından dolayı koalisyon hükümeti erken seçim kararı aldı. 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde koalisyon ortakları, DSP, MHP ve ANAP, muhalefet partileri DYP ile Refah Partisi %10 Türkiye barajına takılıp parlamento dışında kalırlarken, 6 ay önce kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) oyların %34,28’ini alarak tek başına iktidar oldu. İlginç olan ise AKP’nin, 12 Eylül faşizminin eseri temsilde adaletten uzak seçim sistemi sayesinde, aldığı %34,28 oy oranıyla parlamentonun %63’ünü elde etmesiydi. Aynı seçimde bir dönem önce %10 ülke barajının altında kaldığı için, bir dönem parlamentoda temsil edilemeyen, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise aldığı %19,39 oy oranı ile anamuhalefet partisi olarak, parlamentoda temsil edilen tek muhalefet partisi oldu.

Yani 2002 yılında, ekonomik krizin faturasını emekçi kesimlere keserek, IMF’nin direktifini uygulayan zamanın koalisyon ortakları, 3 Kasım 2002 seçimlerinde hezimete uğramış ve sandıktan çıkamamışlardı. Halbuki 2002 yılında gerek asgari ücret gerekse emekli maaşları, satın alma gücü yönünden bugüne göre çok daha iyiydiler. Nitekim 2002 yılında, 184 lira asgari ücretle, 6 adet çeyrek altın alabilen asgari ücretli bugün 28.075 lira olan asgari ücretle bu yazının yazıldığı saatlerde 11.368 lira olan çeyrek altından 2,4 adet alanilirken, 2002 yılında 257 lira emekli maaşı ile 8,5 çeyrek altın alan emekli ise bugün 20.000 maaş ile 1,75 çeyrek altın alabiliyor. Bu örnek asgari ücretle emekli maaşında ki erimeyi çok açık şekilde gözler önüne seriyor. Tüm bu gerçeklere rağmen, Türkiye’de 3 yıldır ekonominin direksiyonunda oturan Mehmet Şimşek, ısrarla sıkı para uyguluyor ve başta asgari ücretliler ile emekliler toplumun emekçi kesimlerine kemer sıktırmaya devam ediyor. Maalesef artık kemerde sıkılacak delik kalmadı.

Öte yandan yüksek enflasyon ile vergi ve kesintilerin yanı sıra piyasada temel tüketim ürünlerinden alınan KDV, ÖTV gibi vergiler, çalışanlar ile emeklilerin düşük maaşlarını hızla eritiyor. Nitekim DİSK-AR’ın araştırmasına göre, yılın ilk üç ayında yüksek enflasyon sigortalı işçilerin, gelirlerinin 189 milyar lirasını yuttu. Gelir ve damga vergilerinin işçilere toplam faturası 204,9 milyar lira oldu. Buna göre işçilerin birikimli toplam, enflasyon ve vergi kaybı, 2025 yılının ilk üç ayına göre, %37,8 arttı. Bir başka deyişle, işçiler Mart ayında 9 gün vergi, kesinti ve enflasyona çalıştılar. Ortalama bir işçi ücretinin vergi enflasyon toplam kaybı 9.111 lira oldu. Asgari ücret yılın ilk üç ayında 2.819 lira eridi. Böylece Aralık ayında 28.075 lira olarak belirlenen asgari ücret, Mart ayı sonunda 25.256 liraya geriledi.

DİSK-AR’ın konuya ilişkin değerlendirmesi şu şekilde, “Daha yılın üçüncü ayında birikimli olarak 394 milyar TL’ye yaklaşan bu erime işçilerden varlıklı kesimlere ciddi bir gelir transferi anlamına geliyor. Enflasyon ve gelir vergisi adaletsizliği nedeniyle işçi sınıfının 393,9 milyar liralık ücreti erimiştir. Enflasyon işçi sınıfını yoksullaştıran bir emme basma tulumbadır. İşçilerden alıp zenginlere kaynak aktarmaktadır. Öte yandan adaletsiz vergi sistemi gelir eşitsizliğini daha da derinleştirmekte ve ücret gelirleri üzerindeki yükü artırmaktadır. Günün sonunda işçilerin harcanabilir net gerçek (reel) ücretleri hızla erimektedir.”

Tüm bunlar bu ülkenin gerçekleri. Peki bu gerçekler, erken veya zamanında toplumun önüne gelecek sandıkta, iktidarı götürür mü? Normal şartlarda götürmesi gerekir. Zira eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in dediği gibi, “Boş tencerenin götürmeyeceği iktidar yoktur!” Evet normal şartlarda Demirel’inde vurguladığı gibi, normal şartlarda boş tencere iktidarı götürmeli. Ancak Türkiye’nin normal şartlar ülkesi değil. Zira tüm yaşananlara rağmen, örgütlemeden uzak duran, sorgulamayan, parklarda kahvelerde oturup zaman tüketen ve birbirlerine “Ne olacak bu ekonominin hali?” sorusu yönelten, yaşadığı fakirleşmeden muhalefeti sorumlu tutan  büyük bir emekli kitlesi var. Bu nedenle Türkiye normal şartlar ülkesi değil, Maalesef, yılların tecrübesine sahip, ülkenin bu günlere ulaşmasında büyük emeği olan sözde tecrübe düzeyi yüksek milyonlarca emeklinin, sessiz kalması iktidarın kaynak yok diyerek kendisini açlığa mahkûm etmesine yol açtı. Maalesef emeklinin çoğunluğu yapılanları sadece seyrediyor.

Buna siyasetin parçalı hali, iktidarın baskılarından bunalmış toplumun, sokaktan çekilmesi, yoksullaşan toplumun, yaşamını sürdürmek için, kendisini iktidara mahkum hissetmesi gibi etkenler de eklenince, maalesef ülke iktidarın istediği dikensiz gül bahçesi haline geldi. Şimdi önümüz 1 Mayıs “İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü” tüm çalışanlar ile emekliler, bu mücadele gününde Türkiye’nin dört bir yanında, alanlara akmalı ve yeter artık çekin eliniz cebimizden diye haykırmalı. Haydi 1 Mayıs’a, yeter artık diye haykırmaya!

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.