Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
21 Mart, Anadolu’nun derin seslerinden birinin, Aşık Veysel’in aramızdan ayrıldığı gün… Kimi insanlar vardır ki, bedenen göçseler de sözleriyle, duyuşlarıyla, bıraktıkları izlerle yaşamaya devam ederler. Aşık Veysel de işte o ölümsüzlerden biridir.
Onun ozanlığı, yalnızca şiir söylemekten ibaret değildir. Veysel, sözcükleri bir süs öğesi olarak değil, gerçekliğini yalın bir aynası olarak kullanır. Sazının teline dokunduğunda, aslında Anadolu’nun yüzyıllardır biriken sesi yankılanır. Onun şiirlerinde ne yapay bir derinlik ne de gösterişli bir anlatım vardır. Aksine, sadelikle yoğrulmuş bir bilgelik görülür. Çünkü o, yaşamı olduğu gibi görmüş ve olduğu gibi dile getirmiştir.
Sanat anlayışı, “halk için sanat” düşüncesinin en yalın, en doğal örneklerinden biridir. Veysel’in şiirleri anlaşılmak için çaba istemez; çünkü o, halkın diliyle konuşur. Ama bu sadelik, yüzeysellik değildir. Her dizesinin altında derin bir yaşam deneyimi , bir iç hesaplaşma ve varoluş sorgusu yatar. Onun sözleri, bir köy odasında da yankı bulur, bir kent meydanında da. Çünkü o, insanın özüne seslenir. Belki de onu en özel kılan yönlerinden biri, doğayla kurduğu eşsiz bağdır. Görmeyen gözlerine karşın, doğayı en iyi duyumsayanlardan biridir Aşık Veysel. Toprağı “sadık yar” diye anması boşuna değildir. Onun için toprak sadece bir geçim kaynağı değil, insanın varoluşunun özü, başlangıcı ve sonudur. Doğa, onun dizelerinde bir manzara değil, bir yoldaş gibidir. Rüzgârın sesi, kuşların ötüşü, toprağın kokusu… Hepsi onun iç dünyasında bir karşılık bulur ve şiire dönüşür.
Veysel’in yaşamı, zorluklarla örülmüş bir yolculuktur. Ancak o, acıyı bir isyana değil, bir kabullenişe ve derin bir anlayışa dönüştürmüştür. Belki de bu yüzden onun şiirlerinde bir sitemden çok bir kabulleniş, bir kırgınlıktan çok bir bilgelik hissedilir. O, yaşamı olduğu gibi kabul etmiş, ama onu anlamlandırmaktan da vazgeçmemiştir.
Bugün, 21 Mart’ta onu anarken aslında kendimize de dönüp bakarız. Çünkü Aşık Veysel’in dizeleri, yalnızca bir dönemin değil, insanlığın ortak duygularının anlatımıdır. Onu anlamak, biraz da toprağı anlamak, doğayı hissetmek ve yaşamın özüne yaklaşmaktır.
Ve belki de en çok şu gerçeği anımsatır bize: İnsan, ne denli uzaklaşırsa uzaklaşsın, eninde sonunda yine toprağa, yine özüne döner.
Toprağın en sadık dostu Aşık Veysel’i Arifiye İlköğretmen Okulu’nda görme ve dinleme olanağı bulan şanslı kişilerden biri olmanın onurunu yaşıyorum. Halk yazınımızın bu değerli ozanını ölüm yıldönümünde özlem ve saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlılığının, toprak, doğa, yurt sevgisinin herkese örnek olmasını diliyorum.
Anadolu’nun kır çiçekleri içinde uyusun büyük ozan.