Savaş ve Bayram: Aynadaki Çatlak

Savaş ve Bayram: Aynadaki Çatlak
Yayınlama: 16.03.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;

Bir yanda çocuk tebessümü, diğer yanda sirenlerin gürültüsü ve acı gerçeği…

Aynadaki çatlak, insanlığın hem ışığını hem karanlığını aynı anda gösteriyor.

Başı rahmet, ortası mağfiret; sonu da cehennem azabından kurtuluş olan on bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayının son günlerindeyiz.

2026 Ramazan Bayramının arifesinde, mübarek Ramazan ayının manevi ikliminin gölgesinde ülkemiz penceresinden bakıldığında bu yılki Ramazan ayının, geçmiş yıllardaki Ramazanlara kıyaslandığında vukuatsız sayılabilecek bir dinginlik içinde geçti.

“Kâbe’de Hacılar Hu der Allah…” ilahisi etrafında bir kaşık suda fırtına koparma gayreti ile dönen birkaç küçük olay dışında, geçmiş yıllardaki provokatif ve düzmece haberlerin maşallah dedirtecek kadar az olması sevindiriciydi.

Birçok insan sahur, iftar, mukabele, zekât, fitre ve teravih Kadir Gecesi derken Ramazan ayını dua ve ibadetle geçirdi, af ve mağfiret diledi.

Kimse kimsenin orucuna ve oruçsuzluğuna karışmadığı gibi karışıldığı iddia edilip düzmece haberler ile ortalık velveleye verilmedi; herkes kendi yolundaki menzilinde yürüdü.

Rabbim yapılan ibadetleri, tutulan oruçları kabul etsin, ülkemize de darlık ve sıkıntı göstermesin inşallah.

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” düşüncesiyle sadece ülkemiz penceresinden bakıldığında sorun yokmuş gibi görünse de dünya ve ümmet ölçekli bakıldığında ise durumun iç açıcı olmadığı, sınırlarımızda devam eden savaşın ve Lübnan’daki işgal ile dünyanın bir ateş topu haline geldiği apaçık ortada.

ABD’nin ve İsrail’in İran’a ve Beyrut’a yönelik saldırılarını, iftar ve sahur sofralarında televizyonlardan canlı yayınlarla izledik. Bir yanda sahur sofralarının sessizliği, diğer yanda sirenlerin gürültüsü…

Bir yanda çocukların bayramlık telaşı, diğer yanda ekranlardan düşen bombaların gölgesi… İşte aynadaki çatlak tam da burada kendini gösteriyor.

Ramazan’ın rahmet iklimi, mağfiret kapısı ve kurtuluş umudu bayram sabahında çocukların gülüşüyle taçlanmalıydı.

Ancak aynadaki çatlak, dünyanın vicdanında hâlâ görünür. Bayram, barışın adı olmalı; yoksa çatlak büyür ve bir gün bütün yüzü kaplar.

Günümüz insanlığın en kadim çelişkisi “Savaş” ve “Bayram” diye ifade ettiğimiz bu iki sözcükte gizli.

Savaş; yıkımın soğuk yankısı, Bayram ise barışın, mutluluğun, kaynaşmanın sıcacık ışığıdır.

Savaş ve Bayram…

Taban tabana zıt iki sözcük. Bu iki sözcük yan yana geldiğinde, aynadaki çatlak gibi duruyor: insanın hem yıkıcı hem de umutlu tarafını aynı anda gösteriyor.

Savaş, karanlığın çığlığıdır.

Bayram, sabah güneşinde birleşen kalpler.

Savaş, yıkımdır.

Bayram, direniştir.

İkisi yan yana geldiğinde, insanlığın aynasında bir çizik belirir.

“Savaş” kelimesi, ölümün uğultusunu taşırken; “Bayram” kelimesi, paylaşmanın ve huzurun sıcaklığını çağrıştırıyor.

Bu ikisi yan yana geldiğinde insanlığın tarih boyunca yaşadığı çelişkiyi gözler önüne seriyor: bir yanda kutlama ve umut, diğer yanda yıkım ve kayıp. Bu sıkışmışlık aslında insanlığın kendi içindeki ikilemi de yansıtıyor.

Savaş, insanın kendi gölgesine yenilişidir; Bayram, aynı gölgeden doğan ışığa tutunuşudur.

Bayram, huzurun ve kavuşmanın sembolüyken; savaş, bu özlemi sürekli erteleyen bir gerçekliktir. Belki de bu yüzden bayramlar, savaşların gölgesinde daha da kıymetli hale geliyor. Çünkü bayram, savaşın karanlığına karşı bir ışık gibi parlıyor.

Bayram, çocuk tebessümünde saklıdır; Savaş, sessiz mezar taşlarında gizlidir. Bayram, sofrada bölüşülen ekmektir; Savaş, ekmeğin bölünemediği açlıktır.

Bugün yaşadığımız dünyada bu iki kelimenin yan yana getirilmesi bir tesadüf değil, bir uyarıdır. Bu uyarı da bize hâlâ bir çıkış yolu ve kurtuluş umudu olduğunu hatırlatıyor.

Bayramın ışığı, savaşın karanlığını tamamen silemese de insanlığın barışa yönelme iradesini diri tutar.

Çünkü bayramlar, sadece kutlama değil; aynı zamanda bir hatırlatma, bir direnç noktasıdır. İnsanlığın hâlâ barışa ulaşabileceğini söyleyen sessiz bir çağrıdır.

Ama bunun için ümmetin dirilişine, diklenişine ve uyanışına ihtiyacı var… Yoksa çil yavrusu gibi darmadağın olmuş bir ümmet için bayramlarda da olsa huzur ve mutluluk beklemek beyhude bir hayaldir.

Bayram, barışın hatırlatmasıdır; savaş, unutmamız gereken bir yankıdır. Çatlak aynada gördüğümüz hem karanlık hem ışık, bize hâlâ bir seçim hakkımız olduğunu fısıldıyor. Ve belki de her bayram, bu seçimi yeniden yapmamız için bir çağrıdır.

Bayram, insanlığın kalbine düşen bir ışık; savaş, aynı kalpte açılan bir yara. Her bayram, yarayı kapatmaya çalışan bir dua gibidir.

Bayram, duaların göğe yükseldiği ışık; savaş, insanlığın kendi gölgesine düşen uğultudur. Bayram, sofrada bölüşülen ekmektir; savaş, ekmeğin bölünemediği açlıktır. Ve her bayram, insanlığa yeniden hatırlatır: barış hâlâ mümkün.

Her bayram, gölgeden ışığa geçişin sessiz bir direnişidir.

Bayramlar ümmet coğrafyasına cemre gibi düşeceği günlerdir ama bizim neslimizin ömrü cemreleri beklemekle geçti…

Savaşın gölgesiz, entrikanın sessiz kaldığı bayramlara…Barışın cemre gibi düştüğü sabahlara… İnşallah.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.