TOPUK KANI VERMEMEK SUÇ MU?

TOPUK KANI VERMEMEK SUÇ MU?
Yayınlama: 16.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı avukat Cüneyt Bülent Şeker makalesinde;

TOPUK KANI HAKKINDAKİ TEDBİR KARARLARI AİLEYE GÜÇ KULLANARAK (CEBREN) UYGULANABİLİR Mİ?

Bu gün il sağlık müdürlükleri (bazı yerlerde de sosyal hizmetler il müdürlükleri) topuk kanı hakkında tedbir kararı vermeleri için adliyeler üzerinde baskı kurmaya çalışmakta ve topuk kanı testi için (Topuktan) kan vermeyen aileleri TCK. madde 233. Maddeye (Ailenin bakım yükümlülüğünü ihlal) aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile “Cumhuriyet Savcılıklarına” şikâyet etmektedirler. Bu konuda Türkiye’nin her yerindeki cumhuriyet savcıları topuk kanı vermeyen aileler hakkında takipsizlik kararı verilmektedir, bunun istisnası Adana Cumhuriyet Savcılığıdır.

Adana Cumhuriyet Savcılığının müvekkilim  Murat ÇAKMAK hakkında topuk kanı verilmemesi gerekçesi ile verdiği (Adana Cum. Sav. 2025/6702 Sor.  2025/16957 Kar.) TAKİPSİZLİK KARARI basına yansımış, Türkiye çapında haber olmuştur. Ancak Adana da birkaç mahkemenin yine topuk kanı hakkında ceza verdiğini söylentisi kulağıma gelmektedir. Eğer doğru ise, bu; artık ülkemizde kanunsuz bir şekilde (bir genelge ile) suç icat edilebildiği ve Anayasa ve Türk Ceza Kanunun ilgili hükümlerinin rahatça yok sayılabildiği anlamına gelir!

Anayasa mahkemesine 233/1. Maddesinin AY. m.2 ve m. 38’e aykırı olduğu gerekçesi ile başvuru yapılmış (AYM. 24.05. 2012 T. 2011/129 E. 2012/81 K.) bu başvuru oy çokluğu ile “Düzenlemenin gerekçesinde atıf yapılarak; “Bakım, eğitim, destek yükümlülüklerinin 4721 Sayılı (TMK) Kanununa göre somutlaştırmaya elverişli olduğu…” gerekçesi ile ve oy çokluğu ile ret edilmiştir.

Karara karşı oy yazısı veren 5 üye ise özetle; “Türk Medeni Kanunun aile hukuku kitabında yer alan hükümlerin hangisinin bakım, eğitim, destek olma yükümlülüğü kapsamında olduğunun açıkça gösterilmediğini, bu durumun hâkimin keyfiliğine yol açabileceği, örneğin sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden zina gibi fiilin veya suç olmayan bazı Aile Hukuku yükümlülüklerinin de TCK. 233 kapsamında değerlendirilebileceği…” vs. endişelerini dile belirtmişlerdir.

Zaten AYM. (07.07.2011 T. 2010/69 E. 2011/116 K.) ve (15.01.2009 T. 2004/70 E. 2009/7 K.) sayılı kararları da bu karşı oy görüşlerin desteklemektedir. Bizce de bu karşı oy gerekçeleri haklıdır, ancak yine de AYM bu kararında suç konusunu TMK’nın Aile hukuku kısmı ile sınırlı olacağının altını kesin bir şekilde çizmiştir. Topuk Kanı vermemek ise (İdarenin yeni bir prosedür iradı ile talep ettiği, sağlıklı doğmuş bir çocuğa, koruyucu hekimlik kapsamında olan genel sağlık tarama testini yaptırmamak) TMK’nun aile hukuku kapsamında bir yükümlülük değildir. TMK’nın ilgili 327. Maddesinde; “Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.” hükmü mevcuttur.

