Binlerce insanın dişinden, tırnağından artırarak kurduğu hobi bahçeleri, bugün keyfi ve adaletsiz uygulamalarla yok edilmek isteniyor. Peki, bu yıkımlar kime ne fayda sağlayacak? Gerçek şu ki, zaten yapılmış ve hiçbir şekilde başkasının hakkına zarar vermeyen bu bahçelerin sökülmesi yalnızca vatandaşın canını yakmak için bir araç olarak kullanılıyor.
İmar Yasasına Takılanlar Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, milyonlarca vatandaşın yaşadığı yapı kayıt mağduriyetine dikkat çekerek hükümete ve ilgili kurumlara sert mesajlar verdi:
“Yıkım çözüm değil! Milyonlarca aileyi sokakta bırakmak bu ülkenin kaderi olamaz!”
Bahçe sahiplerinin büyük çoğunluğu emekliler. Hayatlarında belki de tek renk bu bahçeler. Bu insanları, doğanın içinde bir kulübe sahibi olmak istedikleri için cezalandırmak vicdana ve adalete aykırıdır.
Sorun “kaçak yapı” ise, Türkiye’nin sahil bölgelerinde on binlerce kaçak yapı olduğunu unutmayalım. Lüks villalar, daireler ve oteller… Geçmiş dönemlerin yasal boşluklarını kullanarak veya belediye yolsuzlukları sayesinde bitmiş yapılar bugünkü yasalarla uyumsuz olmasına rağmen ne yıkım ne de cezai işlem gündemde. Devletin zengine ses etmediği, sıradan vatandaşa karşı sertleştiği açıkça görülüyor.

Hobi bahçelerine ilişkin kanun teklifinde yer alan düzenlemeler, milyonlarca vatandaş açısından ciddi mağduriyetler doğurabilir:
Bu düzenlemeler, vatandaş yerine kurumları cezalandırarak sorunu baskıyla çözme yaklaşımını ortaya koyuyor. Oysa bu, hukuki, sosyal ve vicdani açıdan tamamen kabul edilemez.
Bugün “hobi bahçesi” olarak adlandırılan alanlar, birçok vatandaş için bir lüks değil, zorunluluk haline gelmiştir. Artan ekonomik şartlar, gıda güvenliği kaygısı ve şehir hayatının baskısı, insanları toprağa yönlendirmiştir. Pandemi süreci ile birlikte kırsala yönelim ve kendi üretimini yapma ihtiyacı daha da görünür hale gelmiştir.
Bu bahçeler, yalnızca bir dinlenme yeri değil; aynı zamanda üretim, nefes alma ve yaşam alanıdır. Bu gerçekleri görmezden gelmek, milyonlarca insanın yaşam hakkına doğrudan saldırıdır.
Bu uygulamalar, sadece kaotik bir belirsizlik ve korku ortamı yaratır. “Mevcut yapıların kapsam dışında bırakılması” ifadesi, ileride yıkım tehdidiyle karşı karşıya kalacak yapıların yasal koruma dışında bırakılacağını gösteriyor. Bu yaklaşım hiçbir çözüm üretmez, aksine mağduriyeti katmerlendirir.
Devletin asli görevi, vatandaşını cezalandırmak değil; mevcut sorunları çözerek kayıt altına almak ve düzenlemektir. Yapılması gerekenler açık:
Aksi halde, bu düzenleme kaçak yapılaşmayı azaltmayacak; sosyal huzursuzluğu ve kayıt dışılığı artıracaktır.

Unutulmamalıdır ki bu mesele yalnızca bir imar ya da tarım konusu değildir. Bu mesele, vatandaşın yaşam hakkı, üretim hakkı ve mülkiyet hakkı ile ilgilidir.
Bizler buradan açıkça çağrıda bulunuyoruz:
Yıkım değil, düzenleme; ceza değil, çözüm; dışlama değil, kapsayıcılık!
Bugün kapsam dışı bırakılan her yapı, yarın yıkım tehdidiyle karşı karşıya kalacaksa; bu düzenleme çözüm değil, yeni mağduriyetlerin habercisidir. Tüm yetkilileri sahadaki gerçekleri görmeye ve vatandaşın sesine kulak vermeye davet ediyoruz.