Beşiktaş Belediyesi’nin mahalle iftarları düzenlemesi, Ramazan ayının dayanışma ve paylaşma ruhunu mahalle ölçeğinde yaşatma açısından kuşkusuz değerli bir girişimdir. Aynı sofrada buluşmak, komşuluk bağlarını güçlendirmek, bereketi ve lokmayı paylaşmak toplum hayatımızın en güzel geleneklerinden biridir. Yüzyıllardır süregelen bu kültür, Ramazan’ın en anlamlı yönlerinden birini oluşturur.
Ancak kamusal yönetim söz konusu olduğunda, her iyi niyetli girişimin içinde bulunulan ekonomik ve mali koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira kamu kaynaklarıyla yapılan her faaliyet, yalnızca iyi niyet üzerinden değil aynı zamanda mali gerçeklikler ve toplumsal öncelikler üzerinden de tartışılmak durumundadır.
Son dönemde kamuoyuna yansıyan bilgiler, Beşiktaş Belediyesi’nin ciddi bir mali sıkıntı içinde olduğunu göstermektedir. Belediye çalışanlarının maaşlarının zaman zaman gecikmeli ödendiği, emekli olan bazı personelin kıdem tazminatlarının ise henüz karşılanamadığı yönündeki iddialar, kamu vicdanında doğal olarak bazı soruların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Çünkü emeğin karşılığını zamanında ödemek yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda en temel ahlaki sorumluluklardan biridir. Bir kamu kurumunun çalışanlarına karşı yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi, yönetim anlayışının en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilir.
Bu nedenle, belediyenin mali sıkıntı yaşadığı bir dönemde gerçekleştirilen geniş kapsamlı organizasyonlar, ister istemez “öncelikler doğru belirleniyor mu?” sorusunu gündeme getirmektedir.
Elbette bu iftar programlarının belediye bütçesinden değil de sponsor destekleriyle düzenleniyor olması ihtimali de söz konusu olabilir. Ancak bu durumda bile farklı bir bakış açısı üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü Ramazan ayının ruhu yalnızca bir sofrayı paylaşmakla sınırlı değildir; asıl anlamı ihtiyacı olana destek olmak ve dayanışmayı büyütmektir.
Bu çerçevede, gönüllü desteklerin bir kısmının belediye çalışanlarının maaşlarına, emekli personelin hak edişlerine veya ilçenin somut ihtiyaçlarına yönlendirilmesi Ramazan’ın dayanışma ruhuyla çok daha güçlü bir uyum içinde olacaktır.
Unutulmamalıdır ki emek en yüce değerdir. Emeğin karşılığını zamanında ödemek, toplumsal dayanışmanın en kıymetli biçimlerinden biridir.
Öte yandan Beşiktaş gibi Türkiye’nin en köklü ve en değerli ilçelerinden birinde gönüllü katkı sunmak isteyen kişi ve kurumların destekleri çok daha kalıcı sonuçlar doğurabilecek alanlara da yönlendirilebilir. Örneğin çocuk parkları, kreşler, mahalle yaşamını canlandıracak sosyal alanlar, gençlerin ve ailelerin faydalanabileceği kamusal tesisler bu katkıların değerlendirilebileceği önemli alanlardır.
Her mahallede erişilebilir belediye tesislerinin kurulması, çocukların güvenle oynayabileceği parkların yapılması, sosyal yaşamı güçlendirecek kamusal alanların artırılması gibi yatırımlar, toplumun geniş kesimlerine uzun vadeli fayda sağlayacaktır.
Bu noktada Beşiktaş’ın sahip olduğu ekonomik gerçekliğe de değinmek gerekir. Beşiktaş, kuşkusuz Türkiye’de rant değeri en yüksek ilçelerden biridir. Ancak rant kavramı başlı başına olumsuz bir anlam taşımaz. Asıl mesele, ortaya çıkan bu değerin nasıl yönetildiği ve nasıl paylaşıldığıdır.
Eğer oluşan rant; kreşlere, çocuk parklarına, yeşil alanlara, mahalle yaşamını güçlendiren Beltaş kafelere ve kamusal hizmetlere dönüşüyorsa bundan herkes memnuniyet duyar. Çünkü doğru yönetilen rant, kent yaşam kalitesini artıran ve toplumun tamamına fayda sağlayan bir kaynağa dönüşebilir.
Önemli olan, ortaya çıkan değerin adil, şeffaf ve kamusal yarar gözetilerek yeniden Beşiktaşlılara kazandırılmasıdır.
Sonuç olarak mesele yalnızca bir iftar sofrası meselesi değildir. Asıl mesele, kamusal kaynakların ve toplumsal dayanışmanın öncelikler doğrultusunda, adil ve sürdürülebilir biçimde kullanılmasıdır.
Bu düşünceler, herhangi bir polemik yaratmak amacıyla değil; Beşiktaş’a duyulan aidiyet duygusuyla yapılmış iyi niyetli ve dostane bir hatırlatma olarak görülmelidir.