Yargıtay Kararlarına göre ise; yeni doğan bebeğini bakacağı inancı ile başkasına terk etmek (4.CD. 09.03.2021 T. 2020/28876 E. 2021/8281 K.) maddi durumu olmasına rağmen eş ve çocuklarının bakım giderlerini karşılamamak (18.CD. 16.05.2016 T. 2015/ 23698 E.2016/ 10599 K. ) Velayeti altındaki çocuğa baskı yaparak 8 gün dışarıda kalmasına sebebiyet vermek/veya eve almamak (14.CD. 24.11.2014 T. 2013/3255 E.  2014/ 13117 K.) Çocuğunu okula göndermemek (18. CD. 16.05.2016 T. 2015/29094 K. 2016/ 10600 E.) gibi fiiller TCK.m.233/1 kapsamındadır. Burada bakım (eğitim veya destek) ihtiyacı olan aile ferdinden ve bu ihtiyacı (sorumluluğu ve imkânı dâhilinde olmasına rağmen) kasten gidermeyen, ihmal eden kişilerden bahsedilmektedir.

Bizce hasta veya yaralanmış (Ör; kolu kırılmış) çocuğunun bilinen ve kesin sonuç veren tedavisini yaptırmamakta TCK. m.233 kapsamındaki bakım yükümlülüğü kapsamında değerlendirilebilir.

Ancak topuk kanı ise; 1-)Hiçbir hastalığı olmayan, (Sağlıklı doğmuş) her yeni doğan çocuktan, çok nadir hastalıklara yakalanması ihtimaline binaen talep edilmekte, ( FKU-10.000/1, KH-4.000/1, BE-60.000/1, KF-3.500/1, KAH-10.000/1, SMA-8.000/1) 2-)Bu testlerin doğru sonuç vereceği kesinlik arz etmemekte, (çoğu insan hastalık geni taşır, klinik hastalık bulguları tespit edilmeden bir hastalık geninin çocukta tespiti ileride hasta olacağı anlamına gelmez, Halk Sağ. Gen.Müd.Yenidoğan Metabolik ve Endokrin Tarama Programının 15. Sayfasında bu açıkça söylenmektedir.) 3-) Hastalık tedavisi (Bakanlık ve ilaç şirketlerince) vaat edilememekte (Genetik hastalıkların tedavisi yoktur), sadece (uzun yaşama, hayati tehlike vs. gibi kanıtlanmamış muallak sözler ile süslenmiş) bir konfor vaadi bulunmakta, 4-) Ve hatta bu taranan 6 hastalıktan önemli olan 3 tanesinin (Fenilketönüri, Kistikfibrosiz, SMA) önerilen astronomik tedavi ücretleri de Devlet tarafından karşılanmamaktadır. Yani karşımızda AY.17 madde anlamında bir tıbbi zorunluluk yoktur.

Sağlık bakanlığının topuk kanı yaptırmış ve yaptırmamış çocuklardaki hastalık, ölüm, iyileşme oranlarını kıyasladığı bir bilimsel-istatistik çalışması ise mevcut değildir (?) halbuki böyle bir kanıt olmadan değil bu testleri yaptırmamanın suç olduğu, faydalı olduğu dahi iddia edilemez.

Türkiye de (SGK olsun olmasın) bütün çocuklar sağlık hizmetinden bedava yararlanıyor olsa idi veya tüm testler ve tedaviler bedava yapılsa idi (İl sağlık Müdürlüklerinin bu şikâyeti yine hukuka aykırı olmak ile birlikte) kendi içinde bir mantığı olabilir idi, ancak 6000 genetik, 500 metabolik hastalık mevcuttur, eğer bunlardan sadece 6 tanesine ilişkin hastalıkların taranmasının reddi suç kabul ediliyor ise, bu mantığa göre geri kalan hastalıkların (ki çok daha önemli ve sık rastlanan hastalıklar mevcuttur) taranmamasından dolayı hakkımızda bu şikâyeti yapan idare görevini ihmal etmiş ve kat ve kat daha ağır bir suç işlemiş bulunmaktadır. SMA konusu ise ayrı bir muammadır.

2022 yılında SMA’nın topuk kanı testlerine eklenmesinden sonra Türkiye de topuk kanı testi ret edildiği için tedbir kararları verilmeye başlanmış, ancak bir yandan da (Valilik izni ile) aslında bir fizik tedavi ilacı olan SMA ilacı Zolgensmaya (Bir dozu iki milyon yüzbin dolar ve ömür boyu kullandırılıyor) ulaşmak için aile fertleri kent meydanlarında ve sosyal medyada dilendirilmeye devam edilmiştir. Yani sistem (Eğer gerçekten tedavi ediyor ise?) aileleri zorladığı test ile hasta ilan edilen çocukların ilaca geç veya hiç ulaşamaması ile ilgilenmemektedir. Bu şüphesiz çok yaman bir çelişkidir. Bu da 2022 yılında başlayan topuk kanı testi baskısının amacını ortaya koymaktadır, bu yapılan dolaylı olarak (çok pahalı olan ilaçlara) zorla müşteri bulma faaliyetidir!

