GIDAYA ULAŞMA

GIDAYA ULAŞMA
Yayınlama: 04.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Esma Müjgan Çelikkol makalesinde;

2026 Gıda Enflasyonu ve Türkiye’nin
Dünya Sıralaması 175 ülke arasında, en yüksek olduğu, ilk 3-5 ülke arasında yer aldığı bazı raporlarda belirtiliyor. Türkiye, Güney Sudan ve İran’ın ardından 3. sırada gösteriliyor.
Türkiye, gıda enflasyonunda OECD ülkeleri arasında da birinci konumda.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Mart 2026’da tüketici fiyatları aylık %1,94 ve yıllık % 30,87 arttı derken, Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) aylık %4,10 , Yıllık enflasyon artış oranını %54,62 olarak hesapladı.

TÜİK’e göre ; En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %32,36 artış, ulaştırmada %34,35 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %42,06 artış olarak gerçekleşti.

Bu arada Avrupa Birliği’nde ortalama gıda enflasyonu %2,70 (Şubat 2026) civarındayken, Türkiye’deki oran %32,36 ile Avrupa ortalamasının çok üzerindedir.

İster inanın ister inanmayın, TÜİK “enflasyon düştü” diyor. “Hayat pahalılığını yaşayan bilir” dediğinizi duyar gibiyim. En doğal ihtiyacımız beslenme. Gıda temini amacıyla pazara, çarşıya bir hafta arayla gidenler en az % 50 zamlı fiyatlarla karşılaşıyorlar. Domates, biber, patlıcan, yeşillik, meyve sebze fiyatları dudak uçuklatıyor. Ekmeğe, elektriğe, doğalgaza, akaryakıta, ulaşım giderlerine zam üstüne zam yapılıyor.

Döviz kurlarındaki baskı, maliyet artışları ve önceki enflasyon dalgalarının devam eden etkileri gıda fiyatlarındaki yüksek seyri besliyor.

Sabit gelirlilerin gelirleri (memur, işçi, emekli, vs. ) yılda bir yada iki defa enflasyon gözönüne alınarak artırılıyor. Tekrar artış yapılacağı tarihe kadar verilmiş olan maaş artışı çoktan erimiş, değeri kaybolmuş, hatta eksiye geçilmiş oluyor.
Yönetimin zihniyeti; çok para verilirse, harcama artar, pahalılık gelir. Amaçları sabit geliri düşük tutup talebi azaltarak, enflasyonu düşürmek.

İstatistikler; nüfusun % 14 ü (Mutlu Azınlık) insanca yaşama kriterlerine sahip, % 86 sının maalesef geçinemiyor olduğunu belirtiyorlar. Meydanlarda GEÇİNEMİYORUZ ! diye çığlık atıyorlar ama duyan yok. TÜİK verilerine göre nüfusun % 45-60 ı açlık, % 22-29 üç yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Açık Sınırı: 32.793₺ , Yoksulluk Sınırı: 106.817₺ (Mart 2026)
Türkiye’de 7 milyona yakın çocuğun yoksulluk içinde yaşadığı ve 50 milyondan fazla kişinin sağlıklı beslenemediği belirtiliyor.

Ekonomik kriz veya yüksek enflasyon dönemlerinde, geniş halk kitleleri yoksullukla mücadele ederken, yüksek gelir elde eden “Mutlu Azınlık” banka mevduatlarının büyük kısmını elinde tutan veya faiz gelirlerinden yüksek kazanç sağlayan küçük bir kesimdir.

Nisan 2026 itibarıyla “mutlu azınlık”
Bankalardaki toplam 26,1 trilyon liralık mevduatın, yaklaşık 21,5 trilyon lirasını elinde bulundurmaktadır.
Emekli ve çalışanların maaş zamlarının enflasyon karşısında eridiği bu dönemde bir kesimin yüksek faiz ve kur avantajıyla servetini artırıyor olması eleştiri ve büyük tepki almaktadır.

“Mutlu Azınlık” ifadesi, Türkiye’deki gelir adaletsizliğinin ve servet dağılımındaki dengesizliğin yansımasıdır.

Özetle, 2026 yılının ilk çeyreğinde Türkiye, küresel gıda enflasyonu liginde “zirve” yarışı içerisinde olan, gıda fiyat artışlarının en şiddetli hissedildiği ülkelerden biridir.

Komşumuzdaki savaş bizleri de etkiliyor, ABD “nerede petrol var, kıymetli maden var benim olmalı” politikasını sürdürmek uğruna insanlığı kan revan, yıkım döküm içinde bırakıyor. Ülkemiz zenginlikleri de birilerinin dikkatini çekiyor, göze batıyor. Umarım İran’ın başına gelen bizim başımıza da gelmez.
O koşulda gıdaya ulaşma şansımızı düşünemiyorum bile.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.