Türkiye’de kamu arazilerinin özelleştirilmesine yönelik tartışmalar hız kazanıyor. Yapılan etki analizine göre, ülkenin en değerli bölgelerinde bulunan 230 taşınmaz, yüksek rant potansiyeli nedeniyle satış kapsamına alınıyor. Analizde kamu kurumlarına da açık bir çağrı yapıldığı dikkat çekiyor:
“Atıl yeriniz varsa bildirin, satalım.”
Uzmanlar, bugüne kadar gerçekleşen satışları şöyle özetliyor:
Şimdi ise sıra 230 kamu kurumunun arazisine geldi.
Ekonomi uzmanları, bu süreçte liyakat sorunlarının da ortaya çıktığını belirtiyor. Bir kamu yöneticisinin görevinin kamu malını satmak değil, değer üretmek olması gerektiği vurgulanıyor. Ancak görünen tablo, kamu arazilerinden vazgeçilmesi ve belli kesimlere rant sağlanması yönünde.
“Görünüşe göre, kamu arazilerinden vazgeçilmesi isteniyor, rant alanları oluşturuluyor ve kazanç belli gruplara aktarılıyor.”
Kanun teklifinde dikkat çeken bir diğer düzenleme ise İşsizlik Fonu ile ilgili. Teklifle, devlet katkısının yüzde 1’den yüzde 1,5’e çıkarılması için Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Ancak uzmanlar, bu düzenlemenin geriye dönük işletilmesi halinde fon katkısının fiilen düşürülebileceğini belirtiyor.
Uzmanlar, fonla ilgili mevcut sorunları şöyle sıralıyor:
Yapılması gerekenin, konkordato ilan eden veya iflas eden işletmelerde işsiz kalan çalışanların fonu etkin kullanabilmesi olduğunu vurgulayan uzmanlar, mevcut düzenlemenin tam tersine, işsizlerin güvencesini daralttığını ve fonun amacından saptığını söylüyor.
“Kamu varlıklarının satıldığı, işsizlerin güvencesinin zayıflatıldığı bu düzenlemeler kabul edilemez. Devletin önceliği, vatandaşın ekonomik güvenliğini sağlamak olmalıdır.”
Analiz, hem kamu arazilerinin özelleştirilmesi hem de işsizlik fonu ile ilgili düzenlemelerin, toplumsal ve ekonomik açıdan kritik etkileri olacağını ortaya koyuyor.