SMA’nın ise 5 tipi olup, 0 ve 1 tipi en geç 1.5 yaşında ölmektedir, ilaç ve tedaviler dış ülkelerde bu çocuklar için sigorta kurumlarınca faydasız olduğu için ödenmemektedir. SMA 2,3,4 tipinde ise bu çocukların hasta olacağı çok müphemdir. SMA sıklığı 8000/1 dir. Sağlık Bakanlığınca her 100 insandan 4’ünün SMA geni taşıdığı belirtilmektedir, bu da 8000/350 kişiye tekabül etmektedir. Ancak SMA klinik bulgu olmasa dahi test ile hasta ilan edilen her çocuğa uygulanmaktadır!  Yani hiç hasta olmayabilecek 349 kişi bu ilaçların müşterisi haline getirilmektedir ve zaten hasta olmayan bu çocuklar (güya) tedavi edilmektedir.

Uygulama şöyledir; Topuk kanı testi pozitif çıkan çocukların omurilik sıvısı alınmakta ve Spinraza denilen ve çok ağır yan etkileri olan bir ilaç omuriliğe zerk edilmektedir. Bu ilaç 3 ayda bir uygulanmaktadır. Bu ilacı kullananlarda zaman için de omurilik eğriliği gelişmekte, aileye; “Spinraza sadece hastalığın ilerlemesini yavaşlatır (Neye göre, kime göre. Her insanda hastalık seyri farklıdır.) hastalığı durdurmak için Zolgensma yurt dışından alınmalı, ama SGK bunu ödemiyor” denilerek ailenin etrafına bir destek gurubu verilmekte, aileye bir video çektirilip, bu aileler kent meydanlarında ve sosyal medyada dilendirilmektedir. Muhtemelen Spinraza’nın etkisi ile çocukta rahatsızlık ilerlemekte sonuçta yutkunma refleksinin kaybeden çocuk ölmektedir.(Zolgensma kullanmasına rağmen ölen ve Spinrazayı erken dönemde bıraktığı için iyileşen çocuklar biliyorum)

Topuk kanı vermeyi ret etmek ise aşağıdaki kanunlar çerçevesinde ailenin tıbbi müdahaleyi ret ve tedaviyi seçme kapsamındadır.

1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un m.70/f.I, c.1; “Tabipler…..yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar…” demektedir.

Hasta Hakları Yönetmeliği m.24/f.I ; “Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir, hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır…” demektedir.

1999 tarihli Hekimlik Mesleği Etik Kuralları 42. Maddesi; “Reşit ve/veya mümeyyiz olmayan kişiler yönünden veli veya vasisinin aydınlatılmış onamı gerekir…” demektedir.

Yine Türkiye’nin imza koyduğu, TBMM de onaylanması sebebi ile kanun gücünde olan, dolayısı ile Anayasaya aykırılığı da iddia edilemeyen tıp hukukuna ilişkin uluslararası anlaşmalardan:

-1981 tarihli Lizbon Bildirgesinin 5. Maddesi,

-1984 tarihli Avrupa’da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi 3/5. maddesi,

-1995 tarihli Bali Bildirgesinin 5. Maddesi,

-2003 tarihli Bioetik Sözleşmesinin 6/2. Maddesi,

-1964-2023 Dünya Tıp Birliği Helsinki Bildirgesi 25. Maddesi;Tıbbi müdahale öncesinde; “… Yasal temsilcisinin (veli veya vasisinin) onayının alınması gerekir…” demektedir.

Ayrıca kan ve DNA (6698 Sayılı KVKK m.6 ve devamı anlamında) insana ait en önemli kişisel verisi olduğu için kanuni temsilci (Veli-vasi) izni olmadan alınamaz ve işlenemez, aksi davranış TCK 134-140 ve KVKK m.6 kapsamında suç teşkil etmektedir.

Ağır hasta veya ağır şekilde yaralanmış çocuklara acil müdahale gereken durumlarda, hayati tehlikeyi bertaraf etmek için kanuni temsilci izni aranmaksızın “AY. 17 maddesindeki tıbbi zorunluluk (Zaruret hali) kapsamında” tıbbi müdahale mümkün ve bu tür bir tıbbi müdhaleyi ret etmek duruma göre TCK.233 kapsamında değerlendirilebilir iken, topuk kanı uygulamasının hiçbir surette kanuni temsilci izni olmadan yapılması mümkün değildir, çünkü bunlar çok nadir hastalıklara yakalanması ihtimaline binaen sağlıklı çocuklara uygulanmak istenen, az veya çok zararı olan, fakat faydasına garanti verilmeyen “Koruyucu hekimlik-genel sağlık taraması” kapsamındaki ucu bucağı olmayan, ancak “tercih edilebilecek” uygulamalardır.

Eğer aile sağlıklı doğan çocuğunu uygulanmak istenen (Çocuğun fizyolojisine göre az veya çok) zararı olan ve faydası çok şüpheli bazı testlerin yapılmasını dahi ret edilemeyecek ise yukarıda saydığımız kanun maddelerinin uygulama alanı neresidir? yoksa amaç anne/babanın velayetten doğan tıbbi müdahaleyi seçme ret etme hakkını ortadan kaldırmak, bu hakkı özelleşmiş/dışa bağımlı/kâr ve performans odaklı Sağlık Sektörüne devrederek sağlık sektörüne müşteri temini midir!

Dolayısı ile zaruret ve kesinlik arz etmeyen, ticari yönleri de olan bu tür bir tıbbi müdahalelerin zorunlu olduğunu veya suç olduğunu iddia etmek hukuken mümkün değildir, ancak ailesinin aydınlatılmış onamı (İzni) alınmadan zorla test kanı almak ve bu yönde baskı yapılması suç teşkil etmektedir, şöyle ki:

1-Kan ve DNA 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 6. ve devamı maddelere göre bir insanın en önemli kişisel verisidir, izinsiz veya zorla alınması, izinsiz tıbbi deney ve bilimsel çalışmalarda kullanılması-işlenmesi, paylaşılması:

a-) TCK m. 86 (Kasten yaralama) 1-3 yıl hapis.

b-) TCK. m. 90 (İnsan Üzerinde Deney) 1-3 yıl hapis.

c-) TCK m. 135-139 (Kişisel verilerin izinsiz alınması, yayılması, yayımlanması) kapsamında, 2-4 yıl arası hapis cezasını gerektirir.

2-) Sağlık sektörü çalışanlarının aşı-topuk kanı uygulamasını reddeden ailelere; “Polis ile kapınıza geliriz, çocuğunuzu elinizden alırız… vs.” şekilde sözlü baskı yapması, sık sık telefon ile arayıp rahatsız etmesi yahut matbu topuk kanı ve aşı reddi formlarını “Zorunlu olduğu iddia edilerek” imzaya zorlanmaları ; “TCK m. 123/1 (Huzur ve Sükûnunu Bozmak) suçunu oluşturur, cezası; 3 ay- 1 yıl hapistir. Verilen rahatsızlık “Israrlı takip” derecesinde ise (TCK. 123/A) cezası; 6 ay-2 yıl arası hapistir.

3-)Rahatsızlık veren ve baskı içeren bu konuşmalar tehdit de içeriyor ise; TCK m. 106 (Tehdit suçu) cezası 6 ay -2 yıl arası hapistir.

4-) Ailenin hastane (Veya Sağlık Ocağında) güvenlikçiler (Veya polis) marifeti ile hapis tutulması; TCK m.109 (Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu) oluşturur, cezası 1-5 yıl arası hapistir. Bu suç cebir, tehdit kullanılarak işlenir ise hapis cezası 2 yıldan başlar, silah ile veya birden fazla kişi tarafından işlenir ise ceza bir kat arttırılır.

5-) Aşı-topuk kanı, maske takma uygulamalarını ret ettiği için doktorun (Yerine aynı nitelikte başka bir hekim bırakmadan) hastasını terk etmesi, muayene sırası gelmiş hastaya bakmaması, tarihi verilmiş doğuma girmemesi; Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi 18. Ve 19 maddesi, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 10. Ve 25. Maddesi, Hususi Hastaneler Kanunu 44. Maddesi atfınca; TCK. 257/2 (Görevi Kötüye Kullanma, 3 ay-1 yıl hapis)ve ayrıca TCK 122 (Nefret ve ayrımcılık, 1-3 Yıl hapis) suçlarını oluşturur. Hasta ölmüş ise (TCK m.85 Taksirle Öldürme suçu 2-6 yıl arası hapis) söz konusu olur. (Maddi, manevi tazminat davasından doğan haklar saklıdır.)

6-) Eğer bu suçlar kamu görevlisi tarafından işlenir ise, ceza yarı oranında arttırılır. Memura amiri tarafından verilen ve konusu suç teşkil eden emir (Yazılı olarak verilse dahi) yerine getirilemez, yerine getiren memur, emri veren amir ile birlikte ceza alır. (TCK m.24)

7-) Memuriyet sırasında işlediği kasıtlı suç nedeniyle bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olan memurun görevine son verilir. (Devlet Memurları Kanunu; 657/5 ve devamı.) 

Netice olarak diyebiliriz ki; Topuk kanını zorla almaya kalkmak (bu konuda bir tedbir kararı olsa dahi) bu fiili yapanlar suç işlemiş olur. Çünkü verilen tedbir kararları hukuki şartları yerine getirilmeden hukuka aykırı bir şekilde verilmektedir.

TOPUK KANI HAKKINDA VERİLEN TEDBİR KARARLARI HUKUKİ VE TIBBİ DAYAKTAN YOKSUNDUR.

Yargıtay’a göre de çocuklar hakkında koruma amaçlı sağlık tedbiri kararı verilmesi taleplerinin evrak üzerinden ve yahut uzman görüşüne dayanılmadan karara bağlanması mümkün değildir. (Yargıtay 2. HD. 25.03.2014 T.  2013/24935 E. – 17.02.2014 T.  2013/16794 E. 2014/2877 K.)  Yine Bursa BAM 2. HD 2024/2575 E. 2024/2379 K. sayılı kararında:“Dava, 5395 sayılı Yasaya göre sağlık tedbiri uygulanması talebine ilişkindir.(HMK m. 27) çerçevesinde “Delillerinin sorulması ve gösterildiği takdirde usulünce toplanıp, gerektiğinde uzman bilir kişilerden görüş alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken…istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına…” demektedir. (Bu yönde çok sayıda emsal karar mevcuttur. (Ancak günümüz bu kararlar çoğunlukta aile dinlenilmeden verilmekte, bunu da aslında görevsiz olan ve asıl görevi 18 yaş altı suç itilmiş çocukları yargılamak ve bunlar ile ilgili sağlık koruma amaçlı tedbir kararları vermek olan çocuk mahkemeleri yapmaktadır. Halbuki ortada ne suç vardır, nede suça itilmiş çocuk)

Bu Yargıtay kararlarında bahsedilen; herhangi bir uzman değil, tedbir kararının konusunda uzman olan bilirkişidir.(HUMK m.266 vd.)Tedbir isteminin konusu söz konusu testlerin çocuğun sağlığı-hayatı için zaruret arz edip etmediği, bu konuda bir tıbbi gereklilik/zaruret arz edip etmediği hususudur. Bu da tıbbi uzmanlık gerektiren ve hatta uzman bir çocuk doktorunun (Yahut da daha yerinde olan genetik hastalıklar konusunda da bilgisi olan bir çocuk doktoru uzmanının) görüş belirtebileceği bir husustur. Hatta bunun bir heyet raporu şeklinde olması daha yerindedir.

Mahkemesince uzman bir çocuk doktoru/uzman heyeti tarafından çocuk bizzat ve fiziken muayene ettirilerek, hangi sebeplerle çocuğun sağlığının-geleceğinin-hayatının tehlikede olduğunu somut tıbbi gerekçeler ile ortaya koyması gerekmektedir.

Bu uzman çocuk doktoru raporu da;“Şu şu hastalık bulguları (Klinik bulgular) sebebi ile çocukta şu genetik hastalığın olması kuvvetli ihtimaldir, yapılacak test ile teşhis kuvvetlendirilmelidir…” babında bir gerekçe içermelidir ki bu testler hakkında tedbir kararı verilmesinin bir dayanağı olabilsin, aksi takdirde taranan bu 6 hastalığa ilişkin testlerin, yapılmayan diğer binlerce hastalık testinden (6 bin genetik, 500 metabolik hastalık vardır.) farkı yoktur.

Bu testler (PCR testleri) kandaki bazı maddelerin olmasına, azalıp-artmasına veya bazı genlerin bulunmasına ilişkindir ve diğer klinik bulgular ile desteklenmeden bu test sonuçları hastalık tanısı koymak için tek başına yeterli değildir, çünkü bu maddelerin olması, fazlalığı-azlığı başkaca sebeplere dayanabilir. (Doç. Dr. Cüneyt Konuralp/Prof. Dr. Alişan Yıldıran- Topuk kanı testleri makale) Ayrıca bir insanda hastalık genine rastlanması da onun hasta olacağı anlamına da gelmemektedir, insanların çoğu hastalık geni taşımaktadır.

Kısaca mahkemeler taraf olan idarenin soyut (Bizce sağlık Sektörüne iş teminine ilaç/test satışı amacı taşıyan) iddiaları esas alınarak anne babanın velayetten doğan tıbbi müdahaleyi seçme hakkını yok sayan böyle DAYANAKSIZ bir tedbir kararı veremez. Ancak günümüzde sosyal hizmetlerin tedbiri gerektiren bir raporu dahi aranmaksızın, idarenin soyut iddiaları ile veya en fazla bir üniversite/devlet hastanesininde çalışan doktorun topuk kanı hakkındaki genel görüşü gerekçe gösterilerek topuk kanı hakkında tedbir kararı verilmektedir. Bunlar geçmiş uygulamalara tamamen test ve akıl ve mantık ile açıklanamayan YOK HÜKMÜNDEKİ kararlardır.

Bu da mahkemelerin günümüzde adaletin sağlandığı yargı mercileri olmaktan çıkıp, idarenin tebliğ memuru haline geldiğini göstermektedir. Bu mahkemeler en azından kararlarının başına yazdıkları “TÜRK MİLLETİ ADINA” ibaresini biraz utanarak silmelidirler. Türk Milleti bedava test hizmetine elbette karşı değildir, ancak milletimiz ve kıymetli yavrularından zorla kan alınmasını idare ve yargıdan istememiştir. Sağlıklı çocuklara testin zorunlu olduğunu kabul etmek otomatik olarak testle hasta ilan edilen çocukların ailelerin istemediği tedavilere zorlanabileceği anlamına gelir. Yani anne babanın “Çocuğumda hasta değil, bu hastalığa sahip değil, ilaçların yan etkileri çok ağır ölüme sebebiyet verebilir, aile doktorumuz farklı düşünüyor vs.” deme hakkı elinden alınmış olur. Aile çocuğunu tıp sektörünün hata ve suistimallerine karşı koruyamaz hale gelir. Bu da insanı hukuken hayvan, çocuklarımızı da kobay statüsüne indirger. Yenidoğan çetelerinin kol gezdiği, sağlık sisteminin tamamen özelleşip performans ve kâr odaklı çalıştığı günümüzde bu çok büyük bir tehlikeli bir durumdur.

Hatalı karar mahiyetindeki (Hatta hâkimin suç işlemesi anlamına gelen) bu kararlar zorla topuk kanı alınmasının bir gerekçesi olamaz. Zorunlu test ve tıbbi müdahale en son Hitler rejiminde uygulanmıştır ve bunu yapanlarda Nürnberk Mahkemelerinde yargılanmıştır. Türkiye de buna benzer bir dönemin geleceğini ve bu hâkimlerin ağır suçlardan yargılanacağını düşünüyorum. Bu kararları zorla uygulamaya kolluk kuvvetleri ve bunu kolluğa emreden yargı mensupları da yukarıda arz ettiğimiz suçları işler ve bence böyle bir gerekçe ile zor kullanma teşebbüsü halinde çocuğundan kan aldırmak istemeyen ailenin meşru müdafaa hakkı doğar.

Av. Cüneyt Bülent Şeker

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.